Kategori: "Sorular ve Cevaplar"

Sorular ve Cevaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Temek Din Kültürü İle İlgili Soru ve Cevapları - 1
1- İnanç nedir?
Bir dine inanmak demektir.

2- İlk ezan okuyan kişi kimdir?
Bilal-i Habeşi"dir.

3- Putlara tapmayan,Allah"a inanan kişilere ne denir?
Hanefi denir.

4- Peygamberimizin kendinden büyük hanımının adı nedir?
Hz. Hatice"dir.

5- Son peygamber kimdir?
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed"dir.

6- İlk peygamber kimdir?
Hz. Ademdir.

7- Namaz ile ilgili hadis?
"Namaz dinin direğidir"*

8- Müslümanlar kimin ümmetindedir?
Hz.Muhammed"in ümmetiyiz.

9- Kaç yaşında namaza başlamalıyız?
Ergenlik çağına girdiğimiz zaman başlamalıyız.-7,-8,-9,-10....

10- Müslümanlıkla ilgili bir hadis yazınız.
Müslüman müslümanın kardeşidir...

11- Allah tarafindan gönderilen ve en eski din olarak kabul edilen ilahi din aşağıdakilerden hangisidir?

Yahudilik Allah tarafindan gönderilen ve en eski din olarak kabul edilen ilahi dindir.

12- Batıl inançlar nelerdir örneklendirin?

Batıl inançlar nelerdir? Kapsamlı olarak sizler için yararlı olanları yazacağım. :)

  • Sağ el iç avuc kısmı kaşıntı olduysa '' PARA '' geleceğine, sol el iç avuc kısmı kaşıntı olduysa '' KAVGA '' olacağına söylenir.
  • Siyah kedi uğursuzluk getirir.
  • Akşam akşam sakız çiğnenmez çünkü, ölü eti çiğnenir.
  •  Baykuş ötüyorsa yakın evlerden birisine o evden ölü kişi çıkacağını söylenir.
  • Yumurta kabuklarının üzerlerinden geçilmez.
  • Kurşun dökmek nazarı bozar. Bu ve bunun gibi birçok gerçeği yansıtmayan ve tamamen uydurma olan batıl inançlar vardır.
13- Oruç tutmanın faydaları nelerdir ?

Oruç vücudumuzu dinlendirir, iç organlarımız rahatlar, Nefsimizi terbiye ederiz. Oruç yalnız ac ve susuz kalmak değildir insan vücuduna sayısız faydalari vardir. Kandaki insülin düzeyini dengelemeye yardımcı olur. Metabolizmayi geliştirir ve düzenler.
Beyin fonksiyonlarının gelişmesine yardımcı olur. Oruc insana sabir verir nefsiyle nasil basa çıkacağını öğretir. Vücudun dinlenmesini sağlar rahat ve sağlıklı bir bedene sahip oluruz. İbadetlere olan şevki arttırır.


Oruçluyken Adet, Regl Olan Bir Kadının Orucu Bozulur mu ?
Oruçluyken Adet, Regl Olan Bir Kadının Orucu Bozulur mu ?

Cevap: Oruçluyken adet, regl olan bir kadının orucu bozulmuş olur ve ramazandan sonra bunu kaza etmesi gerekir. Diyelim bir kadın oruçluyken öğlen vakti regl oldu. Bu andan itibaren orucu bozulmuş olur. O gün adet olduğu andan itibaren yeme içmesinde bir sakınca yoktur. İftara 5 10 dakika kalmış olsa bile bu durum yaşandığında oruç bozulmuş olur. Orucu bozulduğu için dilediği gibi yemek yer ve içer. Dediğimiz gibi daha sonra bu günü kaza orucuyla telafi etmesi gerekmektedir.

Evlilik Vaadiyle Kandırmanın Vebali Günahı Nedir?
Birini sevmiştim ve evlilik planları yapıyorduk. Bana evleneceğiz bekle dedi, sonra hiç bir şey söylemeden benden ayrıldı yarı yolda bıraktı. Evlilik vaadiyle kandırmanın vebali günahı nedir? Bu kişi kul hakkı’na girmiş oluyor mu?

Cevap: Değerli ziyaretçimiz, kadın veya bir erkeğin birini evlilik vaadi ile kandırmasının vebali büyüktür ve kul hakkı yemiş olur. Fakat kandırma niyetiyle ilişkiye başlamayıp niyeti ciddiyse ve daha sonra kendine göre sunduğu nedenlere göre evlilikten vazgeçtiyse bunun bir sakıncası yoktur. Niyet burada çok önemlidir. Ne olursa olsun bu durumda bu kişi karşısından helallik istemelidir.
Hakkımızda neyin hayırlı olduğunu bilemeyiz. Belkide mutlaka olmasını istediğimiz bir şey için sonradan "keşke olmasydı" deme ihtimali vardı. Bu nedenle isterken hayırlısını istemek, olmazsa sabır ile beklemek en güzelidir.
“Ey iman edenler! Sözlerinizi yerine getirin.” (Maide; 1)

“Ahde (verilen söze) vefa edin; hiç şüphesiz ahitten (verilen sözlerden dolayı) hesap sorulacaktır.” (İsra, 34)

“Yapmayacağınız sözü söylemeniz, Allah katında büyük bir günahtır.” (Saf, 3)

 “Onlar ki emanetlerine ve verdikleri sözlere sahip çıkarlar.” (Mu’minun, 8)

Hz. Peygamber (sav) de bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: “Şu üç şey kimde bulunursa -oruç da tutsa, namaz da kılsa- o, münafıktır; – Konuştuğu zaman yalan söyleyen, – Verdiği sözden cayan ve – İtimat edildiği halde emanete ihanet eden.” (Buhari, Müslim)

Kurşun Döktürmek Nazarı, Göz Değmesini Bozar mı?
Kurşun döktürmenin nazarla hiç bir alakası yoktur. Kurşun döktürmek batıl olan düşüncelerden birisidir. Bid'attır ve hurafedir. İslam böyle şeylere karşıdır. İslam bunları onaylamaz. İslam dininde kurşun döktürmek veya dökülen kuşunun şeklinden yola çıkarak bazı yorumlar yapmak caiz değildir. Bir de işin kötüsü hatta daha da kötüsü kurşunu dökerken bazı yerlerde söylenen "bu el Hz. Fatıma ile Hz. Hatice'nin elidir" sözüdür. O iki sahabeyi, Hz. Muhammed'in kızı ve eşini bu hurafeye katarak istismar edilmesidir.

Peki nazar yada göz değmesi var ve bundan korunmak istiyoruz, ne yapabiliriz soru ve cevabı ? Tek cevap Allaha sığınmaktır. Peygamberimiz bu gibi durumlardan korunmak için şu duayı bizlere bırakmıştır.

"Euzu bi kelimâtillâhi't-tâmmeti min kulli şeytanin ve hammetin ve min külli aynin lammeh".

Yöntem kurşun dökmek değil, yöntem Allah'a sığınmaktır.

Yapılan Dualara İcabetin Olmaması ya da Gecikmesi
Aceleci ve sabırsız yaratılan insanoğlu bazı emellerine kavuşamayınca Allah’ın;
‘... Bana dua edin, kabul edeyim...’ (Mü’min/60) vaadine güvenerek dua eder. Taktiri ilahi, yapılan bir duaya cevap bazen gecikir. Yaptığı duaya sıcağı sıcağına cevap gelmeyince;

– ‘Herhale Allah’ın sevgili kulu değilim ki dualarımı kabul etmiyor’ diyerek dua eyleminden vazgeçer.

Belki de yaptığı duaya pişman olur ve tek taraflı kırılganlık (kulun Allah’a olan kırgınlığı) diğer amellere de yansır. Allah’ın huzurunda durmak (Namaz, vs.) ya da Allah’ı zikretmek amelleri tad vermemeye başlar. Ya cahillik ederek yapmış olduğu dua (talep)nın güzergahını değiştirir (Allah’tan kabirlere) ya da ümitsizliğe düşerek;

– ‘Bu kadar günahımdan sonra ben olsam, ben de duaları kabul etmem’ der ve; Allah’ın Tevvab, Gafur ve Rahmet sıfatlarını isim ve sıfatlardan çıkarmış olur... Ki bu akideye zarar verir. Allah ile dostluğunu kuranlar yapmış olduğu dualar gecikse de dua ve yalvarmalarından vazgeçmezler...

Çünkü bilirler ki;

‘... Allah asla sözünden dönmez’ (Al-i İmran/9) 

Yine bilirler ki yapılan dualar illaki karşılık görür; Resulullah (s.a.v.):

“Sizden her birinizin duasına acele etmediği takdirde icabet olunur...” buyurmuşlardır. (Buhari cilt: 13, s. 6272).

Yapmış oldukları dualara icabet edilmemesini şöyle yorumlarlar;

– Allah’ım! Sana dua ederek, dua edilecek tek mercinin sen olduğunu ve bizlerin de aciz ve sana muhtaç olduğumuzu ispat etmiş oluyoruz. 

Dualarımıza hemen cevap vermeyebilirsin... Çünkü bizler üzerinde her türlü tasarruf yetkisine sahipsin... Cevabın gecikmesiyle sana kırılacak değiliz... Yalvarıp yakarmalarımızla sürekli seninle diyalog halinde olmuş olacağız... Böylelikle hem ‘sabır’ ecrini alacağız hem de sabrederken sürekli seninle beraber olma şerefine nail olmuş olacağız;

 ‘... Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.’ (Bakara/153) 

Yapılan duaların karşılığının gecikmesi Allah’ın kulunu işitmemesi (haşa!) ya da kuluna karşı kırgınlığından değildir. Duaların gecikmesi dua edenin hayrına olabilir. Çünkü insan, yapmış olduğu duanın kendisi için hayır mı şer mi olduğunu bilemez. O yüzden her halukârda kaderine razı olur... Görüldüğü gibi Allah ile dostluğunu kurmak isteyenler, yaptığı duaların karşılığının gecikmesiyle pes etmez, belki de sabır ve duaya devamla dostluklarını perçinlerler... Dua ve icabet ikilisi yeterince kavranmadığında dostluk zarar görür.

Sınavda Başarılı Olmak İçin Okunması Tavsiye Edilen Dualar
İnşirâh Sûresi, Gönlü rahatlatan bir suredir ve Duha'dan sonra gelir. İnşirah Suresi Duhâ‘dan sonra Mekke’de nâzil olmuştur ve 8 ayetten oluşur. Rasûl-i Ekrem gönül ferahlığına kavuşturulduğu için bu isim verilmiştir. Bol bol okunması gereken fazileti çok İnşirah Suresi ferahlık, kalbinin îman ile rahatlatılması, hikmet ve bilgi ile aydınlatılması ve günahlardan arındırılması için okunması tavsiye edilir. İnşirah Suresinin faziletleri ise; İnşirah Suresini okuyanın; rızkı bollaşır, tembellikten kurtulur, stresten uzaklaşır ferahlığa kavuşur, sinir bozukluğunu giderir ve hafızayı kuvvetlendirir, okuyanın içi rahatlar ve işleri kolaylaşır.

İnşirah Suresi Türkçe Okunuşu

Bismillahirrahmânirrahîm.
1- Elem neşrah leke sadrek
2- Ve vada'na 'anke vizreke
3- Elleziy enkada zahreke
4- Ve refa'na leke zikreke
5- Feinne me'al'usri yüsren
6- İnne me'al'usri yüsren
7- Feiza ferağte fensab
8- Ve ila rabbike ferğab

İnşirah Suresi Anlamı

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
1- Senin için bağrını açmadık mı?
2- İndirmedik mi senden o yükünü?
3- O sırtında gıcırdamakta olan (ve bu şekilde sana eziyet veren) yükünü?
4- Senin şanını yüceltmedik mi?
5- Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık var.
6- Evet o zorlukla beraber bir kolaylık var!
7- O halde boş kaldığında yine kalk yorul!
8- Ve ancak Rabbinden ümit et, hep O'na doğrul!

Kuran'a Dokunmak veya Okumak İçin Abdest Şart mıdır ?
Kur’an-ı Kerim okumak, dinlemek veya ona dokunmak için abdest almak şart mıdır? Abdestin tarif edildiği Mâide suresi 6. ayete ve “sahih” hadislere göre abdest, Kur’an okumak veya ona dokunmak için değil; namaz kılmak için şarttır. Birçok fıkıh ve ilmihal kitabında yazan “Kur’an’a abdestsiz dokunulmaz” hükmü “zayıf” rivayetlere dayanmaktadır.

Böylesine önemli bir konuda zayıf hadislerle amel edilerek helal veya haram belirlenemez. Kur’an okunacağı zaman ne yapılması gerektiği ile alakalı olarak Allah Teâlâ müstakil bir ayet indirmiş, şöyle buyurmuştur:

“Kur’an okuyacağın zaman, kovulmuş/taşlanmış şeytandan Allah’a sığın.” (Nahl, 16/98)

Görüldüğü gibi Kur’an okunacağı zaman şeytandan Allah’a sığınmak haricinde herhangi bir emir bulunmamaktadır.

Kur’an’a abdestsiz olarak dokunulamayacağını ileri sürenler “Ona tertemiz kılınanlardan başkası dokun(a)maz.” (Vâkıa, 56/79) ayetini delil getirir, tertemiz kılınanlar ifadesi ile de abdestli olanların kast edildiğini öne sürerler. Halbuki ayetin öncesi ve sonrası dikkatli bir şekilde okunduğunda orada Kur’an’a abdestsiz dokunulamayacağından değil, başka bir şeyden bahsedildiği görülmektedir. İlgili ayetler şöyledir:

“Hayır! O yıldızların mevkilerine (bulundukları yere) yemin ederim ki -eğer bilseniz bu pek büyük bir yemindir- şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur’an’dır. Ona tertemiz kılınanlardan başkası dokun(a)maz. Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.” (Vâkıa, 56/75-80)

Bağlamıyla birlikte okunduğunda 79. ayette şu an elimizde bulunan mushaflardan değil; müfessirlerden Fahreddîn er-Râzî’nin de isabetle belirttiği gibi Levh-i Mahfûz’da kayıtlı bulunan ana metinden bahsedildiği anlaşılmaktadır. Aşağıdaki ayetler de bunu göstermektedir:

“Doğrusu sana vahyedilen bu Kitap, Levh-i Mahfûz’da bulunan şanlı bir Kur’an’dır.” (Burûc, 85/21-22)

Ayetlerde aslı Levh-i Mahfûz’da olduğu belirtilen Kur’an’a sadece tertemiz kılınanların yani meleklerin dokunabileceği belirtilmiştir ki sahabeden Abdullah İbn Abbâs, tâbîînden Said b. Cübeyr ve İkrime bu görüşte oldukları gibi İmam Mâturîdî de tefsirinde bu anlayışı tercih etmiştir. Zira ayette geçen “lâ yemessuhû” (لَا يَمَسُّهُ) ibaresi, “ona dokunmasın” anlamında bir nehiy yani yasaklama değil; “ona dokunamaz” anlamında nefiy yani olumsuzluk bildiren bir ifadedir.

Ayrıca Arap dili kurallarına göre eğer ifade nehiy cümlesi olsaydı i’râb, elimizdeki mushaflarda olduğu şekliyle “lâ yemessuhû” değil de lâ yemseshu (لَا يَمْسَسْهُ) veya lâ yemessehû (لَا يَمَسَّهُ) şeklinde olurdu.

Görüldüğü gibi ayetlerden gelenekte yaygın olarak söylenegeldiği gibi Kur’an’a abdestsiz dokunulmaz hükmünü çıkarmak Arap dili kuralları açısından da mümkün değildir.

Meseleye rivayetler açısından bakıldığında da durum aslında bundan farklı değildir. Mesela Abdullah İbn Abbâs’tan gelen rivâyete göre, bir defasında Resûlullâh tuvalet ihtiyacını giderip gelmiş, tam kendisi için hazırlanan yemeğe oturacakken oradakiler: “Abdest almak için sana su getirelim mi Ya Resûlallâh?” demişler, bunun üzerine O şöyle buyurmuştur: “(Hayır!) Bana sadece namaza kalktığım zaman abdest almam emredildi!”

Peygamberimiz, “Bana sadece namaza kalktığım zaman abdest almam emredildi” sözüyle: “Müminler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın. Başınızı mesh edin, ayaklarınızı da topuklarınıza kadar…” (Mâide, 5/6) âyet-i kerimesine işaret etmiş ve namaza kalkmanın dışında hiçbir iş için abdest almakla emrolunmadığını ifade buyurmuştur. Eğer Kur’an’a dokunmak için de abdest alınması şart olsaydı O: “Bana sadece namaza kalkacağım ve Kur’an’a dokunacağım/okuyacağım zaman abdest almam emredildi” derdi.

Kolonya, Parfüm ve Nemlendirici Kremler Orucu Bozar mı ?
Milyonlarca Müslüman’ın heyecanla beklediği 11 ayın sultanı Ramazan geldi çattı. Vatandaşlar bu ayı en dolu şekilde ibadetle, oruçla geçirecek. Fakat en çok merak edilenler arasında kolonya, parfüm ve nemlendirici kremler orucu bozar mı sorusu yer alıyor. İşte yanıtı..

On bir ayın sultanı Ramazan her yıl büyük bir coşku ile karşılanıyor. Müslüman alemi için son derece öneme sahip Ramazan ayı sonunda geldi. Ramazan ayının gelmesi ile birlikte vatandaşlar tarafından merak edilen bazı sorular yer almaktadır. Bunların arasında en çok merak edilenlerden birisi de kolonya, parfüm ve kokulu krem orucu bozar mı sorusu yer alıyor. Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu, ''Parfüm kolonya kokulu krem orucu bozar mı'' sorusunun yanıtı verdi.

PARFÜM, KOLONYA KOKULU KREM ORUCU BOZAR MI?

Orucun gerçeklerinden birisi bazı noktalarda zevklere karşı dikkatli olmaktır diyen Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu'nun oruçluyken parfüm, kolonya gibi maddeleri koklamak orucu bozar mı sorusunu ‘’Bir kolonyayı ya da herhangi bir kokuyu fazlaca koklamak mekruhtur. Çünkü orucun gerekçelerinden biri zevklere karşı dikkatli olmaktır. Kokulu sabunla yıkayınca problem değildir. Aşırı aşırı koklamak iyi değildir’’ şeklinde açıklamıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı ise ‘’Oruç tutanların deodorant, parfüm veya kolonya kullanmaları, bunları koklamaları caizdir. Bunlar yemek ve içmek sınıfına dahil olmadığı için orucu bozmazlar’’ ifadelerine yer verdi.

Aileler başta olmak üzere, eğitimciler ve veliler , gençlik hakkında düşünme ve endişe etme durumu hiç bitmeyen bir haldir. Rol modelleri kimlerdir?  Dünya meselelerinde nasıl baş edecekler? İslami kimliklerini her şeye karşı koruyabilecekler mi? Başı dertte olduğunda veya yardım ve desteğe ihtiyaç duyduklarında yanlarında sağlam bir şekilde durabilecek miyim?

Bu ve bunun gibi sorular gençlerimiz hakkında aileleri için sonu gelmeyen sorular ve endişelerdir. Dikkat çeken ve birçok olumsuz etkisi olan oyun ve sosyal medyanın üstlendiği teknoloji ağırlıklı dünyamızda, onları beslemek, onları yaşamaktaki diğer zorlukların ortasında güvende ve bilinçli tutmak kesinlikle kolay bir görev değildir.

Gençlerimizin yetiştirilmesinde baş sorumluluğunuz onları Kur'an'ın doğru öğretilerini kullanarak yönlendirmek, Kuran'ı gençlerimizin kalbine nasıl işleyebileceğimizin, nasıl ısıtabileceğimizin yollarını aramaktır.

Gençlik İçin Neden Kuran Önemli Bir Kaynaktır?

Kuran, insanlığın tamamı için en iyi rehberdir; eğitir, güçlendirir ve ilham verir. Tüm varlıkların yaydığı bilgiyi öğrenmemizi sağlayan bir çeşme ve hazine.

Kur'an'ın mesajını anlamak ve yaşamak tüm aileler için bir öncelik olmalıdır.
“O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.” (Bakara, 2)
Kuran, hem dünya hem de ahiret hayatında başarılı olmak için takip etmemiz gereken temel ilkeleri belirler. Ve Peygamberin karısı tarafından tarif edilen yaşam tarzı Kuran'dı! Hz. Ayşe şöyle aktarır: "Peygamber'in davranışı tamamen Kuran'a göredir."

Bu nedenle, Kuran'ı nasıl okuyacağını, mesajını ve vahiyin ardındaki bilgeliğini anlamak zorunludur.

Kuran-ı Gençlerimize Sevdirmek İçin Uygulayabileceğimiz Yöntemler

kuran ve gençlik

1. Arabanızda Kuran (ses) dinlemeyi bir alışkanlık haline getirin

Bu özellikle gençlerle birlikte önerilir. Telaffuz bakımından takip edilmesi kolay hafızları seçin. Bazı ayetler ya da tüm bölümlerde dikkati çeken noktaları yansıtması için gençlerin aşina olduğu bölümleri seçin.

2. Bilinen bölümleri birlikte oku

Onlarla her ne zaman isterseniz, örneğin ev işleri yaparken bunu yapın. Sevgiyle ve merhametle yapın; bir ceza ya da öfke olarak değil.Onların bu isteklerinin içinden gelmesini sağlayın. Kuran okuma seanslarınızı kısa, özlü ve anlamlı kılın.

3. Kuran'ı aktif olarak ve zevkle okurken sizi görmelerine izin verin

Gençler için bu konuda örnek bir insan olmaya çalışın. Kuran'ı sevdiğinizi ve sizi motive ettiğini onlara göstermeye çaba sarfedin. Kur'an'ın düzenli olarak okunduğu, sevinç ve coşkuyla üzerinde düşünüldüğü bir aile olun. Dilinizi meşgul edin. Yüreğinizi ve ruhunuzu Allah'ın sözlerinin ışığıyla doldurun.

4. Gündelik yaşama uygun dini konularda sohbet edin

Mesela peygamberlerin hayatı, cennetin tarifi, varoluş nedenleri vb. Bir aile olarak bu derslerden bahsederek kaliteli zaman harcayabilir ve takip ettirebileceğiniz merak noktaları yaratabilirsiniz. Kuran'a rehberlik için danışmak ve anlamları düşünmek için gençlerimize öğretin. Böylece kendisini yanlış yönlendirmekten ve yoldan sapmaktan koruyacaksınız.

5. Öğretmenleri olun

Yanlışlarını düzeltmelerine yardımcı olun. Bunu yaparken nazik, yumuşak ve cesaret verici bir şekilde yapın. Çabalıyor mu, yoksa akıcı mı olduklarını söylerken gösterdiği emeği övün. Bunu yaparken mümkün olduğunca tutarlı ve öğretici bir yol çizelgesi oluşturun.

6. Sünnete uyan bir aile olmaya çalışın

Peygamberimiz Hz. Muhammed'in hayatı , takip edilecek en güzel örnektir. Ve Allah'a olan sevgiyi ifade etmenin bir yoludur.
"(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir. ” (Ali İmran, 31)
Gençlerimizi, peygamberimizin yaşamındaki en önemli rol modeli olarak görmesi için onları moteive edin.

7. Kişisel Kur'an yolculuğunuzu paylaşın

Kendi deneyimlerinizden yola çıkarak Kuran'ı öğrenmenin neşesi ve zorlukları hakkında onları bilgilendirin. Öğrenmenin bir yolculuk olduğunu ve insanlığı yaratan mücadelelerin en başında geldiğini onlara nasihat edin.

8. Faydalı dijital araçları paylaşın

Gençlerimizi dijital veya sesli Kuran mealleri gibi uygulamaları bulundurmasına teşvik edin. Dijital araçlara erişimleri varsa, kullanımlarından en iyi verimi alabilirler. Boş zamanlarında dinleyebilir ve pratik yapabilirler.

9. Kur'an için bir not defteri tutmalarına teşvik edin

Bu, sadece okunmaya odaklanmaktan ziyade, Kuran ayetleri  üzerinde durmayı ve düşünmeyi teşvik edecektir. Böylelikle kendi aile üyelerinin geri kalanıyla düşüncelerini paylaşabilir / tartışabilir.

10. Evinize uygun bir öğrenme ortamı hazırlayın

Onlara öğretebileceğiniz ve kaliteli aktiviteler gerçekleştirebileceğiniz bir yer yaratın; bu aktiviteler kardeşleri, akrabaları veya arkadaşları ile olsun. Özellikle hafta sonları ve tatil günlerinde Kuran hakkındaki bilgilerini artırmak için yarışmalar, sınavlar ve projeler yapabilirsiniz.

Kur'an'a gençlerimizi kazandırmak için onların heveslerini, enerjilerini ve zihinsel kapasitelerini kullanmalarına yardımcı olun.

Kuran sizin gençliğiniz için neler yapabilir?

Kuran'ı hakkıyla okumak, okuyucuya büyük ödüller kazandırırken, diğer taraftan bu dünyada İslami bir görevi yerine getirmenin bir aracı olmasını sağlar. Aynı zamanda bu dünyevi hayatta da okuyanın statüsünü artıracaktır.

Medine'de iken, Hz. Peygamber bir zamanlar Yemen'e İslam hakkında müslümanlığı öğretmek için bir grup göndermiştir. O grubun başına da henüz 20 yaşlarında olmasına rağmen Muaz bin Cebel'i atamıştır. Onun Kuran hakkındaki bilgisi , Resul tarafından böyle önemli bir görev için seçilmiş bir lider olma şerefine eriştirmiştir.

Hz. Muhammed bu konuyla ilgili şöyle demiştir: “Ümmetim içerisinde helâl ve haramı en iyi bilen Muaz bin Cebel'dir”

Gençlerimiz, Allah'ı tanıyan, bilinçli Müslümanlar olarak yetiştirilme hakkına sahiptir. Onları kaliteli zaman ayırmak için motive ederek, hem Kuran'ı öğrenmeye hem de iyi bir müslüman olmaya yönlendirebilirsiniz; Ve Allah'ın sevgisinin kalplerinde yeşermesine vesile olabilirsiniz. Yani, Kuran'ı gençlerimizin kalbine işleyebilirsiniz.

Gençliğimizi Kuran'a yönlendirme fırsatını asla göz ardı etmeyin

Gençliğe verebileceğimiz en iyi armağan, yetişkinliğe hazırlık olarak , sözleri aracılığıyla onları Allah'a bağlayacak doğru bilgi, anlayış ve eğitimdir. Sonuçta, bu onların haklarını ve sorumlu olduğu başkalarının haklarını yerine getirmelerine yardımcı olacaktır.

Kuran'ı gençliğimizin kalbine başka hangi yollarla işleyebiliriz? Aklınıza gelen ve ya uyguladığınız yöntemleri lütfen aşağıda yorum bölümünde bizimle paylaşın.

Sabah namazı için her gün uyanmaya çalışırken bir müslümanın karşı karşıya kaldığı zorlukların en önemli sebebi, sabah namazı saatinin sürekli değişmesidir. Bulunduğunuz mevsime bağlı olarak, her gün birkaç dakika geriye doğru sürekli olarak değişir. Böylece, yıl boyunca sabah namazı saatlerini  takip etmek zor olabilir. Bu durum, müslümanlar için şu üç zorluğu ortaya çıkarır:

1- Her gün belirli bir zamanda uyanmak için beyninizi “eğitmek”  biraz zordur. Beyninizi, dolayısıyla vücudunuzu belli bir saatte uyandırmaya en hızlı şekilde alıştırmak istiyorsanız, çoğu uzman tarafından tavsiye edilen yöntem her zaman, her gün aynı saatte erken uyanmaktır. Örneğin, her gün sabah saat 5'te uyanmak. Bu şekilde beyninizin, hangi saatte uyursanız uyuyun, sizi erken uyandırmasına yardımcı olur. Ancak, sabah namazına kalkacak bir müslüman için bu durum biraz zor olabilir. Hergün 1 ya da 2 dakika gibi değişen süreden kaynaklı zaman içinde saatleri bulan değişimlere vücut ayak uydurmakta zorlanabilir.

2- Düzenli bir “gece” namazı rutinini sürdürmek zordur. Gecenin son üçte birinden yararlanmak ve kalkıp ibadet etmek istiyorsanız, tutarlı bir programa sahip olamazsınız. Bazı mevsimlerde, bu sabah saat 1 ya da  2 gibi kalkmanızı gerektirecek, bazı mevsimlerde de sabah 5 ya da sabah 6'da uyanmanız gerekecektir. Yine, tutarlı kalmanız, ayak uydurmanız zor olabilir.

3- Tutarlı bir program veya sabah rutinini sürdürmek, kişisel sebepler yüzünden (iş, aile, sağlık vb.) her insan için kolay olmayabilir.

Peki bu zorluğu nasıl aşarsınız?

Çözüm son zamanlarda geliştirilen yeni bir yöntemdir. Bu yöntemle mevsimsel saat değişikliklerine bakılmaksızın sabah namazından 45 dakika önce uyanmak artık daha kolay bir hal alacaktır.

Bu yöntem, beyninizi sabah namazı ile eşzamanlı olarak uyandırmak için ve ayrıca mevsimlerle değişen namaz vaktine senkronize olabilmesi için eğitmeme yardımcı olur.

Bu yöntem 3 aşamalı bir süreçtir ve sizin kolay bir şekilde sabah namazına uyanmanıza katkı sağlayacaktır..

Adım 1: Kendinize Programlanabilir Bir Çalar Saat Alın

Piyasada satılan ve istediğiniz saate ayarlayabileceğiniz çalar saatlerin yanı sıra akıllı telefonlarınızı bu ilk adım için kullanabilirsiniz. Önünüzdeki bir haftalık sabah namazı vakitlerine bakın ve bugünden başlayarak 7 tane alarm kurun. Kuracağınız zamanı sabah namazları vakitlerinden 10'ar dakika geride olmasına dikkat edin.

Adım 2: Alarm Alışkanlığınızı Geliştirin

alarm, telefon, saat, sabah namazı
Her insanın farkında olmasa da benzersiz bir “alarm alışkanlığı” vardır. Bazıları alarm çaldıktan sonra erteleyebildiği kadar erteleyip artık erteleyebileceği fazla zamanı kalmadığında yataktan çıkar. Bazıları da alarm çalar çalmaz yataktan çıkar, alarmı kapatır ve işine odaklanmaya başlar.

Eğer sizde erteleyen gruptaysanız alarm cihazınızı yatmadan önce odanızın uzak bir tarafına koyun. Eğer alarm çaldıktan sonra yataktan kalkıp, alarmı kapatıp tekrar yatağa dönüyorsanız bunun içinde bir çözüm yolu var.

Alarmı kapattıktan sonra yürüyüşünüzün yönünü değiştirin. Yatağa dönmek yerine, abdest almak için doğrudan banyoya doğru yürümeye çalışın. Başlangıçta, yatağın yerine banyoya doğru yürümenin bilinçli değişimini yapmak oldukça zordur. Çünkü eski bir alışkanlığın üstesinden gelmeye çalışıyor olacaksınız. Ancak, birkaç gün sonra, bu alışkanlığa devam etmeye kendinizi zorladığınızda sonuçlara çok şaşıracaksınız.

3. Alarm Saatlerini Zaman Geçtikce Yeniden Düzenleyin

Yukarıdaki yöntemleri başarıyla edindikten sonra, ilerde vücudun bu duruma daha iyi adapte olabimesi için yapabileceğiniz bir küçük değişiklik daha var. Daha önceki alarm saatinizden de 5 dakika öncesine yeni alarm kurmanız. Her hafta alarmın bu küçük değişimi, sürekli olarak her gün sabah namazından 45 dakikaya varan sürelerde önceden uyanmak için beyninizi eğitmenize imkan verecektir. Bu, daha önce bahsettiğimiz zorlukların üstesinden gelmenize yardımcı olacaktır:
  • Beyninizi her gün “aynı zamanda” uyanmak için eğitmek.
  • Gece namazıyla eş zamanlı olabilmek.
Üçüncü zorluk, yani tutarlı bir sabah rutininin sürdürülmesi nasıl sağlanmalıdır? Bu zorluğun üstesinden gelmek için sabah alışkanlığınızı her üç ayda bir gözden geçirin. Mevsimsel zaman farklarına bağlı olarak yukarıda sayılan yöntemlere göre 3 ayda bir alarmınızı gözden geçirerek kendinize göre ayarlayın ve kendinize sabah yaptığınız ibadet ve kişisel işleriniz için zaman verin.

Sabah Yapılabilecek İbadetler Neler Olabilir?



  • Teheccüd namazı (Nafile namaz)
  • Vitir namazı (Vakti geçmemişse)
  • İstiğfar
  • Kur'an-ı Kerim okumak
  • Herhangi bir kitap okuma ve ya herhangi bir konuda yazı yazma.
  • Spor yapmak (yüzme, ağırlıklar, koşu)
  • 7-30 dakika ev egzersizi yapmak
  • Kahvaltı
Umarız yukarıdaki yöntemler ile bir daha sabah namazını asla kaçırmaya izin vermez, aynı zamanda yıl boyunca sabah ve gece namazı vakitlerine ayak uydurma şansına sahip olan güçlü bir uyandırma alışkanlığı geliştirirsiniz. Tabi ki gece namazının (fecir ve teheccüd) nafile namazlar (yapmakta zorunlu olmadığınız, içinizden gelerek yaptığınız namazlar) olduğunu söylememiz gerekir.

Bu 3 adımlı yöntem sizin için faydalı oldumu. Denedikten sonra deneyiminizi aşağıdaki yorumlar bölümünden bizimle paylaşabilirsiniz.

Din ve bilim birbirine ters midir? Din ve bilim arasında bir taraf seçmek zorunda mıyız ?  Ya da, Allah, kullarına bilim'i yasaklamayı ister mi? Bu ve bunun gibi bazı söylemlere bir dizi makale ile açıklama getirmeye çalışacağız. Ama başlamadan önce, bu konuyla ilgili bazı görüşler hakkında açıklama yapmak gerekiyor. Eminim altta yazan varsayımlardan birkaç tanesini daha önce duymuşsunuzdur.
  • Bilim adamları Tanrı'ya inanmazlar ve / veya dinsizdirler. 
  • Eğitimli insanlar dindar değildirler ve / veya Eğitimli insanlar çoğunlukla ateist ya da agnostiktir. 
  • Kutsal metin bilime terstir. 
  • Bilim, din karşıtıdır. 
Bu yazı, ilk iki iddiayı ele alıyor.

Bilim Adamları Tanrıya İnanmazlar ve / veya Dinsizdirler

Bunun bilincimize nasıl sızdığından emin değilim ama ünlü bilim adamları, tarih boyunca, din ve bilim arasındaki bağlantı hakkında konuştular. Birçoğu derin dini inançlara sahipti. Tıp alanında uzun yıllardır çalışma göstermiş, Kaiser Permanente Yüksek Tıp Eğitim Müdürü Ejaz Naqvi, din ve bilim arasındaki ilişki için şu yorumu yapmıştır;

"Uygulamalı bir doktor ve eğitimci (Lisansüstü Tıp Eğitimi Direktörü) olarak 40 yılı aşkın bir süredir tıp bilimleri alanında araştırmalar yapıyorum. Bilim ile din arasındaki ara bağlantıya çok net bir şekilde şahit olabiliyorum. Tıp çalışması, yaratılışımızı düşünmemi sağladı ve Tanrı'ya olan inancımı güçlendirdi. Bilim ve dinin birbirine zıt olduğu düşüncesi tersine, Kutsal Yazıları incelemek beni doğa hakkında daha fazla düşündürdü ve bilimi derinden araştırma arzumu tetikledi. Tıp alanında sayısız insanı ve diğer bilim adamlarını biliyorum. Bunların arasında bilişim uzmanları ve silikon vadisindeki bilgisayar bilimlerinde çalışan birçok uzman, kendim gibi "dindar" ve kendi alanlarındaki en iyi insanlar."

Günümüzde olduğu gibi eski zamanlarda da Din ve bilimle bağlantılı birçok ünlü bilim adamını örnek gösterebiliriz. Sadece İslam için değil bütün dinlerde, inananları arasında bilimle uğraşan insanlar olmuştur. Bu isimlerden en bilinenlerine kısaca değinmek gerekirse;

İbn Sina (980-1037):  Modern Tıp'ın babası olarak tabir edilen İbn Sina, bir filozof, astronom, matematikçi ve doktordu. O, Kuran'ın öğretilerinden esinlenerek yaptığı çalışmalarla İslam altın çağının sayısız bilgeleri arasında yer aldı. Tıp tarihinde ilk tıp ansiklopedisi olarak kabul edilen El-Kanun Fi't-Tıbb kitabını yazmıştır ve bu kitap birçok ortaçağ Avrupa üniversitesinde 11. yüzyıldan  1650 yılına kadar geçen sürede standart bir ders kitabı olarak kullanılmıştır. Derinden dindarlık ve ünlü yazılarından birisi "Varlığın Felsefesi" , Tanrı'nın varlığını kanıtlayan resmi bir argümandır.


Tanrı, bir yüce varlık olarak, uzay tarafından sınırlı değildir; zamanla da dokunulmaz; belirli bir yönde bulunamaz ve özü değişemez.

Galileo Galilei (1564-1642): Katolik Kilisesi, onu "Dünya Güneşin etrafında dönüyor" şeklindeki görüşünü açıkladığında sapkınlıkla suçladı . Kiliseye karşı ayaklanan biri olarak görüldü. Toskana'daki Düşes Christina'ya gönderdiği bir mektupta şunları yazdı:

Bize duyu, akıl ve zekayı bağışlayan aynı Tanrı'nın, bunları kullanmamızdan vazgeçmemizi ve bize onlarla ulaşabileceğimiz bilgileri öğrenmemizi istemediğine inanmnıyorum. Doğrudan tecrübe ya da gerekli araştırmalarla, gözlerimizin ve zihinlerimizin önünde belirlenmiş olan fiziksel konularda, mantık ve aklımızı inkar etmemiz istenmektedir.

Isaac Newton (1643-1727): İngiliz bilim adamı, gökbilimci, matematikçi ve bir teolog, dindar bir Hıristiyandı (ancak üçlü birliği reddetti). Din ve bilimin yakınlaşmasını destekleyen en güçlü ifadesi:

Yerçekimi, gezegenleri harekete geçirebilir, ancak ilahi bir güç olmadan, onları Güneş sistemindeki gibi dolaşımda olan herhangi bir harekete, yörüngeye asla sokamaz.
Sir Francis Bacon: Bilimsel yöntemin babası sayılır . Verileri toplama ve analiz etme konusundaki çalışmaları ile ünlüdür. İşte ateizm üzerine yazılmış bir örnek :

Tanrı, ateizmi ikna etmek için asla mucizeyi yaratmadı, çünkü sıradan çalışmaları onu ikna etti. Bu evrensel çerçevenin başıboş olduğunu düşünmektense, kutsal efsânelere inanırım, daha iyi. Az felsefe, insan zihnini Tanrıtanımazlığa götürür; ama felsefede derinlik, insanların zihinlerini dine döndürür. Çünkü insan aklı dağılmış ikinci sebeplere bakar, bazen onlarda dinlenebilir ve ileri gitmek zorunda kalmaz; Fakat onların zincirini anlayınca, bir araya gelip birbirleriyle bağlantı kurup gerçeği kabul etmek zorunda kalır.

Maria Mitchell (1818 - 1889): İlk Amerikalı kadın astronom. "Mitchell'in kuyruklu yıldızı" adını verdiği ilk kuyruklu yıldız keşfini 1847'de gerçekleştirdi. American Association of Science (Amerika Bilimsel Gelişme Birliği) ve American Academy of Arts and Science (Amerika Sanat ve Bilim Akademisi)'nin ilk kadın araştırmacısıydı. Quaker kilisesinin onu reddettiği ve daha sonra Hristiyan üniteryanisti olduğu doğrudur. Daha sonra bilimsel araştırmalar, devam etti.

Albert Einstein: Bu biraz tartışmalı ve çelişkili. Birçoğu onun ateist olduğuna ya da en azından bir agnostik olduğuna inanıyor. Diğerleri Tanrı'ya inandığını iddia ediyor, ancak çevresindeki diğer insanlar Tanrı'ya inanmıyordu. En bilinen sözlerinden biri olan "Tanrı zar atmaz" sözüyle birçok kişi onu dine inanan biri olarak tanımladı. Günümüzdeki fanatik ateistleri eleştirdi. Einstein şu mektubu 3 Ocak 1954'te filozof Eric Gutkind'e yazdı.

"Tanrı sözcüğü benim için insanın zaaflarının bir ifadesi ve ürünü olmanın ötesinde bir anlam taşımıyor. İncil de yüce bir kitap ama yine de ilkel efsanelerden oluşan bir koleksiyon ve aynı zamanda oldukça çocukca."

Fakat yine aynı mektup, şu satırlarıda içermektedir.

"Dinsiz bilim kirleticidir, bilimsiz din kördür."

Eğitimli İnsanlar Dindar Değildirler / Eğitimli İnsanlar Çoğunlukla Ateist ya da Agnostiktir

Bu ünlü bilim insanlarının geçmişte olduğunu düşünüyorsanız, son anketler "bilimadamları dindar değil" veya "bilim insanlarının çoğu ateisttir" sözünü ortadan kaldırmaya yardımcı olacaktır. WIN / Gallup International tarafından 2012'de yayınlanan Dünya Çapında bir araştırma ("Dindarlık ve Ateizm Genel Bir Endeksi") 58.000'den fazla kişinin konuyla ilgili şu bulguları elde etti. En yüksek eğitimli (üniversite seviyesi) -% 52'si "dindar",% 24'ü kendilerini "dindar olmayan",% 19'u ise "ikna olmuş" ateist olarak değerlendiriliyor. Evet, bu çalışma aynı zamanda eğitim seviyesinin daha düşük olanların daha eğitimli olanlardan "dini" olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu gösteriyor; veriler , en eğitimli insanlar arasında halen ateistlerden, agnostiklerden çok dindar insanların çokluğunu gösteriyor.

Bununla birlikte, dine karşı düşmanlık ve bilim camiasında aşırı derecede güvensizlik yaşanmasına rağmen, bilim ve din, çapraz amaçlar yerine sıklıkla beraber çalışmaktadır. Nitekim, antik ve modern insanlık tarihinin büyük bölümünde din kurumları aktif olarak bilimsel çabaları desteklemiştir. Yüzyıllar boyunca, Avrupa'da ve Ortadoğu'da neredeyse tüm üniversiteler ve diğer öğrenme kurumları dinsel bir biçimde bağlıydı ve astronom Nicolaus Copernicus ve biyolog Gregor Mendel (genetiğin babası olarak bilinir) de dahil olmak üzere pek çok bilim adamı bu kurumlarda yetişmiştir. Galileo, fizikçi Sir Isaac Newton ve astronom Johannes Kepler de dahil olmak üzere diğerleri derin dindar ve çalışmalarını çoğunlukla Tanrı'nın yaratılışını aydınlatmanın bir yolu olarak gördüler.

Bu yazımızda Vitir namazının nasıl kılınacağıyla ilgili ve vacip olup olmadığıyla ilgili bilgiler vereceğiz. Vitir namazı 3 rekattan oluşan günün son namazıdır. Yatsı namazından sonra kılınan vitir namazının kılınışı konusunda hanefi ve şafii mezhebi arasında farklılıklar vardır. Şafiilerde 2 selamla vitir namazı eda edilirken hanefi mezhebine göre ayakta alınan tekbirle kunut duası okunur. Bu durumla ilgili "niye selam verilir" ya da "niye kunut duası okunur" gibi sorulara verilebilecek  en güzel yanıt Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in bu bilgileri bize direkt olarak aktarmasıdır.

Bu gibi konular İslamda taabbudi konulardır yani ibadetleri, hikmet ve faydalarını düşünmeksizin sadece Allah'a kulluk etme niyetiyle ve emredildiği tarzda yapmaktır. Bunlar Allah'ın bize emirleridir ve sorgusuz sualsiz yapmakla yükümlü olduğumuz konulardır. Peki Vitir namazı nasıl kılınır ?

[info title="Bilgi" icon="info-circle"] Aşağıdaki Tabloyu Mobil Cihazlarda Düzgün Görüntülemek İçin Lütfen Masaüstü Versiyona Geçiniz. [/info]
1. REKAT 2. REKAT 3. REKAT
Niyet Besmele Besmele
Tekbir Fatiha Suresi Fatiha Suresi
Subhaneke Duası Bir Sure (Zammı Surelerden) Bir Sure (Zammı Surelerden)
Euzu Besmele Rüku Ara Tekbir (Ayakta)
Fatiha Suresi Secde (2 Defa) Kunut Duaları
Bir Sure (Zammı Surelerden) Oturuş Rüku
Rüku Ettehiyyatü Duası Secde (2 Defa)
Secde (2 Defa) Oturuş
Ettehiyyatü, Salli Barik, Rabbena Duaları
Selam
Yatsı namazının hemen ardından kılınan vitir namazı 3 rekattan oluşur. Yukarda bahsettiğimiz gibi yapılması zorunlu olandır. Vitir namazına başlarken önce niyet edilir. “Niyet ettim Allah rızası için  vitir namazını kılmaya” denir. İlk iki rekâtı yukarda yazdığı üzere sabah namazı gibi kılınır. İlk oturuşta (2. Rekatta) ettahiyyatü duası okun­duktan sonra üçüncü rekata kalkılır. Besmele çekip Fatiha ve zamm-ı sure okunur. Rükuyaa eğilmeden eller kulak hizasına kaldırılarak iftitah tekbiri gibi “Allahü Ekber” diye tekbir alınır, tekrar eller bağlanır ve kunut duaları okunur. Bundan sonra rükuya varılır, secdeden sonra oturulup ettehiyyatü, Salli Barik ve Rabbena duaları okunduktan sonra selam verilir. Aslında kunut dualarını okumak vaciptir. Unutarak okumadan rükuyaa varan kimse selam verdikten sonra sehiv secdesi yapar. Kunut duasını bilmeyenler yalnız “Rabbena âtina…” duasını okuyabilir. Bu duayı da bilmeyen üç defa “Allahümmağfirlî (Allah’ım beni affet)” veya üç kere “Ya Rabbi” dese de caizdir. Ayrıca Vitir namazı  Ramazanda teravih namazından sonra cemaatle kı­lınır. Bu durumda kunut duasını hem imam hem de cemaat sessizce içinden okur.

Bir Dileğin İsteğin Gerçekleşmesi İçin Okunacak Dua (Hacet Duası)
İnsanoğlu, rabbiyle olan en güçlü iletişim araçlarından biri olan dua etmek eylemini çoğu zaman hafife alır. Öyle ki dünyalık işlere dalıp rabbinden istemeyi unutan, böylelikle dua etmeyen insanlar çoğunlukta olup bu nimetin farkına varmamaktadır. Halbuki Allah, bizlere dua etmemizi ve ondan istememizi, bunun karşılığında içimiz ferah bir şekilde istediğimiz şeyleri yine ondan beklememizi öğüt veriyor. Özellikle bakara suresinin çoğu ayetinde açık bir şekilde bizlere dua etmemizi öğüt veren rabbimiz, samimi bir şekilde edilen dualara karşılık vereceğiniz belirtiyor.

"Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler." (Bakara - 186)

Peki bir dileğin yada isteğin gerçekleşmesi için okunacak dua yada sure var mıdır? Bu sorunun cevabı bazı hadis kitaplarında geçmektedir. Hacet duasını içerdiği ve okuyan kişilerin duasının kabul olacağı belirtilen bu dua islam ehilleri tarafından zayıf hadis olarak nitelendirilmektedir. Bu hadis şu şekildedir.

“Al­lah’tan başka ilâh yoktur. O Halîmdir, Kerîm’dir. Büyük arşın rabbi olan Allah tüm eksikliklerden münezzehtir. Her şeyin sahibi ve yaptığı her şeyi güzel yapan Allah’a hamdüsenalar olsun. Allahım! Senden rah­metine ve affına ulaştıracak davranış­larda bulunmayı, her türlü iyiliği elde et­meyi, her türlü günahtan salim olmayı diliyorum. Bende bağışlamadığın günah, gidermediğin keder ve karşılamadığın rızana uygun bir ihtiyaç bırakma, ey mer­hametlilerin en merhametlisi olan Allahım!” (Tirmizî, Vitir, 17; İbn Mâce, İkâme, 189)

Burada her nekadar zayıf bir hadis olarak nitelendirilse de, ayetlerde açık bir şekilde dua etmemiz ve karşılığında dualarımızın cevap bulacağı çok açık ve net bir şekilde bizlere söylenmiştir. Bu ayetlere birkaç örnek vermemiz gerekirse;

“Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2/153)

"En güzel isimler Allah’ındır, artık O’na onunla (esmaları ile) dua ediniz! Allah’ın isimlerini (mânâsını) saptıranları terket! Yapmış oldukları şeyden dolayı yakında cezalandırılacaklar." (Araf, 180)

"Rabbiniz şöyle dedi: Bana dua edin, duânıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir." (Mümin Suresi, 60)

Bu ayetlerden çok net bir şekilde anlaşılacağı üzere bir dileğimizin bir isteğimizin olduğu zamanlarda bu isteklerimizin gerçekleşmesi için rabbimize samimi bir şekilde dua etmemiz gerektiği ve bu dualarmıza icabet edileceği, karşılık bulacağımızı bize öğütlenmiştir. İsteklerimizin bizim için hayır olup olmayacağını Allah bilir. Bundan dolayı dualarımızın kabul olup olmayacağı, ya da direkt kabul olmayıp başka bir şekilde sonucunun bize dönmesi daha hayırlı olmasından kaynaklı olacağını unutmamamız gerekir.


Samimi bir şekilde dua örneği şu şekilde olabilir;

“Yâ Rabbi! Sana yalvarıyorum. Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed aleyhisselam, seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi, bu yüce Peygamberi bana şefaatçi eyle! Onun hürmetine duamı kabul et!”

Toparlayacak olursak; bir isteği yada dileği olan kişi en az iki rekat olmak kaydıyla güzel bir abdest alarak namazını kılıp güzel ve samimi bir şekilde dua edip bu isteğini belirtmesi gerekir.

Nasıl Dua Edilir ve Duanın Üslubu Ne Olmalıdır? Öğrenmek İçin Tıklayın. 

Aşık Olmak Günah mı ? Aşık Olmanın İslam'da Hükmü Nedir ?
Aşık olmak günah mıdır ? yada aşık olmanın İslam'da bir hükmü, ölçüsü var mıdır ? gibi sorular bazı müslümanlarca merak edilmektedir.

Gerçekten günah anlayışı çok hassas olan müslümanların aklına gelebilecek bu soruya Kuran ışığında cevap vermeye çalışalım.

Aşk duygusu Allah tarafından bizlere verilmiş, her kişi için özel olan ve değer verilmesi gereken bir duygudur. Bu durum insanoğlunun fıtratında vardır. Aşık olup olmamak kişinin elinde olan bir durum değildir. İffet ve günah sınırlarını bilen bilinçli bir müslüman aşık olamaktan korkmamalıdır.

Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O'nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır. (Rûm-21)

Eğer hissettiği duyguların karşı tarafta bir karşılığı var ise evlenip mutluluğa ermeli eğer hissettiği duygular karşılıksız ise hakkımızda hayırlısı bu değilmiş deyip Allah'a hayırlı bir eş için dua etmesi en uygun olanıdır.

Bu ölçüyü kaçırıp, duygularına hakim olamayıp abartarak, kutsal değerlerimizi feda edecek kadar sevdiğini söylemek doğru değildir..

"İnsanlardan kimi de Allah'tan başka şeyleri O'na eş tutuyorlar da onları, Allah'ı sever gibi seviyorlar. Oysa iman edenlerin Allah sevgisi daha kuvvetlidir. O zulmedenler, azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının gerçekten çok şiddetli bulunduğunu keşke anlasalardı." (Bakara - 165)

Özetle aşık olamaktan korkmadan, dinimizin izin verdiği şekilde iffet sınırları içinde bu duyguyu yaşamak ve eğer bu duygunun geçici olmadığı kanaatindeyseniz ve bu duyguyu beslediğiniz kişide de aynı hisler var ise evlenerek mutlu ve hayırlı bir yuva kurmak en doğrusudur.

Ayrıca şu yazımızı okumanızda yarar var;  Olgunluk Çağı

Muallak Taşı (Hacer-i Muallak) Gerçek midir ?

Kudüs sınırları içerisinde "Havada Asılı Taş" anlamına gelen Hacer-i Muallak olarak müslümanlar arasında bilinen Muallak Taşı, sosyal ağlarda ve bir çok web sitesinde Allah'ın bir mucizesi olarak yorumlanıyor. Hacer-i Muallak taşının havada durduğu ve Allah'ın yeryüzündeki bir mucizesi olduğu iddia ediliyor. Gel gelelim Allah'ın Mucizesi şeklinde başlıkların altındaki iddiaların gerçekliğini yeterince sorgulamıyoruz.

 İnternet aracılığıyla sıklıkla 'Allah'ın yüceliği veya İslam mucizesinin kanıtı' ya da 'Allah'ın mucizeleri' hakkında hiçbir kanıt olmadan gönderilen e-postalar alıyor, sosyal medyada paylaşımlara denk geliyoruz. Genellikle bu paylaşımlar şaşırtıcı bir biçimde doğaüstü ve şaşırtıcı olarak karşımıza çıkıyor. Ama böyle resimler veya içerikler üzerine güvenmeden önce kendimize şu soruları soruyor muyuz ?

1. İnternet sitelerinde, e-postalarınızda veya facebook gibi sosyal ağ sayfalarında gördüğümüzde, bu tür resimlerin özgünlüğünü ve gerçekliğini sorguladınız mı?

2. Dürüst olmak gerekirse, İslam'ın gerçekliğini veya Allah'ın büyüklüğünü bu şekilde ispatlamamız gerekir mi?

Muallak taşı olarak bilinen bu kaya parçasının havada asılı kalmış olması demek düşünenler için imana ters bir durum oluşturabilir demektir. Yani böyle bir mucize gerçek olmuş olsaydı bu mucize gereği dünya üzerinde bu taşı gören herkesin iman etmesi gerekir ve imtihana gerek kalmamış olurdu.
Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri yaptıklarından sorumludurlar. (İsra Suresi - 36. Ayet)

Hacer-i Muallak (Muallak Taşı) Gerçekten Havada mı Duruyor ?

muallak taşı, hacer-i muallak
Muallak Taşının Sahte Resmi

Yukarıdaki resime çoğu yerde denk gelmişsinizdir. Genellikle bu resme atılan başlık Allah'ın mucizesi şeklinde olmakta ve insanda heyecan uyandırcak türlerden yazılmaktadır. Bazıları "havada duran taş" bazıları "uçan taş" bazıları ise "mucize taş" şeklinde karşınıza çıkmıştır. 



Hacer-i Muallak (Muallak Taşı) olarak havada durduğu söylenen bu ve bu resimlerin tamamı gerçek dışıdır. Üzerinde oynama yapılmış bu resimlerde Hacer-i Muallak taşı havada duruyor şekilde gösterilmektedir. 

Hacer-i Muallak'ın (Muallak Taşı) Orjinal Resimleri

Üzerinde oynama yapılmamış Muallak Taşı olarak bilinen kaya parçasının üzerinde oynama yapılmamış orjinal resimleri aşağıdaki gibidir;
Hacer-i Muallak'ın (Muallak Taşı) Orjinal Resimleri

Hacer-i Muallak'ın (Muallak Taşı) Orjinal Resimleri
Muallak Taşının Orjinal Resimleri

Muallak Taşının (Haceri-i Muallak) Videosu


adak-eti-kimler-yiyemez-yiyebilir
Adak kurbanı adak adayan kişi tarafından yenebilir mi? Adak kurbanını kimler yiyebilir? sorusunun cevabı şu şekildedir; Adak kurbanının etini mensubu olduğu aile üyelerinin yemesi ve istifade etmesi hoş karşılanmaz ve doğru değildir.  Adakta bulunan kişinin anne-babası, eşi, çocukları ve torunu adak kurbanını yiyemez.

Bu sayılan aile üyeleri haricinde herkes, adak kurbanından yiyebilir. Kardeşiniz, halanız, teyzeniz, amcanız, dayınız, komşunuz ve onların çocukları yiyebilirler. Fakat adak kurbanından ikram ettiğiniz kişiler, adak kurbanının etiyle yemek yemek pişirir ve siz misafir olarak giderseniz bu eti yemenizde bir sakınca yoktur.

Eğer yememesi gereken kişiler adak kurbanı etinden yerse ne yapılmalıdır ?

Adak adayan kişi ve yukarıda saydığımız aile mensupları adak etinden yerse, yediği kadar adak eti değerince fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine sadaka vermelidir. Tekrar kurban kesmeye lüzum yoktur.

Detaylı bilgi için bakınız; http://www.islamansiklopedisi.info/dia/pdf/c26/c260267.pdf

Tadili Erkan Nedir ? Tadili Erkanın Namazda Önemi Var mıdır ?

Tadili Erkan, ibadetin yapılması asıl olan hareketleri doğru ve aceleci davranmadan yapmak demektir. Namaz ibadetinde tadili erkan ise, namazın kıyam, rüku (elleri dizlere koyarak öne doğru eğilmek), secde, sücud (Burnu, alnı, elleri, dizleri ve ayakları yere temas ettirmek suretiyle zemine koyup secde etmek) gibi her bir yapılması zorunlu olan ibadet bölümlerinin aceleci davranmadan nizam içinde yerine getirilmesi ve dikkatli bir şekilde yerine getirmek demektir.


tadili erkan, ankebut45
Örnek verilmesi gerekirse rükudan kalktıktan sonra vücud dimdik hale gelmeli, en az bir kere "Sübhane rabbiyel-azim" (Ey büyük Rabbim! Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim.) diyecek kadar ayakta durup ondan sonra secdeye varmalıdır. Her iki secde arasında da böyle bir tesbih süresi kadar durmalıdır.

Kısaca; namaz ibadetimizde zorunlu ve temel olan bölümleri ve hareketleri acele etmeden uygulamak, bu hareketler arasında aceleci davranmamak, namaza gereken saygıyı göstermeye tadili erkan denmektir.

Ayrıca Şu yazımızı okumanızda fayda var; Namaz Kılmayanların Mahrum Olduğu Nimetler Nelerdir ?

Aşure, aşure günü
Zilhicce ayını geride bıraktığımız ve Muharrem ayına girdiğimiz bu günlerde halkımız Aşure Günü Ne Zaman olduğunu merak etmektedir. Osmanlı döneminden sonra Aşure Gününde, halk arasında yaygın olarak yapılan Aşure pişirilip, hayır olması umuduyla eşe dosta komşulara dağıtılması inancı, İslam tarihi açısından büyük ve önemli olayların yaşandığı Muharrem ayının 10. gününde gerçekleşmektedir.

PEKİ AŞURE GÜNÜ TAM OLARAK HANGİ GÜN

2016 yılı Muharrem Ayı, 2 Ekimde başlayıp 31 Ekim günü son bulacaktır.  Muharrem Ayının 10. gününe denk gelen 11 Ekim 2016 Salı günü Aşure Günüdür.

AŞURE GÜNÜ ORUÇ TUTMANIN FAZİLETİ

Bu yıl Muharrem Ayının 10. gününe denk gelen 11 Ekim salı Aşure gününde oruç tutmanın sünnet olduğu bilinmektedir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed;
"Ramazan ayından sonra en faziletli oruç (ayı) Şehrullah (Allah'ın Ayı) olan Muharrem ayıdır. Farz namazdan sonra en efdal olan namazda gece namazıdır." Müslim.
"Muharrem ayında oruç tut.Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir."(Tîrmizi) şeklinde buyurmuştur. 
Tüm müslüman aleminin ve siz ziyaretçilerimizin Muharrem ayını kutlar, bu mübarek ayın milletimize sağlık ve huzur getirmesini temenni ederiz.

AŞURE GÜNÜ ORUÇ TUTMAK FARZ MIDIR ?

Aşure günü oruç tutmak farz değil sünnettir. Ramazan orucu farz olduktan sonra bile bu orucu peygamber efendimiz Hz. Muhammed'in terketmediği bir sünnet olarak tutmaya devam ettiği rivayet edilir. Bu konu hakkında geniş bilgiyi İslam Ahenginin Ramazan Özel olarak yayınladığı sayısında bulabilirsiniz.
aşure orucu, aşure günü oruç tutmak

Tüm müslüman aleminin ve siz ziyaretçilerimizin Muharrem ayını kutlar, bu mübarek ayın milletimize sağlık ve huzur getirmesini temenni ederiz.


hurma,üzüm,zeytin,bal,çörek otu,süt,incir
Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim'de insanların istifadesine sunulmuş binlerce çeşit nimetlerden örnekler verilmiştir. Ayrıca Peygamber Efendimiz (sav) tarafından rivayet edildiği bildirilen bazı Hadis-i Şeriflerde bu nimetlerin insan sağlığına faydalarını ve sağlıklı yaşam önerilerinden öğütler bulunmaktadır. Bu yazımızda sizler için Kuranda ve Hadislerde adı geçen yiyecekler ve bunların insan vücuduna yararlarını geniş bir şekilde ele alacağız.

"İşte insan yemeğine baksın. Biz, suyu nasıl akıttıkça akıttık. Sonra yeri öyle bir yarışla yardık ki. Böylece orada taneler yetiştirdik. Ve üzümler ve yoncalar. Ve zeytinler ve hurmalar. Ve ağaçları iç içe olmuş (dalları birbirine girmiş) bahçeler. Ve meyveler ve mer'alar (otlaklar). Sizin ve hayvanlarınız için meta olarak (faydalanmanız için)." [Abese Suresi 24-32. Ayetler]

İlk olarak Abese Suresi'nin bu ayetlerinde bulunan üzüm, zeytin ve hurmayı detaylıca inceleyelim. Kuranda adı geçen Hurma, Üzüm ve Zeytin için hadisler eşliğinde sağlık açısından faydalarını açıklamaya başlayalım. Daha sonra yine Kuran'da adı geçen diğer yiyecekler; Bal, Süt, Çörek otu ve İnciri de inceleyeceğiz.

HURMA

hurma
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in en sevdiği meyvelerden biri olan Hurma, insan vücudunda pankreas bezinde insülinin düzenli olarak sağlanmasına yardımcı olur ve böylece kanda bulunan şeker miktarını dengeler. Ayrıca hamile kadınlarda doğumun gerçekleşmesine yardımcı olur. Bu durum Kuranda Meryem Suresinde şöyle belirtilmiştir;

Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: “Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim.” Altından (bir ses) ona seslendi: “Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır.” Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin.” Artık, ye, iç, gözün aydın olsun… (Meryem Suresi, 23-26)

Hurma içerdiği yüksek miktarda şeker oranıyla insan vücuduna dirayet ve enerji açısından büyük fayda sağlar. Hamile kadınların doğum öncesi şekerli ve enerji verici gıdalar tüketmesinin teşvik edilmesinin sebebi de budur. Doğum sırasında enerji kaybı yaşayan kadınların doğumunun daha kolay olması açısından hurma yemesi çok fayda sağlayacaktır. Ayrıca loğusalık döneminde süt hormonlarını harekete geçirerek anne sütünün artışını sağlamaktadır.  Lif bakımından çok zengin olduğu için bağırsakların çalışmasını düzenler böylece kabızlığın (konstipasyonun) birebir ilacıdır. Aynı zamanda yüksek lif sayesinde kötü kolesterol olan LDL’nin düşmesine neden olur. Ayrıca bağırsak kanserine yol açabilecek biyokimyasal maddelerin azalmasına yardımcı olur. Yüce rabbimiz Allah, Meryem'e doğum sırasında hurma vermesindeki mucizeye de bu yöneden bakabiliriz.

Hadisler'de Hurma

Peygamber Efendimiz, “Kadınlarınıza loğusa döneminde hurma yediriniz. Kim loğusalığında hurma yerse onun çocuğu akıllı ve ağır başlı olur” diyor. Çünkü hurma Hz. Meryem’in loğusalığındaki tek yemeğiydi

"Doğum yapan (lohusa) kadınlar için yaş hurma, hasta kimseler için ise bal gibi şifa yoktur."(K. Ummal, 10/28279; K. Hakayık, 2/158.)

ZEYTİN

zeytin
Kuran-ı Kerim'de zeytin için; "Yine sizin için Tur-i Sina'da yetişen bir ağaç meydana getirdik ki bu ağaç hem yağ (zeytinyağı) hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (zeytin) verir" (Müminun Suresi, 20. ayet) şeklinde bizlere öğütlenmiştir.

Peygamberimiz de "Sizlere zeytinyağı tavsiye ederim. Hem yiyiniz hem de onunla yağlanınız. Zira zeytinyağı bas­ur hastalığı için şifadır” (C. Sağir, 2/54, K. Ummal, 10/28295.) şeklinde bizlere zeytin ve zeytin yağının önemini belirtmiştir.

Zeytin ve zeytinyağı, kalp dostudur. Zeytinyağı kalp damarlarını korur ve onları besler. Meme kanserinin oluşumunun önlenmesine yardımcı olur. Kötü kolesterolü düşürür ve damarların daralmasını önleyen bir takviyedir. Ayrıca antioksidan özelliği bulunmaktadır.. Damar sertleşmesini engelleyen polifenol içerir; özellikle bu madde ilk sızma zeytinyağında vardır. Mide kanserine yakalanma oranını düşürür. Ayrıca anne sütünün artmasına da yardımcı olur.

ÜZÜM

üzüm
Kuran-ı Kerim'de adı en çok geçen yiyeceklerden biri de üzümdür. Üzümün, Kuran-ı Kerimde tam on bir yerde adı geçmektedir. Üzüm, bağırsakların çalışmasına yardımcı olur, hazım sorunlarının giderilmesine yardımcı olur ve kabızlığı önler. Hemoroit hastalığına, böbrek taşlarının düşürülmesine ve eklemsel ağrılara faydalıdır.

Peygamber Efendimiz, üzüm için "Kuru üzüm ne güzel gıdadır. Sinirleri kuvvetlendirir, yorgunluğu giderir, ağız kokusunu güzelleştirir, gönlü hoş eder, üzüntü ve kederi giderir” (C. Sağrir 2/53'ı F. Kadir 4/340.) buyurmuşlardır.

Karaciğer, dalak, mide ve bağırsakları güçlendiren üzü­mün sabahları aç karnına yenmesi tavsiye edilir. Zihni açıcı ve hafızayı kuvvetlendirici özelliği bulunmaktadır. Son yıllarda üzüm çekirdeğinin faydaları üzerinde çalışmalarda yapılmaktadır.

SÜT

süt
"Gerçekten süt veren hayvanlarda da size bir ibret vardır. Size işkembelerindeki yem artıklarıyla kandan meydana gelen, içenlere içimi kolay halis bir süt içirmekteyiz." (Nahl Suresi 16. Ayet)

Peygamber Efendimiz, süt için "İyi, güzel gı­da" (E. Muaymvr- 127 b., 130 a.) demiştir. Ayrıca "İnek sütü ile tedavi olunuz! Çünkü ben yüce Allah'ın bunda şifa yarattığı kanaatindeyim. Zira inek her çeşit ottan otlamaktadır" (K. Ummal, 10/28280; Edeviyye, s. 35.) şeklinde öğüt vermiştir.

Sütün bilinen pek çok faydası bulunmaktadır.. Evham, vesvese, keder gibi ve lüzumsuz hayal gibi hastalıklara karşı fayda­ sağlar. Süt, balla karıştırılarak içilirse iç organları temizleme özelliğine sahiptir. Şekerle birlikte içilirse cildi güzelleştirir. Bağırsakların çalışmasını kuvvetlendirir. Meniyi arttırır. Vücudun temizlenmesine yardımcı oluır. Zekâyı kuvvetlendiri özelliği vardır. Süt ve süt ürünleri kilo alımına yardımcı olur. Nekahet dönemindeki emzikli kadınlara tavsiye edilir. Bitkinlik, halsizlik ve yorgunluk du­rumlarında çok iyi bir destekleyici besin olarak fayda sağlar.

Karaciğer, dalak ve mide için iyi gelmeyebilir. Gaz ya­pabilir. Bu olumsuz etkiler daha ziyade süt enzimlerine duyarlı olan­lar için geçerlidir. Süte alerjisi bulunmayanlarda bu olumsuz etkiler görülmez. Süt ve süt ürünleri alerjisi immünolojinin, önemli bir çalışma konusudur. Süt alerjisi farklı tedavi yön­temleri, destekleyici ilaçlar ve tamamlayıcı tıp yöntemleriyle tedavisi bulunmaktadır.

BAL

bal
"Rabb'in, bal arısına 'dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yavru yap, sonra her çeşit bitki­den ye, sonra da -bal yapman için- Rabb'inin gösterdiği yol­lardan boyun eğerek yürü!' diye öğretti. Onların karınların­dan renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki onda insanlar için şifa vardır. Düşünen bir millet için bunda ibretler vardır"( Nahl Suresi, 69. Ayet)

Peygamber Efendimiz buyuruyor: “– Üç şeyde şifa vardır: Bal şerbeti içmekte, kan aldırmakta ve dağlama yaptırmakta, fakat ben dağlamayı sevmem. Bal, bütün hastalıklara şifadır. Çünkü yetmiş peygamber onun şifası ve bereketine dua etmişlerdir.”

Yine Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- buyuruyor: “Her ayın üç günü sabah bal yiyen kimseye büyük bir hastalık gelmez, felçten uzak kalır.”

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh- anlatıyor: Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurmuştur: “Bir kimse her ayda üç gün şafak vakti aç karnına bal yese o ay içinde hastalıklarla ilgili belalardan ve afetlerden emin olur.”

Ayrıca balla ilgili pek çok hadis vardır. Bunlardan bazı­ları şöyledir:

"Şifa iki şeydendir. Biri Kur'an okumakta, diğeri ise bal şerbeti içmektedir."( Hakim, Tıp 4/200.)

***Burada zikredilen Kur'an okuma ey­leminin özellikle ruhsal, psikolojik rahatsızlıklarda ve sıkıntı hallerinde faydası olduğunun altını çizmek gerekir.

"Sizlere sinameki ve sennutu (tereyağı, bal, hurma ve kimyonu) tavsiye ederim. Zira bunlar Ölümden başka her derde devadırlar."( 1 İ. Mâce, Tıp H. 3457.)

"Bal şerbetinden daha üstün ilaç bulunamaz."( C. Sağir, 2/125; F. Kadir, 5/454.)

"Bal şerbeti gönlümdeki üzüntüyü, sıkıntıyı giderir ve gözümün görme duyusunu da kuvvetlendirir."( E. Nucayım vr. 131 b; İ. Sünni vr. 63.)

"Böbrek sancısı böbrekteki sinirdendir, hareket ettiği za­man sahibini hasta eder. Bu hastalığı ılık su ve bal şerbeti ile tedavi ediniz."( Hakim, Tıp 4/405.)

"Doğum yapan (lohusa) kadınlar için yaş hurma, hasta kimseler için ise bal gibi şifa yoktur."( K. Ummal, 10/28279; K. Hakayık, 2/158.)
Balın; karaci­ğer, dalak, mide, bağırsak gibi organ rahatsızlıklarında, ko­ruyucu ve  temizleyici özelliği bulunmaktadır. Altını ıslatan ço­cukların ve ishali bulunan kişilerin tedavilerinde, Ruhsal ve psikolojik sağlı­ğın düzenlenmesinde, kanın temizlenmesinde, zihinsel sorunlarda vb. gibi birçok durumda kullanılması özellikle tavsiye edilir.

İNCİR

Kuran-ı Kerim'de adı geçen yiyeceklerden biride incirdir. Bu ayet şu şekildedir. "İncire, zeytine, (Musa'nın, Rabbine münacatta bulunduğu) Sina dağına, bu güvenli şehre (Mekke'ye) andolsun ki, biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık." (Tin Suresi 1,2,3,4. Ayetler)

"İdrarını yapamayanlar ve öksürüğü olanlar için oldukça etkili tedavi edici özelliği vardır. Böbrek taşlarını ve idrar ke­sesini temizler. Hemoroit hastalığında, ek­lem ağrılarında faydalıdır." (Bağdadi, s. 79-80, K. Ummal 10/28280.)

Vücutta bi­riken toksinlere karşı temizleyici görevi vardır. Bağırsakların düzenli çalışmasında önemli rol oynar, kabızlık tedavisinde etkilidir. Karaciğer ve dalağı temizler. Midede biriken balgam karışımını ortadan kaldırır. İncir, adale ve eklem özellikle gut hastalığından kaynaklanan ağrılarında fayda sağlamaktadır.

ÇÖREK OTU

Çörek otu; Dizanteri, sinüzit, kanser, saç dökülmesi, kabızlık, tüm ağrı türleri, bronşit, öksürük, tansiyon, uykusuzluk, psikolojik rahatsızlıklar, eklem hastalıkları, ateşli hastalıklar, amfizem gibi ve daha birçok saymakla bitmeyen hastalıkların tedavisinde büyük fayda sağlayan bir nimettir. Peygamber Efendimizin çörek otuyla ilgili şu hadisleri bizlere bu nimetin ne kadar faydalı olduğunu anlatmaya yetmektedir.
"Çörek otu yarım baş ağrısına, yüz ve ağız bölgesinin felçlerine, uyku hastalığına, unutkanlığa, baş dönmesine ve nefes darlığına karşı faydalıdır." (Buhari Tıp 7/14; İ. Mâce, Tıp H.3448)

"Sizlere şu çörek otunu tavsiye ederim. Zira bunda ölümden başka birçok hastalık için şifa vardır." (C.Sağir,2/53; F.Kadir, 4/338.)

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (sav) sevdiği yiyecek ve içecekler hakkında bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz.

islam-kuran-türk-bayragi-15-temmuz
" ( Deki ); Allah'dan başka bir hakem mi arayacağım? Halbuki size Kitab'ı açık olarak indiren O'dur. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Kur'an'ın gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma!" ( En'âm sûresi, âyet 114 )

Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir." ( En'âm sûresi, âyet 115 )


Gündemimiz dop doludur. Niçin doludur? Çünkü, ülke olarak, millet olarak içerisinde boca olduğumuz kaos, kaotik manzara, bizlere acı bir gerçeği öğretmiştir!..

Ne yazık ki, bin yıllık millet tarihimizde, kitleler olarak Kuran'ı okumayı, anlamayı ve emirlerini yaşamayı Mollalara, Mehdi(!)lere, Mesihlere, tarikat erbabına ve liderlerine havale etmişiz, kendimiz anlamak istemeyişimizdendir.

Halbu ki, elimizdeki aziz Kur'an; okunmak, anlaşılmak ve emirleri yaşanmak için vahyedilmiştir!.. Yoksa, Hristiyan aleminin, İncili okumalarını üstlenmeleri, halka bu fırsatın verilmediği, okuyamadıkları gibi acı bir sonuç tezahür etmiştir ve etmeye devam edecektir!..

Örneğin; 15 Temmuz 2016 tarihinde milletçe yaşamış olduğumuz acı manzara neyin nesidir?.. Kitleler aldatılmış, kandırılmış, oyalanmış, üstteki Feto denilen aşağılık, kerametten, Mehdi(!)likten dem vururken, milyonlar, trilyonlar kasalara inerken, bağlıları ise, ellerindekini, avuçlarındakini ağabeylerine, imamlarına vermekten çekinmemişlerdir.

Tıpkı bunun gibi, ülkemizde var olan cemaatler, ekoller, klikler, şeyhler, kerametçiler, efendi hazretleri şişirmeciliği aynı manzarayı yaşamakta, aynı akibetin içerisinde yuvarlanıp gitmektedirler!..

Müridan kesimler, ala bildiğince Kur'an'dan uzak, Kur'an onlara yasaklanmış, sadece üstadlarının menkıbeleri, kıssaları, rüyaları, hayalleri, ileriye yönelik keşfi tahayyülatları gündemi korumaktadır!.. Şu alıntıma dikkat çekmek isterim:

" Çağdaş hurafelerden arınalım eyvallah da önceki (şimdiye göre, o zamanda o zaman için çağdaş) hurafeler ne olacak; hurafe, hurafedir, seninki kötü, benim ki iyi denebilir mi?! Onlar da ürettiklerinde çağdaş değiller miydi?
Eskimeyen, eskimeyecek olan, çağlar üstü olan, çağına rengini verecek olan, bir şeyin her açıdan tek ve yetkin ölçütü yalnız ve ancak Kur'an'dır. Onun anlam dünyasına uygun ve Rıza-i Bari'nin maksuduna muvafıksa, ona dair resulullahın sünneti ve ondan tevarüs edilen mütevatir uygulamalar da ameli salihattır, ahlaktır, baş göz üstü edilecek olan. Gerisi, ona rağmen olacaksa ancak ' dır dır'dır! Adğasü ahlam ve/ya lehvel hadistir. Top yekün bir oyun oynaştır.
Her çağın yeni kavramları, öncekini algılama ve sınırlandırma, değiştirme, yeniden yorumlama tavrı vardır. Değişmeyecek olan ana ilkelerdir. Ruhtur. Durduğumuz yerdir. Hayata bakışımızdır. Niçin yaratıldığımız gerçeğidir. Nereden gelip nereye gittiğimizin bilincidir.
Yaratıcımızın hayata yüklediği anlam ve verdiği renktir. Kur'ani kavramlardır. Onun ihya ve inşasıdır. Asıl soru/n şu; ' Kur'anın kavramlarına ne oldu, Kur'an nasıl bir evrensel kitaptır, sırf bir çağa hapsedilecekse bu çağa ve sonrakilere nasıl şifa ve ziya taşıyacak? Yorumu kutsamak ile çağın hurafeleri aynı yere oturmuyor mu? Evet, ' zihinsel hicret' şart ama öze dönerek, Kur'an'a yönelerek." ( M.Bozacı)

Tüm yaşanılan buhranlar nerelerden, nelerden kaynaklanmaktadır biliyor musunuz? Cevabı açık ve seçiktir: Kuran'ı okuyup da anlayamayışımız, yüksek raflara asmamız, duvarlardan indiremeyişimiz, sadece hocaların onu anlar düşünce ve yanlışımızdır.

O halde, madem ki, aziz Kur'an'ı, sadece hocalar, bilginler anlamaktadır!.. O halde, anlayanlar, idrak edenler, algılayanlar sorumludur, yanlışı ortaya çıkmaz mı? Madem ki, halk tabakaları, ekseriyat anlayamıyor, anlamıyor, mesajlarını bilmiyor, o halde bilmediklerinden, anlamını bilmedikleri bir Kur'an'dan niçin sorumlu olsunlar ki?..

Aslında, sorun nerede yatmaktadır biliyor musunuz? Milletin, kalabalıkların vurdumduymazlığında yatmaktadır!.. Halk, zannediyor ki, camiler; sadece namaz kılma mekanlarıdır!.. Hayır!.. Bu doğru bir yaklaşım değildir!..

Resulullah (sav)'in, Medine mescidine uzanırlarsa, okurlarsa, göreceklerdir ki, Medine mescidi bir suffe , bir medrese, bir kurra yetiştirme, bir Kur'an talimi, ezberleme ve anlama mekanı idi!.. Yine alıntımıza dönecek olursam;

" Hristiyanlık İsa olmadığı, o savunulmadığı için değil, İncil korunamadığı için bu halde. Keza Musa değil Tevrat sahiplenilmediği için Yahudilik diye bir din var. Gerçi o aşırı kutsanıp değer atfedilen önceki dönem külliyatına bakılacak olsa, onlarda da ne ucubeler, ne müdahaleler, ne fecaatler görülebilecektir.
Peki, " hadis-sünnet" söylemi neyin üstünü örtüyor, nerelere kapı aralıyor, hangi kapıları, köprüleri yıkıyor düşünmek gerekmez mi?
Şimdi biz de şöyle bir önerme kursak " hadis-sünnet eşleştirilmesi ne anlama geliyor ve bu söylemin tehlikesi" diye bu kimin işine gelir, kimlerin işine gelmez? İşine gelmeyecek olanların renk, niyet ve kimlik farklılıkları nasıl oluyor da onları bir araya getiriyor, ortak payda da birleştiriyor
İfrata tefritle, yanlışa başka bir yanlışla cevap veremeyiz. Şu düştüğümüz hal bile muhal. " Kur'an İslamı" söyleminin birilerince kötü niyetle kullanılıyor, kuruluyor olması, suiistimal edilmesi bizi Hakkı ve hakikati teslim etmekten, ona teslim olmaktan alıkoymamalı.
Maalesef bir gerçek var ki o da Müslümanım diyenlerin Kur'an'dan uzak bir algı dünyasına, hülyasına kapılmış olmalarıdır. Kur'an'a mehcur bakmamalarıdır.
Ondan başka veli, dost ve kılavuz edinir olma gafletleridir. Ne derseniz deyiniz, kim lafı nereye çekerse çeksin, önermeyi ne amaçla kullanırsa kullansın vakıa şu; bizler çağın gerisindeyiz, zira çağrının, Kur'an'ın farkında değiliz; çok ama çok uzağındayız! (M.Bozacı)
Netice olarak;

Ümmet ve milletimiz; bir an önce, acilen, tez vakitte Kur'an'a yönelmeli, anlamalı, hayatlarına sokmaları lazımdır. Aksi halde, büyük bir sorunun muhatabı oluruz?

Anlamadığımız, bilmediğimiz, tanımadığımız, emirlerine, önerilerine, mesajlarına aşina olmadan, nasıl sorgu sual ile muhatap oluruz?

Belki denilecektir ki, "Efendim! Hocalarımız anlıyor ya!" Hayır. Bu tür bir itiraz, savunma, yeterli ve kifayet edici olmayacaktır!.. Dolayısıyla,

Ülkemiz içerisinde, milletimiz arasında, yeni yeni Feto'ların çıkmaması, masum, mazlum insanımızı Mehdi(!)lik adına katletmemesi için, Kur'an'ı anlamak, yönelmek zorundayız!..

Vallahi!.. Bu arzumuz yerine getirildiği takdirde, Müslümanlar ile aralarına hiç bir aracı sızmayacak, "rabıtacı", "vesileci ", "şefaatçı", "kurtarıcı" sokulamayacak, onun alın terini sömürmeyecektir.

Rabbimiz!.. Bu konuda bizlere kolaylık ihsan buyursun!.. Selam ve dua ile..

Author Name

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *