Kategori: "Ateist ve Agnostiklere Cevaplar"

Ateist ve Agnostiklere Cevaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kadın Peygamber
    Günümüzde, müslümanların merak ettiği sorulardan biri, Tarihte hiç kadın peygamber var mıdır ? Yoksa neden yoktur? sorusu olmuştur. Hatta bazı zamanlar ateist ve deistlerin bu konu üzerinden, başta İslam olmak üzere, diğer dinleri karalamaya çalıştığını bile görüyoruz. "Allah cinsiyet ayrımcılığı mı yapıyor? İslama göre neden kadınlar hep ikinci planda gösteriliyor? " gibi saçma soruların tek nedeni, bu insanların okuma araştırma yapıp bilgi sahibi olması bir yana, sadece nefret ettiği ve zarar görmesini istediği din olgusuna bir çamur atma gayretinden başka birşey değildir. Allah hepsinin gönüllerine hidayet versin ve onları bu dünyadan göçmeden cehennem azabından kurtarsın. Biz konumuza devam edelim ve bu düşünceye sahip insanlara olabildiğince bilgi vermeye çalışalım.
    
    Bazı zayıf rivayetlerde, Havva, Meryem ve Asiye ve Yahudilerin ismine Yocheved dediği Hz. Musa'nın annesine peygamber yakıştırılması yapılsa da bunlar doğru olmaktan çok uzak rivayetlerdir. Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim'de bu konuyla ilgili Nahl Suresi'nin 43. ayetinde şu ayet-i kerimeler vardır;
(Ey Peygamber!) Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız Tevrat ve İncil âlimlerine sorun. (Nahl Suresi - 43. Ayet)
    Bu ayete göre yüce Allah, bizlere tarih boyunca gönderdiği peygamberlerinin sadece erkek olduğunu açık bir şekilde bildirmektedir.

Peki Neden Kadın Peygamber Yoktur ? 

    İslam tarihine ve Allah'ın insanlara bildirdiği diğer dinlerin tarihine bakacak olursak, gelmiş olan her peygamber, Allah'ın onun aracılığıyla insanlara anlatmak istediği dinini anlatırken çeşitli zorluklar çekmiş, eziyetler görmüştür.* Hatta bazı peygamberler, bu uğurda çeşitli işkenceler görmüş ve gönderildiği insanlar tarafından öldürülmüştür. Hz. Zekeriya oğlu Hz. Yahya kendi kavimleri tarafından alçakça katledilmiş, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), Hz. İsa gibi birçok peygamber öldürülmeselerde birçok işkence görmüş ve bir insanın dayanmasının çok zor olduğu zorluklar yaşamıştır.

   Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav), 7 evladından 1'i hariç hepsinin küçük yaşlarda vefatını görmüş ve onları kendi elleriyle toprağa vermiştir. İslam'ı tebliğ ettiği süre boyunca, şu zamanda bile okudukça içimizin acıdığı, kimi zaman gözlerimizin dolmasına neden olan fiziksel ve ruhsal şiddete maruz bırakılmıştır. Bu nedenle, kadınlar fıtratları gereği daha narin ve kırılgan yaratıldıklarından dolayı bu olayları kaldırması onlar için çok zor olacağından yüce Allah, onlara bu görevi yüklememek istemiş olabilir.

   Kadın peygamber olmasa da diğer bir deyişle onların fiziksel ve ruhsal yaratılışlarının buna uygun olmamasından dolayı Allah onlara bu görevi yüklememiş olsa bile, dinler tarihinde kadınların, Allah'ın dinine her zaman büyük katkıları olmuş ve bu olaylar Kur'anda yer bulup, taçlandırılmıştır. Hz. Hacer, Hz. Meryem, gibi birçok Allah'ın dinine yardımda bulunmuş kadınlar, karakterleriyle ve duruşlarıyla her zaman örnek olmuşlardır. 

Bu olaylar ve bazı yalan rivayetler kaynak gösterilerek manevi anlamda İslam'da kadın erkek eşitliğinin olmadığı gibi şeyler söyleyenler için Hucurat Suresi'nde yüce Allah onlara şöyle cevap vermektedir;

Ey insanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Allah bilendir, haberdardır.(Hucurat - 13)

Allah'ın adaleti, insanların kadın veya erkek olmasına göre değil iman ve takva farkına göre belirleneceği açık bir şekilde bildirilmiştir.

 * (Allah neden dinini göndermek için peygambere ihtiyaç duyuyor, haşa insanlara anlatmaya gücü yok mu ? sorusunu sorabilecek ziyaretçiler için belirtelim, ilerleyen zamanlarda sitemizde bu konu hakkında tatmin edici geniş detaylı bilgiyi bulacaksınız) 


 Çoğu insan yaşamı boyunca edindiği tecrübeler ve karşılaştığı olaylar karşısında bazen bu soruyu sorabilir kendine. Örnek vermek gerekirse eğer bu kişi fakirse zenginleri düşünerek " Allah neden onları bu kadar rahat yaşatırken beni bu halde bırakıyor" der. Eğer acı çeken biriyse, çektiği acı her ne olursa olsun onu düşünerek diğer insanlarla kendini kıyas edip aynı soruyu sorar.

  Kısaca çirkin güzeli, fakir zengini, tok açı, iyi kötüyü düşünerek hayatının bazı evrelerinde bu soruyu sorabilir kendine. Eğer Allaha inanmayan birine denk geldiyseniz bu durumu size koz bile kullanarak size aynı soruları sorup cevap bile vermenizi isteyebilir. Çünkü yeterince dşünülmeyen bu konu cevapsız kaldığında büyük bir anlamsızlığa ve çelişkiye sürükleyebilir sizi. Fakat olayın derinini düşünmeye başladığımızda herşey bir su kadar berrak bir şekilde anlaşılmaktadır.

“Olur ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız, hâlbuki hakkınızda o bir hayırdır. Ve olur ki bir şeyi seversiniz, hâlbuki hakkınızda o bir şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 2/216).

Allah Hiç Bir Yaptığını Amaçsız Yapmaz

 Allaha kalben inanıp ona itaat eden herkes onun yaptıklarının belli bir nedeni ve bu nedene bağlı hayırlı bir sonucu olduğunu bilir. Sonu hayırsız olsa bile o hayırsızlık durumundan çok daha hayırlı bir durumu vesile edeceğine inanır. Bu düşünceyi tamamen kabul ettikten sonra Allah'ın hiç bir işini yargılayamayız. Çünkü o, bizim için en hayırlısını bilir ve onu ister.

 Bir insanın engelli olarak doğması, fakir olması gibi nedenler sadece bu dünyadaki toplumsal normlara göre bizim başımıza gelen kötü şeylerdir. Biz bu dünyaya göre bunları yargıladığımızı ve ahirette bu farklılığın nasıl bir karşılık bulacağını hep unutmaktayız. Her durum insan için bir fırsattır. Kutsal kitabımız Kuranı Kerim'de bu konuyla ilgili birçok ayet mevcuttur. Sıkıntı yaşayan ve sabreden her zaman ahirette karşılığını görür. Eğer bunu bilir ve bu düşünceyle hareket edersek emnim sizde durumu anlayacaksınızdır.

İnsan, Bu Dünyadaki Hiç Birşey Üzerinde Hak İdda Edemez

 Sahip olduğumuz vücut, organlar, mal, mülk, aile, sevgili, eş, çocuk... Bunların hiçbiri bize bir karşılık sonucu gelmedi. Çırılçıplak ve bakıma muhtaç olarak geldiğimiz bu dünyada bize karşılıksız olarak verilmiş olan bu nimetlerde hak idda etmemiz mümkün değil. Fakat ben ve milyonlarca insan dahil bu durumu herzaman hatırlayamayıp sahip olduğumuz birşey bizden alınınca sanki biz onu yaratmışız gibi üzerinde hak idda eder ve isyana sürükleniriz. Eğer bu mantığın farkında olursak hiçbir zaman kaybettiklerimiz için üzülmeyiz ve sabır gösterdiğimiz için bu kaybedişin bizi çok daha mutlu edecek bir hayırlı işe, olaya vesile olacağını bilir ve o hayırlı olayı sabırla bekleriz. 

 Acılardan bile mutluluk çıkarmayı biliriz bazı zamanlar. Allah'ın bizi unutmadığını, ahiret için bizi hazırladığını ve vereceğimiz karşılığın nasıl olduğunu bilmek istediğini biliriz. Çünkü o kullarını yarattığı tüm herşeyden üstün tutumuş ve bizi bir amaç için yaratıp herşeyden sakınmıştır. Biz onu ne kadar seversek sevelim hiçbir zaman onun bize olan sevgisi kadar yoğun bir duyguya ulaşamayacağız.


“Yerde ve göklerde olan her şeyi bilir.” (Âl-i İmran, 3/29).

“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. (Allah) Onun durduğu ve emanet bırakıldığı yeri bilir. Bunların hepsi apaçık bir kitaptadır.” (Hûd, 11/6).

“Allah, insana bilmediklerini öğretti.” (Alak, 96/5).

“Gaybın anahtarları O’nun katındadır; onları ancak O bilir. O, karada ve denizde olan her şeyi bilir.” (En’am, 6/59).

“Allah, onların geçmişlerini de, geleceklerini de bilir; onlar ise O’nu ilmen ihata edemez.” (Tâ-Hâ, 20/110).

“Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa, bir o kadarını da katsak, Rabbimin sözleri tükenmeden denizler tükenirdi.” (Kehf Suresi, 18/110).


 Bu yazıyı okurken bile aslında bir mucizeyi yaşıyorsunuz bünyenizde. Yazıdaki harfler, beyninizde bir kod şeklinde yerleşmiş ve ilkokulda öğrendiğiniz okuma yeteneğiniz ile, bebekliğinizden bu yana öğrendiğiniz nesneleri adlandırma yeteneğinizi birleştirip, her kelimenin hangi ses ve tonlamayla söylendiğini ve hangi nesneyi tanımladığını biliyorsunuz. Ayrıca şuanda ekrandeki yazıları görmek için kaç milyon tane hücreniz muhteşem bir düzen içinde çalışıyor hiç düşündünüz mü ?

  Ekrandaki yazıların ışığı  göz bebeğinizden geçerek göz merceğinize ulaşıyor, daha sonra bu ulaşan görüntü ters bir şekilde sinir hücrelerine iletiliyor ve oradan beyine gidip ilgili bölgede ışıklar görüntüye çevriliyor. Bakın bir ışık ve bu ışıktan oluşan görüntü hüzmesini, bir hücre algılayabiliyor. Peki bu görme yeteneğine nasıl kavuştuk. Bu sizce tesadüfen olabilir mi ? Gerçekten bu ve bunun gibi milyonlarca delil var hayatımızda. Biz farketmesekte, yüce Allah'ın devamlı surette birşeyler yarattığı ve bizi başımız boş bırakmadığı şu düzende, herşey bizim hizmetimize sunulmuş gibi bir düzen içinde işliyor.

  Dinlere ve Allah'ın varlığına inanmayan kişiler bu kusursuz işleyen düzeni tesadüfen oldu diyorlarsa, acaba bu kadar karmaşık düzende hiç mi aksaklık olmaz, hiç mi bir kusur olmaz. Uzaydaki işleyen düzenler, burçlar, gezegenlerin insan ve çevre üzerindeki etkileri... Bunları gerçekten oturup, sırf bu konulara yoğunlaşıp düşündüğümüzde göreceksiniz ki gerçekten bunların kusursuz bir yaratıcının yaratması dışında başka kimsenin yapamayacağına tanık olacaksınız.
" Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O, her an yaratma halindedir. " (Rahman Suresi 29. Ayet)
Enbiya Suresindeki 33.1 ayet bile, aslında inanmayanlar için eşsiz bir delildir. Çünkü Kur'an-ı Kerim'in inmeye başladığı zamanlarda astronomi, gzegenlerin yörüngelerini bilecek kadar gelişmemişti. Hatta dünyadan başka gezegenlerin tam anlamıyla var olup olmadığıda bilinmiyordu.
" O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler " (Enbiya suresi, 33. ayet)
Bu yörünge düzeninin bilinmesi, o zamanlar mümkün müydü sizce? Şimdi bu konu hakkında hazırlanmış aşağıdaki videoda daha fazla delil bulacak ve söylenenlere hak vereceksiniz.

  Lokman Suresinin 34. Ayet-i Kerimesi, inanmayanlar, agnostikler ve ateistler tarafından eleştirilere maruz kalıyor. Genel kanı olarak " Madem Allah, yağmurun ne zaman yağacağının yada rahimlerde olan bebeklerin akıbetinin kendisinden başka hiçkimsenin bilemeyeceğini söylüyor, o zaman günümüzde meteoroloji ve tıp sayesinde bunlar yapıldığına göre Kur'andaki bu ayet (haşa) çürümüş olmakta " şeklinde görüş bildiriyorlar.
Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır. (Lokman - 34)
 İlk olarak şunu söylemek gerekirki bu ayette yüce Allah, sadece kıyamet hakkındaki bilgilerin kimse tarafından bilinemeyeceğiniz söylüyor. Sonrasında söylediği yağmurun ne zaman yağacağını yada rahimlerdeki bebeklerin akıbetinin ne olacağı hakkındaki bilginin bilenemeyeceğine değinmiyor. Aksine bu tür bilgileri Kur'anda bizzat açıklıyor.
And olsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık.
Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik.
Sonra nutfeyi kan pıhtısına çevirdik, kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık: Biçim verenlerin en güzeli olan Allah ne uludur ! (Müminun 12,13 ve 14)
  Günümüzde tıp biliminin gelişmesiyle dna ve kan analizleri sonucu anne karnındaki bebeklerin durumu bilinebiliyor ve meteoroloji biliminin gelişmesiylede doğa olayları hakkında kesine yakın tahminlerde bulunulabiliyor. Eğer Allah bunların bilinemeyeceğini söyleseydi bilemezdik ama zaten yüce Allah, evrendeki çoğu düzeni yine kendi mübarek kelamlarından oluşan nurlu kitap Kur'an-ı Kerim'de açıklıyor. Ve yine o Kur'anda bizi diğer canlılardan ayıran en büyük özelliğimiz olan aklımızı kullanmamızıda istiyor. Kur'anda değinilen ve inanmayanların, ateistlerin söylemlerine göre o zamanlarda bilinemeyecek olayların açıklanması her zaman yine bu kişiler tarafından görmezlikten geliniyor vn ve görme işlerine gelerek istedikleri yerlerden görüyorlar. Allah tüm inanmayan insanlara inanmayı ve hidayeti nasip etsin.

 Yakın zamanda, Ateizm ve Agnostisizm gibi görüşleri benimsemiş insanlar için konu ile ilgili bazı kaynaklardan yararlanarak, ayrıca reddettikleri şey olan Kur'an-ı Kerim ve Hadis ışığında, savundukları tezleri ve kainattaki mucizeleri bir bir işleyen bir yazı dizisine Allah izin verirse başlayacağız. Bu yazı dizisinde ateist ve agnostik insnaların devamlı surette sorguladıkları "olmayan şeye inanılır mı, görülmeyen şey ne vardır ne de yoktur, mutlak doğru yoktur ve sözü edilen doğrunun varlığı yada yokluğu hakkında da kesin bir kanaat yoktur " gibi düşünceleri işleyerek bir yanıt arayacağız.
Yazı dizimizde yararlanacağımız içerikler şu şekilde olacaktır;

- Fen Bilimleri ve Tıp alanında yazılmış çeşitli kaynaklar.
- Dini kitaplar ( Fıkıh, Tefsir vs.)
- Evrende işleyen mucizevi düzen ile ilgili hazırlanmış videolar.
- Kur'an-ı Kerim'in evrendeki düzeni açıklayan ayetleri.
- Hadis-i Şerifler ışığında evrendeki düzen, var oluş.

 Bu içerik dahilinde işleyecemiz konulara sitemizin sağ sütununda bulunan " Konu Başlıkları " bölümündeki " Ateist ve Agnostiklere Cevaplar " başlığı altından ulaşabilirsiniz. Baştan söylemek gerekirse, yazıların altında bulunan yorumlara müdahale, ancak küfür ve kişilik haklarına hakaret içeren sözcükler kullanılması halinde müdahale edilecektir. Her türlü görüş ve düşünce rahat bir şekilde hoşgörü ve saygı sınırları içerisinde yapılabilecek ve bu yorumlar tarafımızdan tereddütsüz olarak yayınlanacaktır.

Not: Yazı dizimizde işleyeceğimiz konuların çoğunda, bir Feyyaz Bilişim ve Yayıncılık Hizmetleri ürünü olan Sergah.Tv adresindeki videolardan yararlanacaktır. Bu videoların telif hakkı sadece eser üzerinde oynama yapılması ve kaynak gösterilmemesi halinde geçerli olup, bu durum şu adreste açık bir şekilde belirtilmiştir. http://www.seyrangah.tv/lisans
Bundan dolayı şimdiden videoların hazırlayanlara geçen emekleri dolayısıyla teşekkür ediyor ve Allah yaptıklarından dolayı razı olsun diyoruz. 
Kaynak Video Sitesi: 

İslam Ahengi © 2011

Author Name

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *