Kategori: "Makaleler"

Makaleler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ümmetin Sessiz Çığılı

Ümmeti Muhammed ' in namusu Filistinimizin, işgalci devlet İsrail tarafından abluka altına alınmasını, derin bir sessizlik içinde izledik durduk senelerce. Geçtiğimiz aylarda Kudüs ' ün Emperyalist devletlerce İsrail zorbasının başkenti olarak tanımasını henüz yeni gündemden düşmüşken, bu sefer karşımıza çıkan sorun, İsrail zorbasının kendi içinde kabul edip meşrulaştırdığı İsrail Devlet yasası olacaktı. Ancak konuşacak ve tepki verebilecek bir fırsatımız bile olmadan Gazzeye atılan bombalar ile irkildik sarsıldık. Evet! İsrail artık bir din devleti.

Kudüs şehri İslam için önemliydi bir zamanlar.

Bir zamanlar diyorum çünkü, bir dönem sırf Rasullulah sav. efendimizin miraca yükseldiği şehir özelliğini taşıması hasebi ile Hz. Ömer ( r.a) gibi şerefli ve dava şuuru olan müslümanlarca fetih edilmesi için yeterli bir önem taşıyordu o dönemlerde. Selahaddin Eyyübi ' nin yaptıklarını anlatmama bile gerek yok sanırım. Kudüs' ten göğe yükselen o sessiz çığlıkların, mahşer günü kulaklarımızı delip geçmesinden korkuyorum. Bence her müslüman korkmalı.Bizler derneğimize, vakfımıza, cemaatlerimize, tarikatlarımıza insan toplamak için yarışırı dururken, kavga edip dururken, kalplerimizi söküp dururken,

ÜMMETİN NAMUSU nu siyonist İSRAİL e teslim ettik. Topluca yaptığımız zikirler, birlikte yaptığımız islam çalışmaları, kendimize göre uydurduğumuz cihad pratikleri ve anlamlarının, bugün ÜMMETİN NAMUSU KUDÜSE bir yarar sağlamadığına şahit oluyoruz.

Biz mi yanlış yaptık? Yoksa, RASULLULAH Miraç gecesi Kudüsten arşa yükseldi diyen ve sonrada Kudüsü İslam toprağı yapan Hz. Ömer mı yanlış yaptı? Dinimiz, islamımız hiç değişmedi diyoruz ya hani anlatırken, Hz Ömerlerden bu yana ne değişti? Hz. Ebu Bekirlerden bu yana ne değişti? Selahhadin Eyyübi den bu yana ne değişti?

-Soruların cevabı bugün, sessiz çığlık atan Kudüs şehrinde.

-Soruların cevabı bugün, sessiz kalan ümmeti Muhammed ' in dilinde,

-Soruların cevabı bugün, dilsiz şeytan kesilen vicdanlarda,

-Soruların cevabı bugün, hep cevapsız...!

Neyimiz Var?

Bir ölü toprağı olduğu kesin bugün müslümanların üzerinde.
O zaman teşhis nedir? Neden bu haldeyiz? Nasıl olacak ve bizden istenilen dünya halifeliğini nasıl temin edeceğiz?

Bu soruları dert edinmekle işe başlanabilir mesela. Her kesin çok bilmişcesine bir fikri de var bu sorunlarla ilgili.

Peki pratik?

Bana kalsa müslümanların üzerindeki ölü toprağının kendisi muhafazakar algıdan başka bir şey değil. Bugün islam ümmeti üzerinde ki muhafazakarlık toprağını atmadıkça ve muhafazakarlığı islam elbisesi olarak görmeye devam ettikçe, Kudüsün Filistinin, Suriyenin çığlıklarını duymaya devam edeceğiz.

Müslümanlar olarak kendimize gelip, tefrika kafasını değiştirmedikçe, fetihler gerçekleşmeyecek. Yol sadece ALLAH ile beraber olmak bu müslümanlar için neden bu kadar zor olsun? Bu yoldaki zorluk kendimize itiraf edemediğimiz nefsimiz mi?

İşte kalplerinde hastalık olanları: "Zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz" diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih veya Katından bir emir getirecek de, onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır. ( maide 52)

Şimdi uyuma zamanı değil Uyanma vakti!

Can Erdi

Hangisi Zulüm - Leyla Aydemir
Ülkemiz ağır şartlar altında, hem iç hemde dış tehditlere maruz kalırken, ülke içinde onurlu ve haysiyet sahibi vatandaşların kaldığı sosyal ve psikolojik travmaların çeşitleri de artmaya başladı. Bu baskıların getirdiği psikilojik travma ve akabinde yaşanan sosyal yaşam dejenerasyonu, ülkenin en önemli sorunu hale gelmesi ve bununla ilgili gündem oluşturlması gerektiğini düşünüyorum.İstismara uğrayan küçük bedenlerin yaşadığı acı ve ızdırap, ülke içinde yaşam süren duyarlı yüreklerinde aynı oranda acıyı hissetmesine yol açtığı bir gerçek. Bu durumun kendisi, ortak tepki açısından tek vücüd olmak adına güzel bir resim olarak gözükse de, sorunun bütünü açısından değerlendirdiğimizde, büyük bir toplum girdabı içinde olduğumuzun göstergesidir.

Anne ve babası tarafından büyük zahmetler ile büyütülen ve her türlü derdin çekilerek ve yine her türlü riskler alınarak büyütülen çocukların, toplumsal şuurdan nasibini alamamış şahsiyetsizlerce katledilmesinin altında yatan sebeplerin, detaylıca ve şevkatlice incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.Bu bakımdan ülkemizin kendi iç değer yapılarına uygun bir sistem arayışına girmek, bunu da somut hale dönüştürmek, bu zamanın en büyük zaruriyeti olduğunu ifade etmek istiyorum.Bu olaylar neyin işareti ve bu olaylara karşı tavrımız ne olmalı ve yine bu olayların önüne neyle geçeriz? gibi sorular, bizi bazı gerçekler ile yüzleştirecektir diye umuyorum. Öyle ise madde madde inceliyelim.

1) İstismar Neyin Habercisi

 Toplumsal dejenerasyonun, ve seküler zamanın içinden çıkan zehrin bir habercisidir dersek sanırım yanılmayız. Popüler kültürün önemli oyuncularından olan sosyal medya ve klasik medya metaforlarının yol açtığı erozyon, ne yazık ki Çocuk istismarı olaylarının önünü açtı. Bu bilimsel bir veri. Kaldı ki bilimsel olması da gerekmiyor. Hakem olarak tayin edilen kalpler bu muhasebeyi yapmaktan uzak değildir sanıyorum. Dizilerde küçük kız ve erkek çocuklarının, lanetli ve ahlaksız kapitalist sistemin oyuncağı olmasına ses çıkarmayan anneler babalar ve yetkililer,bugün çocuk istismarının tohumuna su dökerek büyütmüşlerdir. Ahlak kavramını, İslam dininin verdiği bilgilerde değil, dizilerin ve tv programların verdiği derecede kabul edip evlerine sokan ebeveynler, bu istismarların en büyük sebepleri olarak görülebilir.

2) İstismara Karşı Müslüman Tavrı

Bir müslüman erkek yada kadın iyi biliyorki evlatları onlara Allah c.c bir emaneti ve sınav vesilesidir. Bu bakımdan her müslüman şahsiyet, kutlu islam medeniyetinin, şerefli birer vatandaşı olacak çocuklarını, İslam dininin İlkeleri üzere yertiştimeyi gaye edinecek. Mesela, alemlere rahmet Peygambrimizin a.s nasıl bir baba olduğunu her baba su içer gibi bilip yaşam pratiği haline dönüştürmesi bir müslümanın başlıca tavrı olamsı gerektiğine inanıyorum.Çocuklara, henüz 3-4 yaşlarında iken uzamanlar eşilğinde bilinçli birey olma yetisi kazandırılacak ve bunun için gayret edilerek çalısılması ve yine bunu desteklemek müslümanların tavrı olduğuna inanıyorum.Sosyal alanda vuku bulan içki, zina, kumar ve türlü pislik işlere karşı tavrı şahsiyetli müslüman tavır olmalı ki, toplumun ahlakını dejenere eden bu türlü fuhşiyatların önüne geçilebilsin.Bu toplumsal unsurları, toplum vak'ası kabul edip vahdet mantığı ile bir hareket etmesi son derece zaruridir. Nitekim Allah c.c diyorki;
" Bir millet kendi kendide bulunan zilleti fenalığı değiştirmedikçe, Allah onlarda bulunna bu özellikleri değiştirmez.''(Rad-11) 
Bu bakımdan, ayeti kerime, müslümanların arabasının camında evinin duvarında, iş yerinin içinde olması gereken bir ayettir.

3) Toplumsal Düzensizliği Bitirmek İçin Neler Yapılabilir ?

Evvela toplumsal bir düzensizlik olduğunu kabul etmeden hiç bir sorunu çözemeyeceğimizi bilmemiz gerekir. Sonra bu tarz bir düzensizliğe karşı hakca bir yaşam,adilce bir yaşam diyen hareketler oluşturulmalı yada var olana tabi olunmalı. Bu tabilik şuurlu bir nesil için zaruridir. Şuurlu bir toplum inşaasında buluncak gönüllere ulaşmak için çaba sarf etmek ve netice kazanmak önemlidir.Bu temeli sağladıkdan sonra, İslam bilincide nesillerin inşasını yaparak bu düzensizliğin önüne duvar örmeye başlayabiliriz.Yinede böyle olaylar zuhur ettiğinde, İslamımızın nassları göz önünde tutularak, somut adımlar atmak için çalışmalar yapabiliriz.

Sonuç olarak hangisi zulüm? İstismara uğrayana yapılanlar mı? Yoksa eyleme verilen tepkimizin yetersizliğimi?

Can Erdi

Genç Müslümanların Görevleri
Alemlerin Rabbi olan Allah 'a hamdolsun, salat ve selam peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) efendimizin üzerine olsun.

Genç dediğimizde aklımıza, yerinde duramayan, zihni ve bedeni sürekli hareketlilik halinde olan, bitmeyen tükenmeyen bir enerji ile lokomotifi andıran genç erkekler ve kızla gelir. Gençlik öylesine önemlidirki bugün, hemen hemen her mecra, bütün kampanyalarını gençlik üzerinden yapmaktadır. Sosyal medya, tv programları, giyim mağazaları, fastfood ürün sahipleri, avmler, hemen hemen her sektör yıllık planlarını genç nesiller üzerinden yapmaktadır. Böylesi, güç unsurları yıllık planlarını gençler üzerinden yapıyorsa, gençliğin büyük bir potansiyel oluşundandır kanısındayım.

Bu büyük projeler kapsamında, gençlerin İslam davası hususunda geri kalmaları elbette düşünülemez, öyleki şimdilerde lakırdısı çokca duyulan deizm düşüncesi ortalıkta dolaşırken, İslama gönül veren genç kardeşlerimizin vitesi bir tık yukarıya atması gereken bir zamandan geçiyoruz. Öncelikle, genç kardeşlerimizin zamanın fitnelerinden olan şucular yada bucular ekseninden çıkması ve tamamı ile ehli İslam sancağının altında toplanıp hareket etmeleri, günümüz gençliğin bilmesi gereken en önemli husus olduğuna inanıyorum. Daha sonra İslamın, gençliğin üzerinden bir çıkış yakalayacağını bilerek toplumcu bir hareket şeması içinde yer alıp çalışması, genç kardeşlerimizin bilmesini istediğim ikinci hususdur. Şimdi kısa kısa görevleri aktaralım;

1) MÜSLÜMANLIĞI KAVRAMAK 

Genç kardeşlerimizin, kainatın efendisi ve ebedi risalet davasının sahibi olan Peygamber efendimizin (sav) yoluna sıkaca sarılabilmesi ancak Müslümanlığı iyi bir şekilde kavramasıyla mümkün olabilir. Müslüman bir genç ALLAH c.c tarafından nimetlendirildiğini iyi bilmelidir.
 " Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim. " (Maide-3) ayetini hayatının merkezine koyarak yaşamayı ile edinir.

2) DAVAYA CANI İLE BAĞLANMAK

"Onların haberini sana gerçek olarak anlatıyoruz. Onlar Rablerine inanmış gençlerdi. Onların hidayetini arttırmıştık. "(Kehf-13) ayetinde Rabbimiz değerli saydığı gençlerden bize haber verirken; o gençlerin,dönemin zorbalığına ( sosyal medya, tv, avm çılgınlığı, teog, yks gibi sınav baskısı, okul mobingleri, futbol maçları, arkadaş baskısı) karşı, risalet davası uğuruna, tüm bu yaşananlara rağmen davasını terk etmediklerinden ve samimi davranmalarından ötürü övgüyle söz etmesi, genç müslüman kardeşlerimizin unutmaması gereken ikinci kural.

3) ROL MODELLER EDİNMEK 

Önden gidenlerin, yaşamsal pratikleri her zaman çok önemli olmuştur.Buna bir nevi tedrisat diyebiliriz. Gençler kendilerine, Kurbanlık İsmail'i, Sadık Yusuf'u, El-Emin Hz. Muhammed'i (sav) Musab Bin Umeyr'i rol model olarak almak zorundadırlar. Bunların dışında edinilen her türlü rol model kayıştır. Bunların temelinde ise sırayla; teslimiyet, sadakat ve doğruluk,güvenilir ve ahlaklı olma, korkusuzluk ve cesaret yatmaktadır.

4) İSLAMI YAYMA GÖREVİ 

Genç müslümanların bilmesi gereken başka konu ise islamın karşılıklı münazaralarda üstünlük sağlamanın adı değil, aksine her alanda pratik sonuç elde etmek için, gayretli bir şekilde çalışma yapmanın adı olduğunu bilmeleri. Bu konuyla ilgili, "biz bu işlerden ne anlarız, islam bizim elimizde nasıl yüklenir? " tarzı sorular tamamen yersiz sorulardır. Çünkü islam dini hiç bir vakit alimlerin tek elinde olmuş ruhbancı bir din olmamıştır. Hatırlarsak, islamı en çok yayan kimselerin tüccarlar, iş adamları, zanaatkar ve sanatkar kimseler olduğu sonucu, tarihsel bir gerçeklik olarak hala durmaktadır.

Bu yola giren genç kardeşlerimizin ise uygulaması gereken metodu Rabbimiz bize şu şekilde açıklamıştır.
"(Ey Allah'ın Rasûlü) senin onlara yumuşak davranman Allah'ın rahmetinden idi. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın çevrenden dağılır, giderlerdi. Öyleyse onlar(ın kusurları) na bakma, onlar için mağfiret dile..." (Al-i İmran, 159)

Rabbim davasını bilen genç nesillerin kıymetini bilen Müslümanların sayısını artırsın.

Can Erdi

Çağımız Müslümanlarının Manevi Hastalıkları
Zamanın, algı ve imaj devri olduğu konusunda artık herkesimden insanların mutabık olduğunu görebiliriz. Öyle ya ekonomik krizin eşiğinden dönen ülkemizde ''bende çok para var!'' algısını yaratmak için borca girenlerin sayısı belkide milyonu aştı. Sızlanıp duranların cebindeki pahalı telefonların, imajlarını nedenli değiştirdiği konusunda bir şey konuşmaya gerek yok kanısındayım. Bu işin başını Müslüman kardeşlerimizin çekiyor olması da oldukça ilgi çekici bir konu. Bir tüketim çılgınlığıdır gidiyor vesselam, ama benim sözünü edeceğim konu bunlarla bağlantılı olarak; bu zamanda Müslüman kardeşlerim neyi kaybetti ve yakalandıkları manevi hastalıkların tanısı nedir onun üzerinden konuşmak.

Kaybedilen unsurun, kulluk bilinci olduğunu söylersem sanırım yanılmış olmam. Çünkü, bilinçli bir kul olmayı başarabilmiş olsaydı Müslüman kardeşlerimiz, zamanın getirdiği büyük veba olan sekülerizmin pençesine düşmemek için kendilerini korumayı başarabilirlerdi. Hastalığın tanısıda bu açıdan baktığımızda az çok belirmiş oldu. ''Seküler yaşam'' hummasına kapılan müslümanlar. Bu hastalığın getirdiği belli başlı ağır sonuçlar var ki bunlar müslümanların kodu ile oynamış durumda adeta;

1) Etkisinden Kurtulunamayan Cimrilik

Rabbimiz ayetinde ''Allah’a ve ahiret gününe inanarak Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu? Allah, onları iyi bilendir." (Nisa 39) demesine rağmen müslüman kardeşlermizin etkisinde olduğu bu cimrilik vakası, ayetin gereğini yapmaktan imtina ettiriyor. Konu ile ilgi Rabbimizin diğer ayetlerinin hastalığımızın nedenli tehlikeli olduğunu gözler önüne serer nitelikte''.İman etmiş kullarıma söyle:
“Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler.” (İbrahim 31) 
''İşte onlar; sabretmeleri dolayısıyla ecirleri iki defa verilir ve onlar kötülüğü iyilikle uzaklaştırıp kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler''. (Kasas 54) 
Rasullulah sav. efendimizin şu sözünü'de konunun pekişmesi açısından önemli görüyorum;Allah için vermekle mal eksilmez. Allah, affeden kulunun şerefini daha da artırır. Allah için tevazu göstereni, Allah daha da yükseltir.” (Müslim) hastalık belli tedavi belli.

2) Nefsin İsteklerine Göre Yaşam Sürme Hevesi 

Kendi görüşünü beğenme hastalığı, müslüman kardeşlerimizi çağımızda oldukça dar bir kalıba sokmuştur.Dünya isteklerinin artması,mala mal katma isteği ile birleşince, müslümanın DNA'sı bozulmuş oldu. Nefsi hevaların peşinden gitmek, misyonu kaybolmuş müslümanların peydah olmasına yol açtı. Halbuki Allah c.c yol gösterici olarak, metod olarak sadece Kuranı göstermişken böylesine eksen kaymasının önüne geçememek neden? Bu durumu da Rabbimiz bize daha evvel haber vermiş ve devamında sorunun ne gibi bir sonuca yol açacağını beyan etmiş;
''Eğer sana cevap veremezlerse, bil ki onlar, sırf heveslerine uymaktadırlar. Allah'tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir! Elbette Allah zalim kavmi doğru yola iletmez.( Kasas - 50)
Zamanın, hastalıklarının neden tedavi olmadığını ayetin sonunda bize söylüyor Rabbimiz.

3) Sorumlulukdan Kaçma

İslam'ın Müslümanlara yüklediği misyonu benimseyemeyen kalplerin uyguladığı popüler bir hastalıktır.Namazdan,zekattan,oruçtan hacdan, infakdan,sadakadan,toplum bilincinden, İslam için birlik kurma hareketinden, mücadeleden, kaçar durur sürekli, bunun nedeni ise iman derecesnin zayıflığıdır dersek yanlışmış söylemiş olmayız sanırım.Çünkü Rabbimiz, konuya ilişkin;
''Bedeviler: «İman ettik.» dediler. De ki: «Siz henüz iman etmediniz, fakat henüz iman kalplerinizin içine girmemiş olduğu halde «İslama girdik» deyin. Eğer Allah'a ve peygamberine itaat ederseniz, size amellerinizden hiçbir şey eksiklemez; çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, merhamet edendir.» (Hucurat - 14) 
buyurarak, sorumluluk bilinci oluşmamış insanları, mümin insalardan ayırmaktadır.


Bu bakımdan çağımız Müslüman kardeşlerimizin ivedi bir şekilde, İslamın tedavi edici özelliğine teslim olmalarının zaruri olduğu bu çağda, bu direnişlerini kırıp, Allah c.c ve dinine intisap etmeleri oldukça mühim bir konudur. Öyle olsun ki, sonraki aşamalarda Rabbimizin bizden istediği Adilane bir düzen kurabilmek için, vahdet sancağını dikmek için birlikte, mutlu bir şekilde ve gayretle çalışalım.

Can Erdi

TEVHİDİN UNUTULAN MANASI
İslam inanç esaslarını göz önünde bulundurduğumuzda, Kelime-i Tevhidin yerinin ilk sırada yer aldığını görebiliriz. Öyle ki, manası açısından baktığımızda var oluş sonucumuzun tek sebebi olan Allah'ı (c.c) birlemek, ondan başka kulluk yapılacak bir varlığın kendisinin yerine kabul etmemek, dolayısı ile onun önüne gelebilecek her türlü sahte ilahlardan uzak durmak olarak tanımlayabiliriz. Konu ile alakalı olarak Rabbimizin Kelime-i Tevhidi nasıl tanımladığına bakalım;De ki:
"Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız." (Ali- İmran 64)
Bu kısa ve öz tanımlamaya göre, gerçek gücün ALLAH olduğunu unutarak ve o yolda yapılan mücadelenin kutsallığından uzak hareketler sergileyerek, kendimize göre kutsallıklar oluşturduğumuz şu günlerde, Tevhid anlayışının tekrar gün yüzüne çıkarılmasında ve akıllara iyi bir şekilde kazınmasında fayda görüyorum.

Allah yolunda çalışıp kazanmaya ve harcamaya teşvik ettiğimiz kardeşlerimiz bu teşviklerin sonucunu hiçe sayıp, altını boşaltarak, enayilik olarak adlandırmaya başlamışken, ALLAH' dan başkasına güvenmeyen ilk neslin müminlerinin açtığı yoldan gidemeyip, türlü sistemlere ve güç saydığımız unsurlara güvenen kullara, hatta kendisine bile güvenmeyecek insanlara dönüştük. İnsanlar yaratılış amacının, kendisine verdiği kutsal misyonu unutarak, dünyanın türlü oyuncaklarına ve eğlencelerine kaydılar.

İnsanların yaşamlarında ahiret yaşantısına ait bir iz kalmamaya başladı. Seküler yaşam şartlarının pençesine düşen insanoğlunun, Tevhid temalı bir yaşam sürmesini isteyen Rabbimiz şu ayeti ile insanları ikaz ederken, bizlerinde bu ayetleri hatırlatmak için sürekli çalışmamız gerektiğini düşünmekteyim.
''Bu dünya hayatı; yalnızca bir oyun ve oyalanmadır. Asıl hayat, ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler''(Ankebut-64).
Kim suçlu peki? EMPERYALİST DÜNYA MI? KAPİTALİST DÜZEN Mİ? Elbette hayır. Her fikir görevini yaparken, Tevhidin manasını unutup ve yaşamda öylece hareket etmeye başlayan Müslümanların kendisini, bu konuda ilk suçlulardan olarak görebiliriz. Rabbimiz, tevhidin tanımını nitelerken, aynı zamanda siyasi olarak hayatının merkezine yerleştireceği bu kutsal duruşun peşinden giden müminleri de Kuran-ı Kerim'de şu şekilde açıklar;
''Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben müslümanların ilkiyim.''.(ENAM, 162-163)
Konuyla ilgili olarak, tevhidin siyasi bir şuur ile canlanmasının tek yolunu ise, insanları iyiliğe teşvik kötülük' den ise men etme teorisini pratiğe dönüştürerek başarabiliriz. Rasullulah (sav.) buyuruyor' ki;
"Nefsimi kudret elinde tutan Zat'a kasem olsun, ya ma'rufu emreder ve münkerden de yasaklarsınız veya Allah'ın katından umumi bir bela göndermesi yakındır. O zaman yalvar yakar olursunuz da duanız kabul edilmez." Ravi: Huzeyfe, Kaynak: Tirmizi, Fiten 9, (2170)
Bu bilgiler ışığın' da görülen o' ki İslam coğrafyalarında yaşanan zulümlerin, haksızlıkların, adaletsizliklerin, nedenini; Tevhidin sadece bir söz olarak algılanıp, içinde barındırdığı derin siyasi duruşun farkında olmadan yaşayıp gitmek ve pratik olarak, dünya Müslümanlarının kendi içinde oluşturduğu kurtarıcıyı beklemelerinin neden olduğunu söylersek yanılmış olmayız.
Can Erdi

Ramazan Ayını Doğru Algılamak
Ramazan ayı bilindiği üzere ben Müslümanlardanım diyen her mümin kulun, oruç tutmakla mükellef olduğu bir aydır.
'' (Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz-sizin için daha hayırlıdır.'' (Bakara, 184)
Bu bakımdan, ramazanı doğru anlamak açısından baktığımızda, iman edenlerdenim diyen bir ferdin oruç tutmamasını anlayamayız.

Aynı zamanda, ramazan ayını şenlikler içinde geçirip, sünnet yolunun uzağında hareket ederek geçirilmesini' de anlayamayız. Ramazan ayının manevi ruhu, fuhuş içerikli reklamların ve TV programların önüne geçemiyorsa, faiz bazlı alış veriş mantığının önüne geçemiyorsa, kavgalarımızın ve dedikodularımızın önüne geçemiyorsa, daha fazla birlik ve beraberlik durumu gerektiren bir ortamda tefrikanın artmasının önüne geçemiyorsa, üzülerek söylüyorum' ki ramazan ayının doğru anlaşılmadığı ile alakalı bir sorunumuz var demektir.

Yine tüm bu olan bitenlere rağmen, ramazan ayını geçirip giden medya önünde boy gösteren, ''İslam Adamlarının'' isim analizleri ile vakit geçirmesini anlayamayız. Helal haram kavramlarının dikkatlice vurgulanıp, İslam'ın tebliğ açısından bir rahmet ayı olan ramazan ayının, insanlara iyi aktarılamamasını anlayamayız. Müslümanın kalitesi, yaptığı işle doğru orantılı iken, kalitesizliğin bu kadar artmasını kabul edemeyiz. Resulullah (sav.) buyurdu' ki;“Kişinin İslâmî güzelliklerinden biri de, malayani şeyleri terketmesidir.” Bu bakımdan, ümmetçe ramazan ayının doğru anlaşılması ile alakalı derdimizin olması gereken bir ramazan ayı geçiriyoruz.
 ''Rasulullah (sav) buyurdular ki: "Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur. (Müslim, Siyam 2, (1079)) 
Oysa biz bütün şeytanları davet eder gibi bir ramazan ayı geçiriyoruz. Karşılıklı rahmetin ve şefkat' in gelişmesi gereken ayda, birbirlerini darp etmiş, öldürmüş insanların varlığına şahit oluyoruz. Ramazanı ayını, kampanyalar ile donatılmış tatil köyü reklamlarına, şenlik adı altında geçen karnavala dönüştürülmüş konserlere feda ediyoruz. Oysa Rabbim cennetin kapılarını açarak kampanyayı daha evvel başlatmışken.
''Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir Ramazan diğer Ramazana hep kefarettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler.'' (Müslim, Taharet 14, (223); Tirmizi, Salat 160, (214))
Böylesine eşsiz bir kampanya dururken, farklı kampanya aramanın sebebi nedir? Böylesine bir kampanya bizi hareketlendirmiyorsa, sorulması gereken tek sorunun ve aranması gereken tek çözümün ''Ne olduk' da böyle olduk? sorusu üzerine olması gerekir.

Can Erdi

Aileler başta olmak üzere, eğitimciler ve veliler , gençlik hakkında düşünme ve endişe etme durumu hiç bitmeyen bir haldir. Rol modelleri kimlerdir?  Dünya meselelerinde nasıl baş edecekler? İslami kimliklerini her şeye karşı koruyabilecekler mi? Başı dertte olduğunda veya yardım ve desteğe ihtiyaç duyduklarında yanlarında sağlam bir şekilde durabilecek miyim?

Bu ve bunun gibi sorular gençlerimiz hakkında aileleri için sonu gelmeyen sorular ve endişelerdir. Dikkat çeken ve birçok olumsuz etkisi olan oyun ve sosyal medyanın üstlendiği teknoloji ağırlıklı dünyamızda, onları beslemek, onları yaşamaktaki diğer zorlukların ortasında güvende ve bilinçli tutmak kesinlikle kolay bir görev değildir.

Gençlerimizin yetiştirilmesinde baş sorumluluğunuz onları Kur'an'ın doğru öğretilerini kullanarak yönlendirmek, Kuran'ı gençlerimizin kalbine nasıl işleyebileceğimizin, nasıl ısıtabileceğimizin yollarını aramaktır.

Gençlik İçin Neden Kuran Önemli Bir Kaynaktır?

Kuran, insanlığın tamamı için en iyi rehberdir; eğitir, güçlendirir ve ilham verir. Tüm varlıkların yaydığı bilgiyi öğrenmemizi sağlayan bir çeşme ve hazine.

Kur'an'ın mesajını anlamak ve yaşamak tüm aileler için bir öncelik olmalıdır.
“O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.” (Bakara, 2)
Kuran, hem dünya hem de ahiret hayatında başarılı olmak için takip etmemiz gereken temel ilkeleri belirler. Ve Peygamberin karısı tarafından tarif edilen yaşam tarzı Kuran'dı! Hz. Ayşe şöyle aktarır: "Peygamber'in davranışı tamamen Kuran'a göredir."

Bu nedenle, Kuran'ı nasıl okuyacağını, mesajını ve vahiyin ardındaki bilgeliğini anlamak zorunludur.

Kuran-ı Gençlerimize Sevdirmek İçin Uygulayabileceğimiz Yöntemler

kuran ve gençlik

1. Arabanızda Kuran (ses) dinlemeyi bir alışkanlık haline getirin

Bu özellikle gençlerle birlikte önerilir. Telaffuz bakımından takip edilmesi kolay hafızları seçin. Bazı ayetler ya da tüm bölümlerde dikkati çeken noktaları yansıtması için gençlerin aşina olduğu bölümleri seçin.

2. Bilinen bölümleri birlikte oku

Onlarla her ne zaman isterseniz, örneğin ev işleri yaparken bunu yapın. Sevgiyle ve merhametle yapın; bir ceza ya da öfke olarak değil.Onların bu isteklerinin içinden gelmesini sağlayın. Kuran okuma seanslarınızı kısa, özlü ve anlamlı kılın.

3. Kuran'ı aktif olarak ve zevkle okurken sizi görmelerine izin verin

Gençler için bu konuda örnek bir insan olmaya çalışın. Kuran'ı sevdiğinizi ve sizi motive ettiğini onlara göstermeye çaba sarfedin. Kur'an'ın düzenli olarak okunduğu, sevinç ve coşkuyla üzerinde düşünüldüğü bir aile olun. Dilinizi meşgul edin. Yüreğinizi ve ruhunuzu Allah'ın sözlerinin ışığıyla doldurun.

4. Gündelik yaşama uygun dini konularda sohbet edin

Mesela peygamberlerin hayatı, cennetin tarifi, varoluş nedenleri vb. Bir aile olarak bu derslerden bahsederek kaliteli zaman harcayabilir ve takip ettirebileceğiniz merak noktaları yaratabilirsiniz. Kuran'a rehberlik için danışmak ve anlamları düşünmek için gençlerimize öğretin. Böylece kendisini yanlış yönlendirmekten ve yoldan sapmaktan koruyacaksınız.

5. Öğretmenleri olun

Yanlışlarını düzeltmelerine yardımcı olun. Bunu yaparken nazik, yumuşak ve cesaret verici bir şekilde yapın. Çabalıyor mu, yoksa akıcı mı olduklarını söylerken gösterdiği emeği övün. Bunu yaparken mümkün olduğunca tutarlı ve öğretici bir yol çizelgesi oluşturun.

6. Sünnete uyan bir aile olmaya çalışın

Peygamberimiz Hz. Muhammed'in hayatı , takip edilecek en güzel örnektir. Ve Allah'a olan sevgiyi ifade etmenin bir yoludur.
"(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir. ” (Ali İmran, 31)
Gençlerimizi, peygamberimizin yaşamındaki en önemli rol modeli olarak görmesi için onları moteive edin.

7. Kişisel Kur'an yolculuğunuzu paylaşın

Kendi deneyimlerinizden yola çıkarak Kuran'ı öğrenmenin neşesi ve zorlukları hakkında onları bilgilendirin. Öğrenmenin bir yolculuk olduğunu ve insanlığı yaratan mücadelelerin en başında geldiğini onlara nasihat edin.

8. Faydalı dijital araçları paylaşın

Gençlerimizi dijital veya sesli Kuran mealleri gibi uygulamaları bulundurmasına teşvik edin. Dijital araçlara erişimleri varsa, kullanımlarından en iyi verimi alabilirler. Boş zamanlarında dinleyebilir ve pratik yapabilirler.

9. Kur'an için bir not defteri tutmalarına teşvik edin

Bu, sadece okunmaya odaklanmaktan ziyade, Kuran ayetleri  üzerinde durmayı ve düşünmeyi teşvik edecektir. Böylelikle kendi aile üyelerinin geri kalanıyla düşüncelerini paylaşabilir / tartışabilir.

10. Evinize uygun bir öğrenme ortamı hazırlayın

Onlara öğretebileceğiniz ve kaliteli aktiviteler gerçekleştirebileceğiniz bir yer yaratın; bu aktiviteler kardeşleri, akrabaları veya arkadaşları ile olsun. Özellikle hafta sonları ve tatil günlerinde Kuran hakkındaki bilgilerini artırmak için yarışmalar, sınavlar ve projeler yapabilirsiniz.

Kur'an'a gençlerimizi kazandırmak için onların heveslerini, enerjilerini ve zihinsel kapasitelerini kullanmalarına yardımcı olun.

Kuran sizin gençliğiniz için neler yapabilir?

Kuran'ı hakkıyla okumak, okuyucuya büyük ödüller kazandırırken, diğer taraftan bu dünyada İslami bir görevi yerine getirmenin bir aracı olmasını sağlar. Aynı zamanda bu dünyevi hayatta da okuyanın statüsünü artıracaktır.

Medine'de iken, Hz. Peygamber bir zamanlar Yemen'e İslam hakkında müslümanlığı öğretmek için bir grup göndermiştir. O grubun başına da henüz 20 yaşlarında olmasına rağmen Muaz bin Cebel'i atamıştır. Onun Kuran hakkındaki bilgisi , Resul tarafından böyle önemli bir görev için seçilmiş bir lider olma şerefine eriştirmiştir.

Hz. Muhammed bu konuyla ilgili şöyle demiştir: “Ümmetim içerisinde helâl ve haramı en iyi bilen Muaz bin Cebel'dir”

Gençlerimiz, Allah'ı tanıyan, bilinçli Müslümanlar olarak yetiştirilme hakkına sahiptir. Onları kaliteli zaman ayırmak için motive ederek, hem Kuran'ı öğrenmeye hem de iyi bir müslüman olmaya yönlendirebilirsiniz; Ve Allah'ın sevgisinin kalplerinde yeşermesine vesile olabilirsiniz. Yani, Kuran'ı gençlerimizin kalbine işleyebilirsiniz.

Gençliğimizi Kuran'a yönlendirme fırsatını asla göz ardı etmeyin

Gençliğe verebileceğimiz en iyi armağan, yetişkinliğe hazırlık olarak , sözleri aracılığıyla onları Allah'a bağlayacak doğru bilgi, anlayış ve eğitimdir. Sonuçta, bu onların haklarını ve sorumlu olduğu başkalarının haklarını yerine getirmelerine yardımcı olacaktır.

Kuran'ı gençliğimizin kalbine başka hangi yollarla işleyebiliriz? Aklınıza gelen ve ya uyguladığınız yöntemleri lütfen aşağıda yorum bölümünde bizimle paylaşın.

Sabah namazı için her gün uyanmaya çalışırken bir müslümanın karşı karşıya kaldığı zorlukların en önemli sebebi, sabah namazı saatinin sürekli değişmesidir. Bulunduğunuz mevsime bağlı olarak, her gün birkaç dakika geriye doğru sürekli olarak değişir. Böylece, yıl boyunca sabah namazı saatlerini  takip etmek zor olabilir. Bu durum, müslümanlar için şu üç zorluğu ortaya çıkarır:

1- Her gün belirli bir zamanda uyanmak için beyninizi “eğitmek”  biraz zordur. Beyninizi, dolayısıyla vücudunuzu belli bir saatte uyandırmaya en hızlı şekilde alıştırmak istiyorsanız, çoğu uzman tarafından tavsiye edilen yöntem her zaman, her gün aynı saatte erken uyanmaktır. Örneğin, her gün sabah saat 5'te uyanmak. Bu şekilde beyninizin, hangi saatte uyursanız uyuyun, sizi erken uyandırmasına yardımcı olur. Ancak, sabah namazına kalkacak bir müslüman için bu durum biraz zor olabilir. Hergün 1 ya da 2 dakika gibi değişen süreden kaynaklı zaman içinde saatleri bulan değişimlere vücut ayak uydurmakta zorlanabilir.

2- Düzenli bir “gece” namazı rutinini sürdürmek zordur. Gecenin son üçte birinden yararlanmak ve kalkıp ibadet etmek istiyorsanız, tutarlı bir programa sahip olamazsınız. Bazı mevsimlerde, bu sabah saat 1 ya da  2 gibi kalkmanızı gerektirecek, bazı mevsimlerde de sabah 5 ya da sabah 6'da uyanmanız gerekecektir. Yine, tutarlı kalmanız, ayak uydurmanız zor olabilir.

3- Tutarlı bir program veya sabah rutinini sürdürmek, kişisel sebepler yüzünden (iş, aile, sağlık vb.) her insan için kolay olmayabilir.

Peki bu zorluğu nasıl aşarsınız?

Çözüm son zamanlarda geliştirilen yeni bir yöntemdir. Bu yöntemle mevsimsel saat değişikliklerine bakılmaksızın sabah namazından 45 dakika önce uyanmak artık daha kolay bir hal alacaktır.

Bu yöntem, beyninizi sabah namazı ile eşzamanlı olarak uyandırmak için ve ayrıca mevsimlerle değişen namaz vaktine senkronize olabilmesi için eğitmeme yardımcı olur.

Bu yöntem 3 aşamalı bir süreçtir ve sizin kolay bir şekilde sabah namazına uyanmanıza katkı sağlayacaktır..

Adım 1: Kendinize Programlanabilir Bir Çalar Saat Alın

Piyasada satılan ve istediğiniz saate ayarlayabileceğiniz çalar saatlerin yanı sıra akıllı telefonlarınızı bu ilk adım için kullanabilirsiniz. Önünüzdeki bir haftalık sabah namazı vakitlerine bakın ve bugünden başlayarak 7 tane alarm kurun. Kuracağınız zamanı sabah namazları vakitlerinden 10'ar dakika geride olmasına dikkat edin.

Adım 2: Alarm Alışkanlığınızı Geliştirin

alarm, telefon, saat, sabah namazı
Her insanın farkında olmasa da benzersiz bir “alarm alışkanlığı” vardır. Bazıları alarm çaldıktan sonra erteleyebildiği kadar erteleyip artık erteleyebileceği fazla zamanı kalmadığında yataktan çıkar. Bazıları da alarm çalar çalmaz yataktan çıkar, alarmı kapatır ve işine odaklanmaya başlar.

Eğer sizde erteleyen gruptaysanız alarm cihazınızı yatmadan önce odanızın uzak bir tarafına koyun. Eğer alarm çaldıktan sonra yataktan kalkıp, alarmı kapatıp tekrar yatağa dönüyorsanız bunun içinde bir çözüm yolu var.

Alarmı kapattıktan sonra yürüyüşünüzün yönünü değiştirin. Yatağa dönmek yerine, abdest almak için doğrudan banyoya doğru yürümeye çalışın. Başlangıçta, yatağın yerine banyoya doğru yürümenin bilinçli değişimini yapmak oldukça zordur. Çünkü eski bir alışkanlığın üstesinden gelmeye çalışıyor olacaksınız. Ancak, birkaç gün sonra, bu alışkanlığa devam etmeye kendinizi zorladığınızda sonuçlara çok şaşıracaksınız.

3. Alarm Saatlerini Zaman Geçtikce Yeniden Düzenleyin

Yukarıdaki yöntemleri başarıyla edindikten sonra, ilerde vücudun bu duruma daha iyi adapte olabimesi için yapabileceğiniz bir küçük değişiklik daha var. Daha önceki alarm saatinizden de 5 dakika öncesine yeni alarm kurmanız. Her hafta alarmın bu küçük değişimi, sürekli olarak her gün sabah namazından 45 dakikaya varan sürelerde önceden uyanmak için beyninizi eğitmenize imkan verecektir. Bu, daha önce bahsettiğimiz zorlukların üstesinden gelmenize yardımcı olacaktır:
  • Beyninizi her gün “aynı zamanda” uyanmak için eğitmek.
  • Gece namazıyla eş zamanlı olabilmek.
Üçüncü zorluk, yani tutarlı bir sabah rutininin sürdürülmesi nasıl sağlanmalıdır? Bu zorluğun üstesinden gelmek için sabah alışkanlığınızı her üç ayda bir gözden geçirin. Mevsimsel zaman farklarına bağlı olarak yukarıda sayılan yöntemlere göre 3 ayda bir alarmınızı gözden geçirerek kendinize göre ayarlayın ve kendinize sabah yaptığınız ibadet ve kişisel işleriniz için zaman verin.

Sabah Yapılabilecek İbadetler Neler Olabilir?



  • Teheccüd namazı (Nafile namaz)
  • Vitir namazı (Vakti geçmemişse)
  • İstiğfar
  • Kur'an-ı Kerim okumak
  • Herhangi bir kitap okuma ve ya herhangi bir konuda yazı yazma.
  • Spor yapmak (yüzme, ağırlıklar, koşu)
  • 7-30 dakika ev egzersizi yapmak
  • Kahvaltı
Umarız yukarıdaki yöntemler ile bir daha sabah namazını asla kaçırmaya izin vermez, aynı zamanda yıl boyunca sabah ve gece namazı vakitlerine ayak uydurma şansına sahip olan güçlü bir uyandırma alışkanlığı geliştirirsiniz. Tabi ki gece namazının (fecir ve teheccüd) nafile namazlar (yapmakta zorunlu olmadığınız, içinizden gelerek yaptığınız namazlar) olduğunu söylememiz gerekir.

Bu 3 adımlı yöntem sizin için faydalı oldumu. Denedikten sonra deneyiminizi aşağıdaki yorumlar bölümünden bizimle paylaşabilirsiniz.

Hepimiz İslam'da bilgi arayışının erdeminin farkındayız. Bununla birlikte, çalışmalarımızın bir ibadet biçimi olduğunu hissetmek bazen zor olabilir. Peki, çalışmalarımızı Allah'a yakınlaşma yolu olarak nasıl kullanabilirz?

Resulullah ṣallallahu alayhi sellem'in, "İlim elde etmek için yola çıkanlara Allah cennetin yollarından birini bulmayı kolaylaştırır" demiştir.

Bugün, bilgi aramada karşılaştığımız zorluklar farklıdır. Üniversitelerde, Allah'a inanan ya da inanmayan kişilerle etkileşime girmek durumundayız. Bu hayatın her yerinde geçerlidir. Herkes istediği düşünce biçimine inanmakta özgürdür. Fakat edindiğiniz bilgileri dini ilimle harmanlamayı düşünürseniz, bilginin peşinden koşmanın zaten bir ibadet eylemi olduğunu unutmamalısınız.

İşte birkaç ipucu.

1. Bilginin Zaten Allah Tarafından Bahşedildiğini Unutmayın

Bilginin iki kategoriye ayrılabileceği algısı vardır. Bunları inanan insanlar için: "Dini" ve "Dünyevi" bilgi şeklinde ayırabiliriz. Ancak Allah, göklerin ve yerin yaratıcısıysa, bu muhteşem düzendeki sırrı keşfetmek ve yaratıcının kadirliğini anlamak bizi yaratanın hoş karşılayacağı birşey değil midir?

Örneğin, bilim eğitimi, Kuran'ın, Allah'ın yoktan var etme işaretlerini düşünmek için çağrışımda bulunma, böylece Allah'ın sonsuz büyüklüğüne ve görkemine olan saygısını arttırmayı sağlar. Öte yandan, hukuku veya ticareti incelemek, ümmete ve insanlığa daha iyi hizmet etmenize - böylece Allah'ın emirlerini yapmamızı istediği şeyleri yapmanıza - olanak sağlamaktır.

Bu nedenle bir alanda akademik eğitim görmek bile, ibadet eylemi olarak kabul edilebilir.

2. Niyetinizi Belirleyin

Çalışmalarınızın amacının Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için olduğunu kesin bir niyetle düşünün. Çalışmalarınızı Müslüman olarak, İslam'daki bilginin faziletiyle açıklanan ve birçok hadisin ışığında daha önce dile getirilmiş bir ilim ve araştırılmayı bekleyen bir hazine olarak görün.

Her dersin başında ve çalışma oturumunda niyetinizi teyit edin. Çalışmalarınızda duanın size yarar sağlayacağını düşünerek: "Allah'ım! Öğrendiklerimi bana faydalı kıl ve bunları bana hayırlı şeyleri yapmakta vesile kıl." şeklinde dua edebilirsiniz.

Cabir tarafından Pavlus'un Resulullah'ın "Allah'tan faydalı bilgiler edinmeyi (ilim) isteyin ve hiçbir fayda sağlamayan bilgiden Allah'a sığınınız." [ İbn Mace ] diye rivayet edildi. Ayrıca Salamah, Salam'ın dediği gibi Peygamberimiz ṣallallahu 'alayhi sellem'in yerine getirdiğinde şöyle derdi:

Kim ilmi almışsa büyük ve değerli bir şey almış demektir. "[ Sunan İbn Mace ]

3. Kendinize İlham Yaratın

Eğitim Bilgilerinizi Allah'a Yakınlaşmak İçin Nasıl Kullanabilirsinizİlk Müslümanlar, geri kalan dünyanın cehalet içinde olduğu bir dönemde Bilim, Sanat ve Felsefe'nin öncülerinden olmuştur. Modern tıbbın babası olan İbn Sina, ilk teorik fizikçi İbn el Haytham ve cebir kurucusu Al-Khavarizmi gibi akademisyenler gibi pek çok örnek vardır.

Onların Allah'a duydukları sevgiden esinlenmiş olan bilgi susuzlukları sizi motive etmelidir. Bir Müslüman olarak onların ayak izlerinden yürürseniz, mirasımızı sürdürme ve İslam'ı ileriye taşımaya yardımcı olmuş olursunuz.
"Allah’ın benimle göndermiş olduğu hidayet ve ilim, yeryüzüne yağan bol yağmura benzer. Yağmurun yağdığı yerin bir bölümü verimli bir topraktır: Yağmur suyunu emer, bol çayır ve ot bitirir. Bir kısmı da suyu emmeyip üstünde tutan çorak bir yerdir. Allah burada biriken sudan insanları faydalandırır. Hem kendileri içer, hem de hayvanlarını sular ve ziraatlarını o su sayesinde yaparlar. Yağmurun yağdığı bir yer daha vardır ki, düz ve hiçbir bitki bitmeyen kaypak arazidir. Ne su tutar, ne de ot bitirir. İşte bu, Allah’ın dininde anlayışlı olan ve Allah’ın benimle gönderdiği hidâyet ve ilim kendisine fayda veren, onu hem öğrenen hem öğreten kimse ile, buna başını kaldırıp kulak vermeyen, Allah’ın benimle gönderdiği hidayeti kabul etmeyen kimsenin benzeridir. "[ El Buhari ve Müslim]

4. Bilgin Edinin

Günümüzde, bilginin ilerlemesi çoğunlukla insan başarısının çabası şeklinde düşünülebilir.Fakat bilim ve teknolojideki hızlı ilerlemenin  Allah'ın dilemediğinden başka hiçbirşey olmayacağını unutmamamız gerekir.
Allah, O'ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur. İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O'na hiçbir şey gizli kalmaz.) O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür.[ Bakara, 255]
Bilgi edinme ve kazanma fırsatı veren Allah'tır ve öğrenilen her şey yalnızca onun izniyle yapılır.
"Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de! "[ Hacc, 73 ]
Bu örnek, sahip olduğumuz bilginin, okyanusta, Allah'ın sonsuz bilgi ve hikmetine kıyasla sadece bir damlacık olduğunu bilmemiz gerekir. Allah, her şeyi kuşatan bilgiye sahiptir. Bunu unutmayın ve öğrendiğiniz her şeyin bilgimizin sınırlarının ötesinde bir bilgiye sahip olan Allah'a olan saygınızı arttırmasına izin verin .

5. Öğrendiklerinizi İyilik ve Yarar Sağlamak İçin Kullanın

Bir hizmet sunmak için eğitim alıyorsanız, ihtiyacı olanlara gönüllü hizmet verin. Unutmamalıyız ki, bu bilgiyi Allah'ın izni ve rahmetiyle elimizde bulunduruyoruz. Yaratılışa hizmet ederek, eninde sonunda Yaratıcı'ya hizmet ediyorsunuz ve O'na daha yakın oluyorsunuz.

Yani, bunu daima hatırlayın; ve eğitim süreciniz boyunca kendinize telkin edin.

Yaptığımız çalışmalarda Allah bize başarılar ihsan edebilir ve bize O'na yakınlaşmamız için bunu bir araç yapabilir.

Çalışmalarımız, yeteneklerimizin en iyisi için, yeryüzünde vekil olarak rolümüzü yerine getirmek için bir ümmet olarak bizi olanaklı kılabilir.

Eğitim hayatınızda kendinizin uyguladığı ve Allah'ın hoşnutluğunu kazanmayı amaçlayan başka yollarınız varsa yorumlarda bizimle paylaşın.

Kızgın olduğunuzda kendinizi kontrol edemeyeceğiniz gibi, sabır gösteremediğiniz ne olursa olsun, evlilik, ebeveynlik, iş bulma, arkadaşlık ve en önemlisi din gibi yaşamınızın birçok alanındaki başarılarınızı engelleyebilir. Bu yazımızda sabırlı bir eş olabilmek için 4 öneri üzerinde duracağız.

Öncelikli kaynağımız olan Kuran ve Sünnetten öfkemizin kontrolü ve sabır için bizi cesaretlendiren çok sayıda öneriyi ele alacağız.

"(Resûlüm!) Söyle: Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah'ın (yarattığı) yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir." (Zümer, 10)

Ebu Hureyre bildirdi: Resulullah şöyle söyledi “Gerçek babayiğit, güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiği zaman nefsine hakim olan kimsedir.” (Buhari, Edeb 102)

Huysuzluğunuzu kontrol etmekle uğraşıyorsanız, daha eğlenceli, neşeli ve kontrollü bir kişilik sahibi olmak için çeşitli yollar bulunmaktadır. Bunlara kısaca göz atalım.

Bir Sorunun Olduğunu Kabul Et

Elbette bir sorununuzun olduğunu, belki de hatanın sizde olduğunu kendinize söylemek istemeyebilirsiniz. Ama öfke sorununuza sahip iseniz ilk başta bunu kabul etmeniz çözümün temelini oluşturur. Kendinize şunu söyleyin: "Hayır, benim eşimin benle ilgili şikayetlerini görmezden gelirsem evde hiçbir şey yokmuş gibi davranmam, çözüm yolu aramamam doğru değil ."

Bazen eylemlerinizi haklı gösterme eğiliminiz olabilir. Kendinizi karşılaştığınız durum gibi bir olayla karşılaşmasaydınız öfkeli olmayacağınızı söyleyerek avutabilirsiniz. Bu düşünce kalıbını değiştirmeniz huzur bulmanız ve sabır duygusunu elde etmeniz için önemli adımlardan biridir. Davranışınız için kendinize bir bahane vermeyin. Zayıf düştüğünüzde ve öfkenize yenildiğinizde,  gelecek sefere daha çok çaba harcayarak bunun üstesinden geleceğinizi kendinize telkin edin.

Bu değişikliğin bir gecede gerçekleşmediğini anlayın

sabırlı olmak
Sabrın elde edilmesi için zaman içinde tutarlı bir çaba sarf etmeniz gerekecektir. Muhtemelen, asi davranışlarınızın bazen istediğizini elde etmede etkili olduğunu düşünmüşsünüzdür. Sonuçta, delirmiş gibi konuşan biriyle başa çıkmak yerine ona istediğini vermek ve uyum sağlamak daha kolaydır. Bu şekilde istediğinizi elde etmiş olabilirsiniz ama karşınızdaki insanın gözünde sizin adınıza neler kaybettiğinizi düşünmeye çalışın.

Hepimiz çevremizden etkileniyoruz. Öfkenin başkalarını uyarmak için bir araç olarak kullanıldığı bir ailede büyüdüyseniz, bu uygulamayı baş etme mekanizması olarak da kullanmayı seçmeniz garip değildir. Ancak umudunuzu kaybetmeye gerek yok. İnşaAllah, sabrınızın asil niteliğini yakalayabilir ve kızgın duygularınızı kontrol edebilirsiniz. Yolun her adımında başarının, başarısızlığa dayandığını unutmayın. Verimsiz davranış biçiminize geri döndüğünüz her seferinde, onu bir deneyim olarak görün.

Öfke Yönetimi Probleminizi Yenmek İçin Dua Ederek Allah'tan Yardım İsteyin.

Sana kolaylaşan bazı şeyler ve başarmak için mücadele etmeniz gereken diğer şeyler var. Duruşmalar sırasında sabırlı olmanız, üzerinde bir sorununuz varsa, her şeye hakkıyla yetki sahibi olanın yardımına başvurun. Allah , kullarından sorunlarımız için kendisinden yardım istememizi söyler. Aslında, yardım istemezseniz onun emirlerini bir diğer bakış açısında yerine getirmemiş olursunuz. Dua edin, yardım isteyin. Gerçekten size yardım edebilecek tek kurtarıcıya Rabbinize dönün.

Peygamber'in söylediklerini not edin.

Ebu Hureyre, Hz. Muhammed'in şöyle dediğini bizlere aktarıyor; "Acele etmediği müddetçe herbirinizin duasına icâbet olunur. Ancak şöyle diyerek acele eden var: "Ben Rabbime dua ettim duamı kabul etmedi." Allah'tan yardım istemekten asla vazgeçmeyin ; bu, sürekli olarak O'nun desteğini aramak suretiyle O'na daha yakınlaşmanızı istiyor olabilir.

Sabırlı olmanın değerini bilin

İnsanlar iyi eğitim almak, kaliteli bir iş bulmak ya da iyi bir eş ile evlenmek için neden fedakarlıklar yapıyor? Bu başarılara ulaşmada fayda görüyorlar. Sabırlı olmanın değerini bilmek, sizi daha sabırlı hale getirmek için en zoru göze almak için motive olmanıza yardımcı olabilir. Kur'an ve hadislerden bize sabırlı olmanın getirilerini hatırlatan bazı ilham verici hususlar şunlardır:
"Allah ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdi." (Enfal, 46)
Aramızda kim Allah'ın bizimle olduğunu bilmek istemez?

Ebû Yahya Suhaib bin Sinan şöyle der:

Resulullah, "Müminin durumuna gerçekten hayret edilir. Zira her durumu onun için hayır sebebidir, bu özellik sadece müminlerde bulunur. Çünkü sevinecek olsa şükreder bu onun için bir hayırdır, başına bir bela gelse sabreder bu da onun için bir hayırdır" dedi. (Müslim, 64)

Bilin ki Allah, Çektiğiniz Zorlukların Farkındadır

Çoğu zaman, öfkeniz yaşamakta olduğunuz zorlukların bir sonucudur. Belki çocuklarınız bütün gün bir yere gitmek isteyip sizi yoruyordur veya belki de eşiniz işten eve geldiğinde sızlanıp durmaktadır. Belki de hiç durmayan baş ağrılarınız vardır.

Öfkeli, incinmiş veya sinirli olduğunuzda, başkalarının nasıl hissettiğini düşünmeye çalışın. Aşağıdaki hadisleri hatırlayın.

Ebu Sa'îd, Ebu Hureyre , Peygamber'in şöyle dediğini bildirmiştir :
"Mü'min kişiye hiçbir yorgunluk, rahatsızlık, kaygı, üzüntü, keder, sıkıntı isabet etmez ki; hatta ayağına batan bir diken bile yoktur ki, onunla günahları silinmesin. "(İbn Hibban, 166)
Başkaları, yaşadığınız zorluğu bilmeyebilir veya düşünebilir. Allah en esirgeyendir en merhamet edendir. Onun sorunlarınızdan her zaman haberdar olduğunu bildiğinizden dolayı şükredin edin.

Öfkenizi kontrol etmek hayatta elde etmek istediğin en zor hedeflerden biri olabilir. Ancak çaba harcamaya değer bir şeydir. En dürüst insanlar arasında olmak istiyorsunuz; gerçek bir mümin olmak istiyorsunuz; Allah'ın yanınızda olmasını istiyorsunuz öfkenizi kontrol etmek ve sabrınıza ulaşmak için elinizden gelenin fazlasını yapın, böylece bol miktarda ödüllendirileceksiniz.

Sabredenlerin mükafatını, yapmakta olduklarının daha güzeliyle vereceğiz. (Nahl, 96)

Din ve bilim birbirine ters midir? Din ve bilim arasında bir taraf seçmek zorunda mıyız ?  Ya da, Allah, kullarına bilim'i yasaklamayı ister mi? Bu ve bunun gibi bazı söylemlere bir dizi makale ile açıklama getirmeye çalışacağız. Ama başlamadan önce, bu konuyla ilgili bazı görüşler hakkında açıklama yapmak gerekiyor. Eminim altta yazan varsayımlardan birkaç tanesini daha önce duymuşsunuzdur.
  • Bilim adamları Tanrı'ya inanmazlar ve / veya dinsizdirler. 
  • Eğitimli insanlar dindar değildirler ve / veya Eğitimli insanlar çoğunlukla ateist ya da agnostiktir. 
  • Kutsal metin bilime terstir. 
  • Bilim, din karşıtıdır. 
Bu yazı, ilk iki iddiayı ele alıyor.

Bilim Adamları Tanrıya İnanmazlar ve / veya Dinsizdirler

Bunun bilincimize nasıl sızdığından emin değilim ama ünlü bilim adamları, tarih boyunca, din ve bilim arasındaki bağlantı hakkında konuştular. Birçoğu derin dini inançlara sahipti. Tıp alanında uzun yıllardır çalışma göstermiş, Kaiser Permanente Yüksek Tıp Eğitim Müdürü Ejaz Naqvi, din ve bilim arasındaki ilişki için şu yorumu yapmıştır;

"Uygulamalı bir doktor ve eğitimci (Lisansüstü Tıp Eğitimi Direktörü) olarak 40 yılı aşkın bir süredir tıp bilimleri alanında araştırmalar yapıyorum. Bilim ile din arasındaki ara bağlantıya çok net bir şekilde şahit olabiliyorum. Tıp çalışması, yaratılışımızı düşünmemi sağladı ve Tanrı'ya olan inancımı güçlendirdi. Bilim ve dinin birbirine zıt olduğu düşüncesi tersine, Kutsal Yazıları incelemek beni doğa hakkında daha fazla düşündürdü ve bilimi derinden araştırma arzumu tetikledi. Tıp alanında sayısız insanı ve diğer bilim adamlarını biliyorum. Bunların arasında bilişim uzmanları ve silikon vadisindeki bilgisayar bilimlerinde çalışan birçok uzman, kendim gibi "dindar" ve kendi alanlarındaki en iyi insanlar."

Günümüzde olduğu gibi eski zamanlarda da Din ve bilimle bağlantılı birçok ünlü bilim adamını örnek gösterebiliriz. Sadece İslam için değil bütün dinlerde, inananları arasında bilimle uğraşan insanlar olmuştur. Bu isimlerden en bilinenlerine kısaca değinmek gerekirse;

İbn Sina (980-1037):  Modern Tıp'ın babası olarak tabir edilen İbn Sina, bir filozof, astronom, matematikçi ve doktordu. O, Kuran'ın öğretilerinden esinlenerek yaptığı çalışmalarla İslam altın çağının sayısız bilgeleri arasında yer aldı. Tıp tarihinde ilk tıp ansiklopedisi olarak kabul edilen El-Kanun Fi't-Tıbb kitabını yazmıştır ve bu kitap birçok ortaçağ Avrupa üniversitesinde 11. yüzyıldan  1650 yılına kadar geçen sürede standart bir ders kitabı olarak kullanılmıştır. Derinden dindarlık ve ünlü yazılarından birisi "Varlığın Felsefesi" , Tanrı'nın varlığını kanıtlayan resmi bir argümandır.


Tanrı, bir yüce varlık olarak, uzay tarafından sınırlı değildir; zamanla da dokunulmaz; belirli bir yönde bulunamaz ve özü değişemez.

Galileo Galilei (1564-1642): Katolik Kilisesi, onu "Dünya Güneşin etrafında dönüyor" şeklindeki görüşünü açıkladığında sapkınlıkla suçladı . Kiliseye karşı ayaklanan biri olarak görüldü. Toskana'daki Düşes Christina'ya gönderdiği bir mektupta şunları yazdı:

Bize duyu, akıl ve zekayı bağışlayan aynı Tanrı'nın, bunları kullanmamızdan vazgeçmemizi ve bize onlarla ulaşabileceğimiz bilgileri öğrenmemizi istemediğine inanmnıyorum. Doğrudan tecrübe ya da gerekli araştırmalarla, gözlerimizin ve zihinlerimizin önünde belirlenmiş olan fiziksel konularda, mantık ve aklımızı inkar etmemiz istenmektedir.

Isaac Newton (1643-1727): İngiliz bilim adamı, gökbilimci, matematikçi ve bir teolog, dindar bir Hıristiyandı (ancak üçlü birliği reddetti). Din ve bilimin yakınlaşmasını destekleyen en güçlü ifadesi:

Yerçekimi, gezegenleri harekete geçirebilir, ancak ilahi bir güç olmadan, onları Güneş sistemindeki gibi dolaşımda olan herhangi bir harekete, yörüngeye asla sokamaz.
Sir Francis Bacon: Bilimsel yöntemin babası sayılır . Verileri toplama ve analiz etme konusundaki çalışmaları ile ünlüdür. İşte ateizm üzerine yazılmış bir örnek :

Tanrı, ateizmi ikna etmek için asla mucizeyi yaratmadı, çünkü sıradan çalışmaları onu ikna etti. Bu evrensel çerçevenin başıboş olduğunu düşünmektense, kutsal efsânelere inanırım, daha iyi. Az felsefe, insan zihnini Tanrıtanımazlığa götürür; ama felsefede derinlik, insanların zihinlerini dine döndürür. Çünkü insan aklı dağılmış ikinci sebeplere bakar, bazen onlarda dinlenebilir ve ileri gitmek zorunda kalmaz; Fakat onların zincirini anlayınca, bir araya gelip birbirleriyle bağlantı kurup gerçeği kabul etmek zorunda kalır.

Maria Mitchell (1818 - 1889): İlk Amerikalı kadın astronom. "Mitchell'in kuyruklu yıldızı" adını verdiği ilk kuyruklu yıldız keşfini 1847'de gerçekleştirdi. American Association of Science (Amerika Bilimsel Gelişme Birliği) ve American Academy of Arts and Science (Amerika Sanat ve Bilim Akademisi)'nin ilk kadın araştırmacısıydı. Quaker kilisesinin onu reddettiği ve daha sonra Hristiyan üniteryanisti olduğu doğrudur. Daha sonra bilimsel araştırmalar, devam etti.

Albert Einstein: Bu biraz tartışmalı ve çelişkili. Birçoğu onun ateist olduğuna ya da en azından bir agnostik olduğuna inanıyor. Diğerleri Tanrı'ya inandığını iddia ediyor, ancak çevresindeki diğer insanlar Tanrı'ya inanmıyordu. En bilinen sözlerinden biri olan "Tanrı zar atmaz" sözüyle birçok kişi onu dine inanan biri olarak tanımladı. Günümüzdeki fanatik ateistleri eleştirdi. Einstein şu mektubu 3 Ocak 1954'te filozof Eric Gutkind'e yazdı.

"Tanrı sözcüğü benim için insanın zaaflarının bir ifadesi ve ürünü olmanın ötesinde bir anlam taşımıyor. İncil de yüce bir kitap ama yine de ilkel efsanelerden oluşan bir koleksiyon ve aynı zamanda oldukça çocukca."

Fakat yine aynı mektup, şu satırlarıda içermektedir.

"Dinsiz bilim kirleticidir, bilimsiz din kördür."

Eğitimli İnsanlar Dindar Değildirler / Eğitimli İnsanlar Çoğunlukla Ateist ya da Agnostiktir

Bu ünlü bilim insanlarının geçmişte olduğunu düşünüyorsanız, son anketler "bilimadamları dindar değil" veya "bilim insanlarının çoğu ateisttir" sözünü ortadan kaldırmaya yardımcı olacaktır. WIN / Gallup International tarafından 2012'de yayınlanan Dünya Çapında bir araştırma ("Dindarlık ve Ateizm Genel Bir Endeksi") 58.000'den fazla kişinin konuyla ilgili şu bulguları elde etti. En yüksek eğitimli (üniversite seviyesi) -% 52'si "dindar",% 24'ü kendilerini "dindar olmayan",% 19'u ise "ikna olmuş" ateist olarak değerlendiriliyor. Evet, bu çalışma aynı zamanda eğitim seviyesinin daha düşük olanların daha eğitimli olanlardan "dini" olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu gösteriyor; veriler , en eğitimli insanlar arasında halen ateistlerden, agnostiklerden çok dindar insanların çokluğunu gösteriyor.

Bununla birlikte, dine karşı düşmanlık ve bilim camiasında aşırı derecede güvensizlik yaşanmasına rağmen, bilim ve din, çapraz amaçlar yerine sıklıkla beraber çalışmaktadır. Nitekim, antik ve modern insanlık tarihinin büyük bölümünde din kurumları aktif olarak bilimsel çabaları desteklemiştir. Yüzyıllar boyunca, Avrupa'da ve Ortadoğu'da neredeyse tüm üniversiteler ve diğer öğrenme kurumları dinsel bir biçimde bağlıydı ve astronom Nicolaus Copernicus ve biyolog Gregor Mendel (genetiğin babası olarak bilinir) de dahil olmak üzere pek çok bilim adamı bu kurumlarda yetişmiştir. Galileo, fizikçi Sir Isaac Newton ve astronom Johannes Kepler de dahil olmak üzere diğerleri derin dindar ve çalışmalarını çoğunlukla Tanrı'nın yaratılışını aydınlatmanın bir yolu olarak gördüler.

aile
Ailemiz hayatımızdaki en büyük nimettir. Bu konuda hiç şüphe yok. Fakat çoğumuz onların bizim üzerimizde olan hakkını ve iyiliklerini unutuyor, sadece yaptıkları şeylerin bizler için ne kadar değerli olduğunu onlar olmadığında anlıyoruz. Ailelerimizin yanından ayrılan, anne babası artık dünyada olmayan bu dünyayı yaşayabilecek olanlarımız için bu gerçeklik her gün yüzümüze bir tokat gibi vurulur. Ama ailemizle bir çatı paylaşacak kadar şanslı olan bizler için genellikle bu durumu anlamak için bir işaret yoktur.

Onların bizim için yaptıklarını kabul ediyoruz ve onların sonsuza dek yanımızda olacağını düşünüyoruz. Herkesin ebeveynleri onlar için bizim için ne yaptığını düşünüyoruz. Bizler, bu gezegendeki başkalarıyla hiçbir zaman olamayacak olan, ailemizle sahip olduğumuz tamamen benzersiz bir ilişkiyi unutuyoruz.

"Biz, insana, ana babasına iyilik etmesini emrettik. Şâyet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak bana olacaktır ve ben yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim." (Ankebut, 8)

 Ailelerinizle yaşarken, bunların hepsini hatırlamak zor olabilir. kimi zaman ebeveynlerimizin ve kardeşlerimizden bizi rahatsız eden ya da bizi sinirlendiren şeyler gelebilir. Onların arkasındaki nedeni unutmak genellikle endişe ve sevgidir. Ebeveynlerimizin arkasında bize rehberlik ettikleri ve yönlendirdikleri bir ömürlük tecrübeleri olduğunu unutuyoruz. Sadece (çoğunlukla çok daha büyük yaşlarda) olduğumuz zaman, ailemizin haklı olduğunu sıklıkla anlıyoruz.

Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” (Ahkaf, 15)

Yaptıkları şeylerden ötürü hayal kırıklığına uğramak yerine, arkasındaki nedenleri düşünün ve onlara teşekkür edin. Sabah erkenden ayrılmadan önce onlara sarılın ve eve döndüğünüzde onlara tebessüm edin, öpün sevginizi gösterin. Onlara oturup dinlenmelerini söyleyin işlerini halletmeye çalışın. Onlara nereye gittiğiniz ve ne zaman geri döneceğiniz hakkında gerçeği söyleyin, bu yüzden onları yok yere endişelendirmeyin. Çünkü yaşadığınız o anları geri isteyeceğiniz bir gün gelebilir ve onlarla bir gün daha geçiremeyebilirsiniz. Çünkü gerçekten herkesin en büyük nimeti emin olun ailesidir. Onları sevin ve bu geçici dünyada onlardan başka sizi koşulsuz seven kimsenin olmadığını unutmayın.

Peygamberimiz Hz. Muhammed'e, onun karakterini, onu sevmenin faydalarını, onu sevmediklerinin bizlere getirdiği zararları öğrenmek ve sevgisini öğrenmek için birçok yol vardır.

Bununla birlikte, Peygamber'i sevmenin en güzel yollarından biri, farkında olmasak da bize ne kadar çok iyilik yaptığını bilmektir. Bu yazıda ona sevgimizi arttıracağını ümit ederek ümmetine olan sevgisini anlatan birkaç olay sunmaya çalışacağız ﷺ.

Allah, ümmeti acı çektiğinde Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in nasıl acı içinde olduğunu teyit eder. Peygamberimiz bizi önemsemekte ve bizim için en iyisini istemektedir. Allah diyor ki:

"لقد جاءكم رسول من أنفسكم عزيز عليه ما عنتم حريص عليكم بالمؤمنين رءوف رحيم"

"Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir."
[Tevbe, 128]

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah tarafından kabul olacak duasını ümmet için hesap gününe kadar muhafaza ederken, peygamberlerin geri kalanı, bu haklarını dünyada kullanmış ve Allah'ın nimetlerine nail olmuşlardır. Allah'a,  Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle dedi:

لكل نبي دعوة, فأريد إن شاء الله أن أختبي دعوتي شفاعة لأمتي يوم القيامة

"Her peygamberin hususî bir duası var ki, onunla ümmetiyle ilgili olarak dua etmiş ve duası kabul edilmiştir. Ben ise, duamı kıyamet gününde ümmetim için şefaat kıldım / ümmetim için erteledim, şefaat etmeye ayırdım. [Buhari 1, Müslim, İman, 340]

Peygamberimiz, namazında her seferinde bizim için dua etti! Hz. Ayşe şöyle der:

لما رأيت من النبي صلى الله عليه وسلم طيب النفس قلت يا رسول الله ادع الله لي قال اللهم اغفر لعائشة ما تقدم من ذنبها وما تأخر وما أسرت وما أعلنت فضحكت عائشة حتى سقط رأسها في حجر رسول الله صلى الله عليه وسلم من الضحك فقال أيسرك دعائي فقالت ومالي لا يسرني دعاؤك فقال والله إنها لدعوتي لأمتي في كل صلاة

Hz. Aişe (r.a), Peygamber Efendimiz'i neşeli gördüğü bir gün:'Ey Allah'ın Rasulü, benim için Allah'a dua ediver!' demişti. Rasûlullah (s.a.v): 'Allah'ım, Aişe'nin geçmiş, gelecek, gizli ve açık bütün günahlarını mağfiret eyle!' diye dua etti. Hz. Aişe validemiz o kadar mutlu oldu ki, sevincinden başı önüne düştü. Rasulullah (s.a.v):'Mutlu musun?' diye sordu. O da: "Senin duan beni neden sevindirmesin ki?" dedi. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.v): "Bu dua, benim ümmetim için her namazda yaptığım duamdır" buyurdu. [Sahih İbn Hibban]

Hz. Muhammed ümmetinden olan kim varsa onla ilk tanıştığında heyecanlı bir ruh halindedir. Ebu Hureyre şöyle der:

رسول الله صلى الله عليه وسلم خرج إلى المقبرة فقال”السلام عليكم دار قوم مؤمنين وإنا إن شاء الله بكم لاحقون وددت أني قد رأيت إخواننا”. قالوا يا رسول الله ألسنا إخوانك قال”بل أنتم أصحابي وإخواني الذين لم يأتوا بعد وأنا فرطهم على الحوض "قالوا يا رسول الله كيف تعرف من يأتي بعدك من أمتك قال" أرأيت لو كان لرجل خيل غر م حجلة في خيل بهم دهم ألا يعرف خيله”. قالوا بلى. قال” فإنهم يأتون يوم القيامة غرا محجلين من الوضوء وأنا فرطهم على الحوض”.

Allah Resulü ﷺ mezarlığa çıktı ve şöyle dedi: "“Mutlaka kardeşlerime kavuşmamı arzuladım.” (Bunun üzerine kendisini dinleyenler) şöyle dediler: “Biz senin kardeşlerin değil miyiz?” O şöyle cevap verdi: “Sizler benim ashabım ve kardeşlerimsiniz. Benden sonra da beni görmedikleri hâlde bana inanan bir topluluk gelecektir. Onları görmeyi çok isterdim.” "[Ramûzu’l-Ehadis s. 361, 4460]


Bu hadis-i şeriflerde de, Resulullah ahir zamanda,  kardeşlerinin bulunacağını söylüyor. “Kardeşlerim” dediği kimselere heyecan ve özlem duyuyor. Peygamberimizin bu sevgisine, hasretine sebep olan o kimselerin herhalde, fedakar, sadık, karakterli, İslam için emek sarfeden, bütün zorluklara karşı yılmadan, aldırmadan Resulullah’ın ve ashabının yolunda olabilen kimseler olması gerekir. Bunlar Resulullah’ın kardeşleridir. O, bunlara “kardeşlerim”, ashabına “arkadaşlarım” ünvanını veriyor.

Yüce Allah'tan bize Hz. Muhammed'in sevgisini kalplerimizde hissettirmesini ve onun yonundan ayırmamasını dileriz.

Depresyon, Hayal Kırıklıklarıyla Mücadele Etmenin 5 Yolu
Hepimiz kaçınılmaz olarak hayatımızda birçok hayal kırıklığıyla yüzleşeceğiz: iş, aile hayatı, insan ilişkileri... Yaşadığımız dünyanın doğası bu. Kusursuz değildir, mükemmel değildir. Bu kusurların çoğu kendimizden ya da çevremizdeki insanlardan kaynaklıdır.

Peki bu hayal kırıklıklarıyla nasıl başa çıkacağız? İş ve insan ilişkilerinin yanı sıra, kendimizinde düzeltmesi gereken noktalar elbette var. Zayıf ve hemen pes edecek insanlar mısınız? Bir darbe aldığınızda nasıl affedebilirsiniz?

Hayal kırıklığı duygularımızı ve bazen çevremizde olup bitenle yüzleştikten sonra nasıl bizi etkilemesine izin vermeden hayatımıza devam edebiliriz? Hiç kimse bunun kolay olacağını söylemedi.

Aslında bu sıkıntı ve hayal kırıklıklarının haberi bir şekilde bize söylendi:

لقد خلقنا الإنسان في كبد

İnsanı zorluklar arasında (direnmesi için) yarattık. (Beled Suresi, 4)

Ümit ediyoruz, hayal kuruyoruz, çabalıyoruz, inşa ediyoruz ve evet sonunda başarısız oluyoruz, düşüyoruz, ve inciniyoruz, hayal kırıklığı hissediyoruz. Ancak, ne yaşarsak yaşayalım her zaman, her durum için bir şansımız vardır. Ümidimizi kesmeden tekrar deneyebilir, tekrar ümit edip, tekrar hayal kurup, tekrar çalışıp ve tekrar inşa ederiz. Tekrar başarılı olabiliriz. Bu beş adımı izlersek hayal kırıklıklarıyla başa çıkabiliriz.

1) ALLAH'A DÖNÜN 

Ön yargılarınızdan ve varsa kibirinizden kurtulup yaratıcınıza Allah'a dönün. Allah'a tam olarak ne olduğunu, nasıl hissettiğini, nasıl etkilediğini söyleyin. Ne istediğinize karar verin ve dua ederek ondan isteyin. Nasıl içten bir şekilde dua edeceğini bilmiyorsan buradan öğrenebilirsin.

Allah'ın özelliklerini anlayın, bunun içinde Allah'ın isimlerini anlayarak okuyun : Er-Rahmân: "Dünyada bütün mahlükata merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden."Er-Rahîm: "Ahirette, müminlere sonsuz ikram, lütuf ve ihsanda bulunan." El-Melik: "Mülkün, kainatın sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan." El-Kuddûs: "Her noksanlıktan uzak ve her türlü takdıse layık olan." Es-Selâm: "Her türlü tehlikelerden selamete çıkaran." El-Mü'min: "Güven veren, emin kılan, koruyan." El-Müheymin: "Her şeyi görüp gözeten." El-Azîz: "İzzet sahibi, her şeye galip olan." El-Cebbâr: "Azamet ve kudret sahibi. Dilediğini yapan ve yaptıran." El-Mütekebbir: "Büyüklükte eşi, benzeri olmayan." El-Hâlık: "Yaratan, yoktan var eden." El-Bâri: "Her şeyi kusursuz ve uyumlu yaratan." ve daha bir çok isim onu bize anlatır. Bu isimleri bilerek hissederek dua edin yardım isteyin.

Kur'an'da söylediğimiz gibi, "sabır ve duayla yardım isteyin"

واستعينوا بالصبر والصلاة وإنها لكبيرة إلا على الخاشعين

" Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir. "(Bakara Suresi, 153)

Dua edin Kuran'da şöyle söyleniyor:

وإذا سألك عبادي عني فإني قريب أجيب دعوة الداع إذا دعان فليستجيبوا لي وليؤمنوا بي لعلهم يرشدون

"Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler. "(Bakara; 186)

Hepimizin hayatta bir şeye ihtiyacı var ve bazı hedeflere ulaşmak için çabalıyoruz - hepimize iman lazım ve rehberlik. Hepimiz sevgi, sığınma, beslenme ve sevecen, destekleyici aile ve toplum istiyoruz. Kaybedilen umut ve hedefler yüzünden hayal kırıklığı yaşadığımızda, derinlemesine araştırmaya devam etmeliyiz içten içe arzularımız için kalpten Allah'a dua edin , hiçbir duanın evreni yaratan ve bizi yaratan Allah'a güç gelmediğini bilerek dua edin. Dua'nın gücünün gerçekten hayal gücümüzün ötesindedir.

2) BEKLENTİLERİNİZİ İYİLEŞTİRİN

Yaşadığımız dünyanın kusurlarıyla ilgili kıssalara Kuran'da defalarca, tekrar tekrar anlatılıyor ve bu hayal kırıklıklarını yaşayacağımıza tekrar tekrar tanıklık ediyoruz

أم حسبتم أن تدخلوا الجنة ولما يأتكم مثل الذين خلوا من قبلكم مستهم البأساء والضراء وزلزلوا حتى يقول الرسول والذين آمنوا مله متى نصر الله ألا إن نصر الله قريب

"(Ey müminler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler: Allah'ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır." [Bakara, 214]

ولنبلونكم بشيء من الخوف والجوع ونقص من أموال والأنفس والثمرات وبشر الصابرين

"Sizi korkuyla, açlıkla, para, can, ve ürün kaybıyla sınayacağız. Müjde ver sabredenlere… "[Bakara; 155]

Böylece hayal kırıklığı yaşayacağınız durumlarla karşılaşmanız gerektiğini bilerek ve bekleyerek nasıl başa çıkabileceğinizi öğrenebilirsiniz. Bu durumlar sizde endişe, üzüntü ve acıya neden olabilir. Fakat dua ile yardım isteyerek bu durumları atlatırsanız çoğundan daha güçlü olurak çıkarsınız. Unutmayın, büyüdüğümüz için kalplerimiz daha sert ve katı olacak diye bir kural yoktur; aksine, kalplerimiz aslında daha yumuşak ve başkaları için daha fazla şefkat göstermeyi başarabiliyor demektir.Aslında bu olaylardan sonra kazanacağınız tecrübelerle nasıl bir bakış açısı kazanacağınızı düşünün. Sizden sonra sizin yaşadıklarınıza benzer olaylar yaşayanları görecek ve onların tam olarak nasıl hissettiklerini bildiklerinden el uzatarak onlara destek olabileceksiniz.

"Ey genç adam, size bazı kelimeler öğretmek isterim: “Allah’ın buyruklarını gözet ki, Allah da seni gözetip korusun. Allah’ın (rızâsını) her işte önde tut, Allah’ı önünde bulursun. Bir şey isteyeceksen Allah’tan iste. Yardım dileyeceksen, Allah’tan dile! Ve bil ki, bütün bir ümmet toplanıp sana fayda temin etmeye çalışsalar, ancak Allah’ın senin için takdir ettiği faydayı temin edebilirler. Yine eğer bütün ümmet, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allah’ın senin hakkında takdir ettiği zararı verebilirler. Çünkü artık kaderi yazan kalem yazmaz olmuş, yazıları değişmeyecek şekilde kesinleşmiştir. (Bundan sonra takdirde herhangi bir değişiklik söz konusu değildir.) [Tirmizî, Kıyâmet 59]

3) HAYATINIZDA GERÇEKTEN NEYİN ÖNEMLİ OLDUĞUNA ODAKLANIN

Bir anınız, karşılaşmanız ya da yaşanmış bir durum varsa ve sizi rahatsız ediyorsa, hayatınızdaki önceliklerinize ve değerlerinize gerçekten fazla bir etkisi yoktur, onun zamanınızı almasına ve sizi üzmesine izin verin. Onunla başa çıkabilmek için elinizden gelen en iyi biçimde mücadele edin. Zamanla bu daha da kolaylaşacaktır. Önceliklerinizi belirleyin ve onlar haricindeki dış etmenleri görmemeye çalışın.

4) ESNEKLİK OLUŞTURUN

Bu durum aslında, zor koşulların üstesinden gelme ve eskisinden daha güçlü olabilme yeteneğidir. Kişisel gelişim uzmanlarına göre başarının en büyük anahtarı, zorluklarla karşı karşıya geldiğimizde ve kaybettiğimizde başa dönüp tekrar denemektir. Kısaca yılmamaktır. Yoksulluk, hastalık, üzüntü, savaşlar, doğal afetler, güvenlik eksikliği, fırsat eşitsizliği ya da Sosyal destek ve diğer talihsiz durumlar bir insanı sefalete mahkum edemez.

Daha fazla direnç oluşturmak için her gün, "İnşaallah" (Allah isterse olur) gibi kuvvetli bir olumlu ifade düşüncesi ile başlayabilirsiniz. Allah, karşınıza çıkacak hayal kırıklığı, keder, zarar vb. üstesinden gelecektir. Her gün için minnettar olduğunuzu hatırlayarak ve şükürle güne başlamak sizi mutlu edecektir. Araştırmalar, şükran duygusuna sahip kişilerin genellikle daha mutlu olduğunu ve daha sağlıklı olduğunu göstermektedir.. Denemelerinizi ve sıkıntılarınızı aşmak için çalışın ve unutmayın hayatımızdaki başarılarımızın cesaret seviyemiz ile orantılı olduğunu unutmayın ki bu da bizim hedeflerimizi yapmamızla ilgili inançlarımıza dayanmaktadır. Olabilir veya olmayabilir, esneklik prensibi ile sıkıntı içinde büyümek geliştirilebilen ve uygulanabilen bir yetenektir. İnşallah başarı ve memnuniyete erişebileceğimize inanmalıyız inşaAllah.

5) KENDİNİZE NASIL İYİ BAKACAĞINIZI ÖĞRENİN 

Çoğumuz (özellikle bir kadınsanız ve anne iseniz) başkalarının sorumluluğunuda üzerimizde taşırız. Bu genellikle aile bireyleri olabilir. Kendinize iyi bakmazsanız mücadele edemezsiniz. Vücudunuzu iyi uyuyarak, sağlıklı yiyecekler yiyerek (protein, omega-3 zengin gıdalar, anti-oksidanlar tüketerek, şekeri azaltarak, bol miktarda su içerek ve yapay-işlenmiş gıdaları hayatınızdan çıkararak) tabii ki egzersiz yaparak (anti-depresanlar kadar etkili olduğu gösterilmiştir, mutluluk hormonu endorfin salgılanmasını sağlar) kendinize iyi bakmalısınız

Gerekirse 'hayır' demenin yollarınu öğrenin. Yeniden toparlanmak için neye ihtiyaç duyduğunuzu araştırın ve bu ihtiyaçları gidermeyi ertelemeyin. Kötü insanların etrafınızda olmasından hoşlanmıyor olsanız bile, kendinizi rahatlatmak için yine kendinize zaman verin. İster okumak, yazmak, ister egzersiz yapmak, dua etmek ya da ilham verici bir film izlemek, müzik dinlemek, sizin için neyin işe yarıyorsa onu bulun ve kendinizi rahatlatın. Eğer iyi olamıyorsanız, yardım istemekten korkmayın; Çevrenizdeki güvenilir kişilerden yardım isteyin, yoksa da internetden sorununuz hattında yararlı kaynaklardan bilgi edinin son olarak profesyonel bir danışmanla görüşmekten çekinmeyin.

Müslümanların Temel Sorunu: Bilgiye Merak Duymamak
Kriz, yoğun bir güçlük çekme hali, sıkıntı veya tehlike zamanı olarak tanımlanır. Bu tanıma dayanarak, Müslüman ümmeti birçok farklı krizi yaşıyor ve şu anda yaşadığı krizlerin başında; siyasi, ekonomik, sosyal ve dini konular geliyor. Öğretmenlere, rehberlik görevlilerine ve çağdaş bilim adamlarına göre, "bilgi krizi" belki de tüm Müslüman dünyasını etkileyen en büyük krizdir. Bilgiyi aramama, bilgiye merak duymamama en temel sorunlardan biri haline gelmiştir.. Bu sorun basit bir sorun değildir. Onu etkileyen birçok farklı faktörle karmaşık ve çok yönlü bir sorun haline gelmektedir. Bu kısa makalenin amacı, bu temel sorunun yani müslümanların bilgiye neden merak duymadığının farklı yönlerden vurgulamak ve bir toplum olarak bize bu sorunlarla baş etmek için gerçek ve pratik yolları düşünmeye sevkederek bu konu üzerinde çalışmaya başlamamızı umut etmektir.

En önemli faktörlerin başında toplumumuzun İslam araştırmaları alanında temel düzeyde bir okuryazarlık eksikliğidir. Bunlarla sınırlı olmamakla birlikte bu temel düzey konular; ilahiyat / inanç, Kuran araştırmaları, tarih araştırmaları ve fıkıhtır. İlk başta toplum olarak bizim için dürüstlük ve doğruluk bizim için önemli iki kavramdır. İnancımız, dinimiz ve öğretileri konusundaki anlayışımız yüzeysel ve sığ kalmamalıdır. Dinimizi bildiğimizi düşünebiliriz, ama yapılan içtihadlerden ve edinilen gözlemlerden ortaya çıkan gerçek şu ki dinimiz hakkında çok az şey biliyoruz. İslam'ın ne olduğunu yorumlamak için kısıtlı bir algıya sahibiz; çoğunlukla kişisel deneyimlerimize ve durumlarımıza dayanıyoruz.

Çoğumuz için bildiğimiz şey İslam hakkında evde öğrendiklerimiz, ebeveynlerimizden, belki, çeşitli sohbetlerde ve konferanslardan, internet ve televizyon kanallarından, son dönemlerde Youtube gibi sosyal içerik sitelerinden oluyor. Doğruluğunu sorgulamadan, kaynak araştırması yapmadan bu bilgilerin doğru olduğuna kanaat getiriyor ve o bilgi bizim için "İslam'ın için doğru bir bilgi" anlamına geliyor. Dini yorumlamak ve İslam hakkında bilgi edinmek iki kelime yazıp, fareye tıklayarak bir yerden ulaşacak kadar basit olmamalı. İslam gibi derin, güzel ve kıymetli bir din daha fazla emek harcanmayı ve araştırmayı hakediyor. Çoğu bilgiyi bir başkasından öğreniyoruz ve bu doğrudur içim rahatlayabilir diyoruz fakat kaçımız Kur'an'ı anlıyor? Onun tarihi, korunması, derlemesi, konusu, temaları ve yapısı? İnancımızın birincil kaynağıyla anlamlı bir şekilde ilişki kuramayacağımız zaman gerçek inançlı insanlar olabilir miyiz ?

Bu temel okuma yazma düzeyini anlamak ve aramak her birimiz için bir zorunluluktur. Peygamberimiz "Bilgi (ilim) aramak (kadın/erkek) her Müslüman için farzdır" demiştir. Bu, herkesin bir öğretmen ya da akademisyen olması gerektiği anlamına gelmez; Bunun yerine herkes, düzgün bir şekilde ibadet etmelerini sağlayacak yeterli bilgiyi edinmek zorundadır.

"De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür." (Zumer; 9)

Çok şükür, son birkaç yılda bu alanda çok ilerleme kaydedildi. Türkçe olarak Kur'ana ve Kur'an araştırmalarına gerekli ehemmiyet verilmeye başlandı. Sosyal içeriklerinde Kuran araştırmaları ve eğitimi ile ilgili birçok doğru kaynak bulabilirsiniz. Ancak ana zorluklardan biri de insanları bu çalışmalara iştirak göstermeye teşfik etmek, kulaktan dolma bilgilerle değil, aklında olan soruları direkt Kur'an kanalından öğrenmesini sağlamaktır.

Youtube Kanallarının Çocuklardaki Ahlak Kavramı Üzerindeki Etkisi
Ucuzlayan teknolojiyle birlikte teknolojinin her eve girmesi ve kolay ulaşılabilir olması sonucu daha ilkokul yaşında bile olmayan çocuklara ebeveynler tablet, telefon, bilgisayar vs. gibi elektronik aletleri alıp oyalanmasını istiyor ve bu sayede bir bakıma sorumluluktan kurtuluyor. Peki bu elektronik aletlerle internette keşfedecekleri sûni dünyanın çocuklarımızın ahlak kavramını nasıl yerle bir etmeye başladığını hiç düşündünüz mü ?

Teknoloji yaşamlarımızı hızlandırdığı bir gerçek. Her şeyin çabuk olmasını istiyor ve bir şekilde kendimizi yapay bir koşuşturmanın içinde buluyoruz. Bu gelişmelerin getirdiği yapay dertlerle boğuşuyor ve ne yazık ki artık kendimize, bir diğer deyişle düşünmeye zaman ayıramıyoruz. Aynı şekilde aileler çocuklarına bu koşuşturma arasında yeterli zaman ayıramıyor ve onları yine yapay şeylerle avutmaya ve zamanını gerçirtmeye çalışıyor.

Son zamanlarda medya düzeni artık yavaş yavaş yerini internete bırakmaya başladı ve yeni nesilin bizzat muhattabı haline geldi. İlkokul yaşlarından itibaren çocuklar, ellerindeki elektronik aletlerle bu medyayı takip ediyor ve dünyayı bu dar pencereden keşfetmeye çalışıyor. Çocukların ve gençlerin en çok takip ettiği ve iletişim kurduğu paylaşım medya alanlarından birisi Youtube. Youtube kanallarında çocuklarımız, gençlerimiz çevresinde ve ailesinin içinde olmayan, kendi toplumundaki ahlak ve geleneklerden tamamen farklı yapay olaylara şahit oluyor ve bunu kendinde tatbik etme çabasına giriyor.

Youtube Kanallarının Çocuklardaki Ahlak Kavramı Üzerindeki Etkisi
(Youtube Kanalında Yapılan Yorumlardan Biri)
Çocuklarımızın ne izlediğinden ebeveynleri çoğu zaman haberdar değil. Bu durumda çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmeden gördüğü şeyi körpe beynine işleterek onu kullanmaya başlıyor. Dikkat edilmesi gereken husus bu kanallarda çoğu zaman şiddete teşvik eden ve küfürlü bir dil kullanılmakta.

Anneler ve babalara bu durumda büyük iş düşüyor. Çocuklarımızı ahlaklı ve dinini bilen bireyler olarak yetiştirmek doğduğu andan itibaren sorumluluk alarak başlıyor. İslam dinimizin güzel ahlakını çocuklarımıza erken yaşlardan itibaren öğretmek ve çevresinde kötü etkilendiği şeyleri temizlemek anne ve babaların en temel görevi olmalıdır.

Author Name

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *