Kategori: "Dini Yazılar"

Dini Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İslami Resim

Kefen;5 harf. Unutarak geliyoruz her birimiz dünyaya. Kimimiz sapıveriyor unutuyor geliş amacını. Kimimiz taht kuruyor arşın merkezinde daha göç etmeden. Mal , mülk , sevda yalanına düşüyor insan dünyada. 

Fakat elimizde ne bir altınla geliriz dünyaya, ne de üzerimizde bir kıyafet ile. Ve dönerken asıl yerimiz kabristana üzerimizde bir kefen bir de biz. Öyleyse bir namusumuz verilmiş korumamız gereken dünyada bir de iman ile takvanız. 

İnsanı yücelten takvadır. Dünya malı Allah'ın tebessümüdür.Ona bak, ama sarhoş olma…Gelirken olmayan yanımızda,giderken de olmayacak olan elbette zaten bizim değildir hiçbir zaman. 

Öyleyse nedir bu "evi barkı olmak"? Biraz keyfetmek için yıllar yılı dert çekmek. Öyleyse bir namusumuz verilmiş korumamız gereken birde iman ile takvamız. Fani aşk ile saadet ne kadar mümkün değilse ; haram sevda ile namus da o kadar imkansızdır. 

O halde namus ile takva elbette daha üstündür. Şeytan, harama bakan göze yerleşir "bu göz benim gözümdür"der, haramı işiten kulağa yerleşir, "bu kulak artık benimde kulağım"der.  O organlar artık nefsin ve şeytanın dünyaya açılan penceresi olur kendisini" ev sahibi sanan" insanın değil. insan ki eşrefi mahlukattır;saf saki bir görüşle bakabilseydi dünyaya gecesini gündüzüne katar secde ederdi. 

Allah harama bakan kimseler için şeytanlara emredip"bunun gözlerine girin, orada kendinize evler edinin onun gözlerine ortak olun"buyurur. Haram sevdaya düşenler, nefsinin zevkine kapılıp zina ettiği için mutluluktan havalara uçar, fakat bedeninin ortasındaki şer güçlerden ve başlarına geleceklerden habersiz bir müddet yaşar gider. Tahtın sahibi şeytan girdiği bedende damarlarla dolaşır ve zinaya teşvik eder şehveti kabartır. Bu yüzden Allah buyurdu ki: "Zinaya yaklaşmayın.” zina yapmayın demedi, zinaya yaklaşmayın dedi. Çünkü günah kalbi karartır daha fazlasına teşvik eder. Haram sevda, sevgililik yaşayan herkese "Sen helalinden değil, haramından yaşadın, biz de bugün senin helalini(evliliğini) kapatıyoruz, tevbe etmedikçe evlenemezsin"denir. 

Haram sevda öyle bir şey dir ki yanlız yaşayan değil haramı kabul eden, meşru gören, teşvik edene bile zarar verir. Elbette ki gözünü korumayanın gönlü karışık olur. Böyle yaşar gider insan ta ki ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelirde ona ,"İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir"denir(Kâf-19) Haram da mutluluk ararsan, mutluluk sana haram olur. Elbette ki imtihan yaşayacağız, imtihan narin kullarına Allah'ın bir selamıdır. insan Allah'tan gayri neye gönlünü verirse versin , bunların içinde bir burkuntu ve üzüntü bırakıp gideceğini vurgular ki, bu herkesin meşk edip tekrarlaması icap eden bir husustur. 

Yağmur Akcura

Değerli İslam Ahengi okuyucuları;

Mübarek Ramazan Ayı'na bu yılda çok şükür yetiştik. Bağışlanmanın, affedilmenin ve sınanmanın bol olduğu bu güzel ayda sizler için ayrı ayrı içerik üretip yazılarımızı paylaşmaktansa, hepsini tek bir yerde toplayıp e-Dergi olarak sizlerle paylaşmak istedik. İçerik olarak genellikle diyanet işleri başkanlığının eserlerinden yararlandığımız bu e-dergide, Ramazan ayı ve oruç ile ilgili çok değerli bilgiler bulacaksınız.

Ramazan ayı ve oruç ile ilgili aklınıza gelebilecek ve bizlere göndereceğiniz soruların büyük bir kısmının cevaplarını bu e-dergide bulacaksınız. Dilerseniz aşağıdaki bölümden dilerseniz pdf şeklinde İslam Ahengi Ramazan Ayı Özel e-dergisini okuyabilirsiniz.

PDF olarak indirmek için tıklayınız.



kardeşlik
“Şüphesiz müminler birbiri ile kardeştirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin" (Hucurat - 10) ayet-i kerimesiyle birbiriyle kardeş bağıyla bağlanmış müslümanların, son zamanlarda yüce kelamlarda da bahsedilen bu kardeşlik ruhuna her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. 

4 Mart 2016 Cuma günü N. Hatipoğlu tarafından kaleme alınmış bu yazıyı, her Müslümanın okuması ve kendilerine nasihat edinmesi gerekir.


Müslüman! Bulduğunda paylaşmayı bil. Bulamadığında hem dua ile istemeyi ve hem de sabırla beklemeyi bil. Ve gayret et. 

Müslüman! Başardığında şımarma, yoldan çıkma, şükrü unutma. Başaramadığında ümitsizliğe düşme. Düşen kalkar, bil. 

Müslüman! Bir göreve geldiğinde bunu bir ilahi imtihan bil. Bir görevden çevrildiğinde bunu kin ve nefrete döndürme. 

Müslüman! Ölümsüz bir hırsın içinde olma. Bazen tamam demeyi bil. Sana güveneni mahcup etme.
Müslüman! Senin gibi inanmayanı da insan bil. Ona da ulaş. Onu anla. Senin gibi inanana da, her konuda sınırsız teslim olma. 

Müslüman! Bir ibadeti yerine getirdiğinde hemen cennetle mükafatlandırılacağın hesabını yapma. Belki riya karışmıştır. Bir ibadeti terk ettiğinde ise, dünyayı başına yıkılmış hisset. 

Müslüman! Sıkıntılar başına üşüştüğünde -inşirah suresiyle- madden ve manen dirilmeyi, direnmeyi dene. Zafere kavuştuğunda başarının ilahi lütuf olduğunu unutma. 

Müslüman! Dünya sana dönmüş ve habire dediğin, dilediğin oluyorsa, dikkat et imtihan da olabilir. Dünya senden uzaklaşmışsa belki tövbe için sana fırsat tanınmıştır. 

Müslüman! Şeytandan, sihirden, kâhinden, arraftan, falcıdan uzak dur. Peygambere yanaş, meleklere yanaş, kitaba yanaş, sadıklara ve salihlere yanaş. 

Müslüman! İstişare et. Danış. Hz. Peygamber'den (s.a.v.) daha çok danışan yoktu. Eşinle danış, arkadaşınla danış, düşmanınla danış. Ve istihare namazını kılarak, kalbinin rasthanesini devreye sok. 

Müslüman! İmam Şafii 'Fe fin nasi ibdalun' = Bazen dostlarını değiştirmekte fayda var demiş. Bazen dostunu, çevreni, bakkalını, sokağını değiştir. Bakarsın, dün sana en yakın olan, bir anda en uzak ve en aykırı olan olmuş. Bazen dostları genişlet ki, belki Allah sana daha uygununu hazırlar. 

Müslüman! Namazını kıl, zikri unutma. Kuran'ı oku. Kendini, nefsinin rüzgârına bırakma. İbadeti aksatırsan, rahmet seni ıskalar. 

Müslüman! Sövme, dövme, kovma, kirletme, fitne yapma, ikilik çıkarma, ihanet etme. Sözünde dur. Özünü kaybetme. Ahdini bozarsan, elestu bezmindeki ahdini de bozmuş olursun. Derdi Allah ve peygamber olanın düşüşü üzerine sakın hesap yapma. Hesaba bulaşırsın. 

Müslüman! Teheccüdü kıl. Dualardan bir hizb yap. Kalbinden mana ve ölüm tefekkürünü, rabıtasını ihmal etme. İyilerin duasını unutma. Yaşlıları ziyaret et ve dualarını iste. Allah, dinde yaşlanmış kişinin isteğini çevirmekten haya eder. 

Müslüman! Hz. Peygamber'e salat ve selamdan bile rahatsız olandan, şefaati inkâr eden, sünneti yok sayan insandan uzaklaş. Onun bereketsizliği seni de kuşatır. Çünkü Hz. Resul'e hasım olanın -ki insanlar hasım olsa da bunu korkudan söylemez- ahiretteki hasmı Yüce Allah'tır. O olacaktır. 


Sahabe sordu
Hz. Peygamber (s.a.v.) "Allah için sadaka veriniz" buyurdu. Sahabe: Ey Allah'ın Resulü! Neyi verelim. Verebilecek bir şey bulamıyoruz ki, dedi. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ne bulursanız onu verin. Velev ki yarım hurma bile olsa."

Kaynak: N. Hatipoğlu

Müslüman ve Yılbaşı
Allah’ın her gecesi yeterince hürmete layıkken bunlardan birini en akıl dışı gerekçelerle ve en rezil eylemlerle harcamaya hazırlanan Müslümanların durumu da tam olarak budur. Onlar Allah’ı unuttukları için Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu ortadadır. (Erdem Uygan - Yükselen Sözler)

Kılıksız bir ihtiyarın, ancak öküzler için çıkarılması gereken nidalarını her geçen gün daha fazla duyuyorsak, hayatımızda hiç görmediğimiz kızaklı geyikle bir semtin kaldırımında karşılaşıyorsak Aralık ayının ortalarını geçmişiz ve Allah’ı çoktan unutmuşuz demektir:

“Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkmışlardır.” (Haşr Suresi 59/19) 

Allah’ı unutmanın doğal sonucu, Allah’ın kişiye kendisini unutturmasıdır. Kendisi olamayan bir kişi, ister istemez bir başkası olacaktır. Kim olduğunu bilmeyen, kendini tanımlayamayan ya da başkası üzerinden tanımlayan bir hilkat garibesi… 

Allah’ın her gecesi yeterince hürmete layıkken bunlardan birini en akıl dışı gerekçelerle ve en rezil eylemlerle harcamaya hazırlanan Müslümanların durumu da tam olarak budur. Onlar Allah’ı unuttukları için Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu ortadadır. 

“Müslümanların Allah’ı unuttuğunu nereden çıkarıyorsun?” diye soranlara şunları sormak gerekir: Bugün ülkemizde devletin oynattığı resmi kumar için kışın ayazında kuyruk bekleyenler Budistler mi? 

Marketlerde bu gece için özel kurulmuş içki raflarına hücum edenler ve milli içeceği rakı olanlar Şamanlar mı? Yılbaşına özel düzenlenmiş faizli kredi kampanyalarını belki de aylardır bekleyen, sanki sokakta kalıyorlarmış gibi ne pahasına olursa olsun “ev sahibi olmalıyım” telkinini sürekli kendi beyinlerine işleyip faizi meşru gören hipnotize köleler Hindular mı? Gazetelerde, dergilerde, hatta en ciddi haber kanallarında gelecek yıla dair fal tükürüp kehanet pisleyenler ve onlardan gübre umanlar Şintoistler mi? Hayır! Ne yazık ki bu kişilerin kahir ekseriyeti Müslüman olduklarını iddia edenler ve bu sayılanlar da aynı Müslümanların göstere göstere ve hatta övünerek yaptıkları eylemlerdir. 

Ancak bu eylemlerin tamamına Yüce Allah tüm insanlığa gönderdiği son kitabında “pislik” diyor. Hem de “şeytan işi” olanından: “

Müminler! Hamr (kişiyi sarhoş edip uyuşturan şey), kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytan işi pisliklerdir. Onlardan uzak durun ki umduğunuza kavuşasınız.” (Maide Suresi 5/ 90) 

Kısacası Allah’ın “pislik” dediği her şeyin hem de Müslümanlar tarafından alenen yapıldığı geceye “yılbaşı gecesi” denmektedir. Failinin müslüman olduğunu söylemesi, fiilin pislik olduğu gerçeğini değiştirmez! Aslında bu yapılanlara şaşmamak gerekir. 

Zira yeterince arayan her Müslüman, faizli krediyi haram saymayan bir alimi, zil-zurna sarhoş etmeyecek kadar içkiyi haram görmeyen bir mezhep kitabını, piyangoyu, falı meşru sayacak bir fetvayı pekala bulabilir. Çünkü Müslümanlar Allah’ı ve Allah’ın kitabını çoktan unutmuşlardır. Ölüme biraz daha yaklaşmayı kutlamanın hiçbir akli açıklaması olamayacağı gibi aklını kullanan hiç kimse her an öleceğini bilerek Allah’ın pislik dediği her şeyi uydurma bir gece uğruna yapmaz. 

Nitekim Rabbimiz aklını kullanmayanların başına gelecekler için de aynı kelimeyi kullanmaktadır: Pislik! Allah’ın onayı olmadan kimse imana gelmiş sayılmaz. Allah, aklını kullanmayanların üstünde inançsızlık pisliği oluşturur. (Yunus Suresi 10/100) 

Bugün neredeyse iftihar edilecek bir fiil haline gelmiş olan, hatta haram olduğunun dile getirilmesi kimi çevrelerce bağnazlık sayılıp alay konusu edilen, oysa faillerinin bile kendilerini rahatlatmak için adına aşk ya da flört demek zorunda hissettikleri zina da yine bu gecede ve yine kendilerine Müslüman diyenler tarafından çekinmeden yapılanlardandır. “Zinaya yaklaşmayın; o, çirkin bir iştir, kötü bir yoldur” (İsra Suresi 17/31) “

Allah’ı unutanlara Allah da kendilerini unutturur” ancak Allah da onları unutur mu? Hayır! Allah insanı hiçbir zaman gözden çıkarmamaktadır: “Onlara şu sözümü söyle: “Kendilerini aşırı davranışlara sürüklemiş kullarım! Allah’ın merhametinden umut kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. O, hem bağışlar hem de ikramda bulunur.” (Zümer Suresi 39/53) 

O halde Müslümanların önünde iki seçenek vardır: Ya bir an evvel, yeni günün gece yarısı değil güneşin doğuşu ile başladığını görebilecek kadar kitaplarına sarılacaklar ya da Allah’ı unutmakta ısrar edip her sene 10’dan geriye sayacaklardır. Selam ve dua ile… 

Hz. Muhammed
Kalemle insana bilmediğini öğreten, onu yaratan ve ona konuşmayı öğreten Allah'a hamd olsun. Hevâ ve arzusuna göre konuşmayan,konuşması vahyedilen vahiy- den başka bir şey olmayan Muhammed'e salât ve selâm olsun.

Ey müslüman!

Peygamberini tanı! Çünkü her birimiz öldükten sonra kabrine konulacak, kabrinde ruhu bedenine iâde edilecek, kabrinde iki melek ona gelip onu oturtacak ve peygamberi hakkında onu sorguya çekecektir. Berâ b. Âzib'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

"Mü'min kul kabrine konulduğu zaman ruhu bedenine iâde edilir. Ardından iki melek yanına gelip onu oturtarak:

-Rabbin kimdir? diye sorar. Mü'min kul:

-Rabbim Allah'tır, der. İki melek:

-Dînin nedir? diye sorar. Mümin kul:

-İslâm'dır, der. İki melek:

-Size gönderilen adam hakkında ne dersin? diye sorar.

Mümin kul:

-O Allah'ın elçisidir, der. İki melek:

-Sana bunları bildiren nedir (Rabbinin Allah, dîninin İslâm ve peygamberinin Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- olduğunu nasıl bildin)? diye sorar.

Mümin kul:

-Allah'ın kitabınını okudum, ona inandım ve onu tasdik ettim, der.

Bunun üzerine gökten bir münâdi şöyle seslenir:

-Kulum doğru söyledi."

Allah'ın kitabını okuyan, Rasûlullah'ı (sav) bilir.

Birincisi: Allah'ın kitabını okuyan, Abdullah oğlu Muhammed'in , Allah'ın elçisi olduğunu bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Muhammed, Allah'ın elçisidir..."

İkincisi: Allah'ın kitabınını okuyan, Rasûlullaha îmân etmenin farz olduğunu bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Ey îmân edenler! Allah'a, elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba îmân edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve âhiret gününü inkar ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa düşmüş olur."

Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:

"... O halde Allah’a ve O'nun sözlerine inanan elçisine, o ümmî nebiye îmân edin ve O'na uyun (Allah’a itaat olan emirlerini yerine getirin) ki doğru yolu bulasınız."1

Üçüncüsü: Allah'ın kitabını okuyan, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in risâletine (elçiliğine) îmân etmenin farz olduğunu bilir.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Muhammed, yalnızca bir elçidir. Ondan önce de nice elçiler gelip geçmiştir. Şimdi o ölürse veya öldürü-lürse,siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse, Allah'a asla zarar veremez.Allah,şükredenleri mükâfatlandıracaktır."

Dördüncü: Allah'ın kitabını okuyan, Muhammed'in (sav) risâletinin, bütün semâvî risâletlerin sonuncusu olduğunu, O'ndan sonra hiçbir nebi gelmeyeceğini ve nebi olduğunu iddiâ edenin yalancı olduğunu bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat O, Allah'ın elçisi ve nebilerin sonuncusudur (O'ndan sonra kıyâmet gününe kadar nebi gelmeyecektir).Allah, (amellerinizden gizli-saklı) her şeyi en iyi bilendir."

Beşincisi: Allah'ın kitabını okuyan, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in risâletinin, bütün semâvî risâletlerin hükmünü ortadan kaldırdığını ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in gönderilişinden sonra hiçbirisiyle amel edilemeyeceğini bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"(Ey Nebi!) Sana da o Kitab'ı (Kur'an'ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk..."

Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:

"Sen dinlerine uymadıkça Yahudiler ve Hıristiyanlar asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Allah'ın yolu asıl doğru yoldur. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah'tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır."1

Ebû Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

"Muhammed'in nefsi elinde olan Allah'a yemîn olsun ki, (gönderilmiş olduğum) bu ümmetten yahûdi olsun, hıristiyan olsun, her kim beni(m elçiliğimi) işitir de sonra gönderildiğim dîne îmân etmeden ölürse, o cehennem halkındandır."2

Abdullah b.Sâbit'ten -Allah ondan râzı olsun- rivâyet

olunduğuna göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
"Nefsim elinde olan Allah'a yemîn olsun ki, şayet Musa sizin aranızda olsaydı, sonra O'na (onun şeriatına) tâbi olup beni terk etseydiniz, sapıtanlardan (hak yoldan sapmış) olurdunuz. Siz, ümmetlerden yana benim nasibimsiniz, ben de sizin nebilerden yana nasibinizim."

Abdullah b. Câbir'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

"Nefsim elinde olan Allah'a yemîn olsun ki, şayet Musa hayatta olsaydı, O'nun bile bana tâbi olmaktan başka bir yolu olmazdı (yani benim şeriatıma uymaktan başka hakkı yoktur. Çünkü onun şeriatı benim şeriatımla neshedilmiştir.)"

Altıncısı: Allah'ın kitabını okuyan, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi sevmenin farz olduğunu bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"(Ey Nebi! Onlara) De ki: Eğer babalarınız, oğulları-nız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, size Allah'tan, O'nun elçisinden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun! Allah, fasıklar topluluğunu doğru yola erdirmez."

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i sevmek, Allah'a îmânın geçerli olmasının bir şartıdır. Enes b. Mâlik'ten -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

"Biriniz, beni çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe, (tam anlamıyla) îmân etmiş olmaz."

Rasûlullah'ı sevmeyen, Allah'a îmânın tadını alamamıştır. Enes b. Mâlik'ten rivâyet olunduğuna göre, Nebi şöyle buyurmuştur:

"Üç haslet vardır ki, bunlar kimde bulunursa, o kimse îmânın tadını almıştır: Allah'ı ve elçisini, onların dışındaki her şeyden daha çok sevmek, sevdiği kimseyi ancak Allah için sevmek ve ateşe atılmaktan hoşlanma-dığı gibi, tekrar küfre geri dönmekten hoşlanmamak."1

Yedincisi: Allah'ın kitabını okuyan, Muhammed'e (sav) itaat etmenin farz olduğunu bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Ey îmân edenler! (Emir ve yasaklarını yerine getirmek sûretiyle) Allah'a ve elçisine itaat edin ve (Kur'an'ı) dinlediğiniz hâlde ondan yüz çevirmeyin. İşitmedikleri hâlde, 'işittik' diyenler gibi de olmayın."

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in risâletine îmân edenin, O'na itaat etmesi gerekir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Biz, hiçbir elçiyi Allah'ın izniyle itaat edilmekten başka bir gâye ile göndermedik."

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e itaat eden, Allah'a itaat etmiş gibidir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Kim, elçiye itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim de (Allah ve elçisine itaat etmekten) yüz çevirirse, (bilmelisin ki ey elçi!) Biz, seni onların üzerine bir gözetleyici olarak göndermedik."

Ebû Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

"Kim bana itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim de bana isyan ederse, Allah’a isyan etmiş olur. Kim emirime itaat ederse, bana itaat etmiş olur. Kim de emirime isyan ederse, bana isyan etmiş olur."

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e itaat eden, doğru yolu bulmuştur. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"(Ey Nebi! İnsanlara) De ki: Allah'a itaat edin, elçiye itaat edin.Eğer yüz çevirirseniz,bilin ki onun sorumluluğu kendisine yüklenen, sizin sorumluluğunuz da size yükle-nendir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Elçiye düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir."

Dünyada O'na karşı gelen, dîn gününde O'na itaat etmeyi temennî edecektir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"O gün yüzleri ateşte çevrilirken: Ne olurdu keşke Allah'a itaat etseydik, elçiye de itaat etseydik, derler."

Sekizincisi: Allah'ın kitabını okuyan, Rasûlullah'ın söz, fiil ve takrirlerinden oluşan sünnetine uymanın farz olduğunu bilir.

"... O halde Allah’a ve O'nun sözlerine inanan elçisine, o ümmî nebiye îmân edin ve O'na uyun (Allah’a itaat olan emirlerini yerine getirin) ki doğru yolu bulasınız."2

Allah'ı seven, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetine uyar. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"(Ey Nebi!) De ki: Allah'ı gerçekten seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, (mü'min kullarının günahlarını) çok bağışlayıcı ve (onlara) çok merhametlidir."1

Dokuzuncusu: Allah'ın kitabını okuyan, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emir ve yasaklarına göre hareket etmenin farz olduğunu bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Elçi (Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-) size neyi verdiyse (hüküm olarak neyi meşrû kıldıysa) onu hemen alın, neyi de (almaktan veya yapmaktan) yasakla-dıysa ondan hemen vazgeçin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz ki Allah'ın azabı çetindir."

Onuncusu: Allah'ın kitabını okuyan, Rasûlullah'ın emrine aykırı davranmanın haram olduğunu bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"...O'nun (Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in) emrine aykırı hareket edenler, (kalplerine küfür, münâfıklık, bid'at fitnesi veya dünyada öldürülmek, had cezâsı uygulanmak, hapsedilmek veyahut da başka âcil bir ceza ile cezalandırılmak sûretiyle) başlarına bir belânın gelmesinden veya kendilerine acıklı bir azabın isabet etmesinden sakınsınlar."

Onbirincisi: Allah'ın kitabını okuyan, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e aykırı hareket etmenin, O'nun söz ve fiillerine karşı direnip inatlaşmanın haram olduğunu bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Kim, kendisine doğru yol (hak) belli olduktan sonra elçiye aykırı davranır ve mü'minlerin yolundan başka bir yolu izlerse, onu o yöneldiği şeyle başbaşa bırakırız ve onu cehenneme sokarız. Orası, ne kötü bir dönüş yeridir."

Onikincisi: Allah'ın kitabını okuyan, dîni, kendisi, âile halkı, yakınları, ashâbı ve kendisine tâbi olanlar konusunda Rasulullaha eziyet etmenin haram olduğunu bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

Nisâ Sûresi: 115"Şüphesiz Allah'a ve elçisine eziyet edenlere, Allah dünya ve âhirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır."

Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:

"Onlardan (münâfıklardan) nebiyi inciten ve: 'O (her söyleneni dinleyen) bir kulaktır' diyen kimseler de vardır.(Ey Nebi!) De ki: O, sizin için bir hayır kulağıdır ki Allah'a inanır ve mü'minleri tasdik eder.O, içinizden îmân edenler için bir rahmettir. Allah'ın elçisine eziyet edenler için acıklı bir azap vardır."

Yine başka bir âyette şöyle buyurmuştur:

"(Ey Nebi!) Eğer onlara (sen ve ashâbınla) niçin alay ettiklerini sorarsan,‘bizler sadece lafa dalmış, şakalaşıyorduk’ derler. (Ey Nebi! Onlara) de ki: Siz, Allah ile O’nun âyetleri ile ve O’nun elçisi ile mi alay ediyordunuz? Boşuna özür dilemeyin. Çünkü siz, îmân ettikten sonra (tekrar) kâfir oldunuz. Sizden (tevbe eden) bir topluluğu bağışlasak bile, başka bir topluluğa da suçlu olduklarından dolayı azap edeceğiz."

Onüçüncüsü: Allah'ın kitabını okuyan, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in söz, fiil ve takrirlerinde masumiyetine îmân etmenin farz olduğunu bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:"O (Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-) hevâ ve arzusuna göre konuşmaz. O (Kur'an ve sünnet), vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir."

Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:"Eğer O (Muhammed) bizim adımıza birtakım sözler uydurmuş olsaydı, O'nu elimizle yakalar, sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik. O zaman hiçbiriniz buna engel olamazdınız."

Allah Teâlâ, âlimlerin aksine, Rasûlullah - sallallahu aleyhi ve sellem-'i, fiillerinde hataya düşmekten, dalâletten ve bâtıldan korumuştur. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"... O halde Allah’a ve O'nun sözlerine inanan elçisine, o ümmî nebiye îmân edin ve O'na uyun (Allah’a itaat olan emirlerini yerine getirin) ki doğru yolu bulasınız."

Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:"(Ey Nebi!) De ki: Allah'ı gerçekten seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, (mü'min kullarının günahlarını) çok bağışlayıcı ve (onlara) çok merhametlidir."

Mâlik b. el-Huveyris'ten rivâyet olunduğuna göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

"Beni namaz kılarken gördüğünüz şekilde namaz kılın."

Câbir'den rivâyet olunduğuna göre Nebi (sav) şöyle buyurmuştur:

"Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle derken işittim:

-Hac ile ilgili ibâdetlerinizi benden alın (hac menâsikini benim yaptığım şekilde yapın). Çünkü bilemi-yorum, belki bu haccımdan sonra bir daha hac yapamayacağım."

Allah Teâlâ,Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i takririnde korumuştur. Zirâ O, âlimlerin aksine, hiçbir bâtılı onaylamamış ve hiçbir münker karşısında da susmamıştır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Ey elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz ki Allah, kâfir olan bir topluluğu doğru yola erdirmez."

Allah'ın kitabını okuyan, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i yüceltmenin ve O'na saygı göstermenin farz olduğunu bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Ki, Allah’a ve elçisine îmân edesiniz, O'na yardım edesiniz ve saygı gösteresiniz. Sabah-akşam O'nu tesbih edesiniz."

Allah'ın kitabını okuyan, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i yüceltmenin ve O'na saygı göstermenin alâmetlerini bilir. Çünkü Allah Teâlâ bunu insanların zevklerine ve görüşlerine bırakmamıştır.

Hz Muhammed Rahmet
Birinci alâmet: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in söz ve fiilini yüceltmektir. Buna göre hiç kimsenin sözü ve fiili, O'nun sözü ve fiilinin önüne geçirilemez. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Ey îmân edenler! (Söz ve fiille) Allah'ın ve elçisinin önüne geçmeyin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir."

İkinci alâmet: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in söz ve fiilini yüceltmektir. Buna göre O'nun söz ve fiilinden başkasının söz ve fiili tercih edilemez. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Allah ve elçisi, herhangi bir meselede hüküm verdikten sonra, hiçbir erkek ve kadın mü'minin, o konuda başka bir tercihte bulunma (Allah ve elçisinin hükmüne aykırı hareket etme) hakları yoktur.Kim, Allah’a ve elçisine karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş (doğru yoldan uzaklaşmış) olur."

Üçüncü alâmet: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emrini yüceltmektir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"... O'nun (Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- 'in) emrine aykırı hareket edenler, (kalplerine küfür, münâfıklık, bid'at fitnesi veya dünyada öldürülmek, had cezâsı uygulanmak, hapsedilmek veyahut da başka âcil bir ceza ile cezalandırılmak sûretiyle) başlarına bir belânın gelmesinden veya kendilerine acıklı bir azabın isabet etmesinden sakınsınlar."

Dördüncü alâmet: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in nehyini yüceltmektir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"O gün (kıyamet günü), Allah'ı inkâr edip elçiye (emrine aykırı hareket edip ona) isyan edenler, yer yarılıp içine girmeyi (ve toprak olmayı) isterler (temennî ederler). Buna rağmen onlar (içlerinde) Allah'tan hiçbir söz gizleyemezler."2

Beşinci alâmet: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hadisini yüceltmektir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Ey îmân edenler! (Kendisine hitap ederken) sesle-rinizi Nebinin sesinin üzerine yükseltmeyin.Birbirinize bağırdığınız gibi, O'na yüksek sesle bağırmayın. Yoksa siz farkında olmadan amelleriniz boşa gidiverir."

Altıncı alâmet: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetini yüceltmek ve ona sımsıkı sarılmaktır. Irbâd b. Sâriye'den rivâyet olunduğuna göre Nebi (sav) şöyle buyurmuştur:

"Sizden kim benden sonra yaşarsa, (dînde) çok ihtilaflar görecektir.(Dîne sonradan sokulan) yeniliklerden sakının. Zirâ (dîne sonradan sokulan) yenilikler dalâlettir. Bu sebeple sizden kim onlara yetişirse, benim sünnetime ve benden sonraki doğru yolu bulmuş râşid halîfelerimin sünnetine sarılsın. Azı dişlerinizle ısırırcasına onlara sarılın."1

Yedinci alâmet: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in adını zikrettikçe veya adı zikredildikçe O'na salâtta bulunmaktır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Muhakkak ki Allah ve O'nun melekleri, Nebiye salât ederler. Ey îmân edenler! Siz de O'na salât edin ve O'na tam bir içtenlikle (İslâm'ın selâmı ile) selâm verin."1

Ebû Hureyre'den rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah'ın şöyle buyurmuştur:

"Yanında adım anıldığı halde bana salâtta bulunmayan adamın burnu yere sürünsün."

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e salâtın şekli vahiyle belirlenmiştir. Zirâ Nebi, salâtın şeklini insanların zevklerine veya görüşlerine bırakmamıştır. Ebu Mes'ud el-Ensârî'den rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:

"Biz, Sa'd b. Ubâde'nin meclisinde iken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yanımıza geldi. Beşir b. Sa'd ona şöyle dedi:

-Ey Allah'ın elçisi! Allah Teâlâ bize sana salâtta bulunmamızı emretti. Peki sana nasıl salâtta bulunalım?

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir süre sustu. Biz, Beşir'in O'na soru sormamasını temennî ettik. Sonra Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

-Şöyle söyleyin: Allahım! İbrahim’in âilesini meleklerinin yanında methettiğin gibi, Muhammed’i ve âilesini de meleklerinin yanında methet. İbrahim’in âilesini mübârek kıldığın gibi, Muhammed’i ve âilesini de mübârek kıl. Şüphesiz ki sen, çok övülensin, şeref sahibisin. Selâm ise bildiğiniz gibidir."

Allah'ın kitabını okuyan, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisine bir fayda sağlama veya kendisinden bir zararı uzaklaştırma gücüne sahip olmadığını bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"(Ey Nebi!) De ki: Allah dilemedikçe ben kendime bir fayda sağlama veya kendimden bir zararı uzaklaştırma gücüne sahip değilim…"

Allah'ın kitabını okuyan, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in başkasından bir zararı uzaklaştırma veya başkasına bir fayda sağlama gücüne sahip olmadığını bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"(Ey Nebi!) De ki: Ben sizden bir zararı uzaklaştırma veya size bir fayda sağlama gücüne sahip değilim…"

Allah'ın kitabını okuyan, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisinin gaybı bilmediğini bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"(Ey Nebi!) İşte bunlar, (Nuh ve onun kavmi hakkında anlattığımız bu kıssalar), sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir.Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin. O hâlde (kavminin seni yalanlamasına ve sana eziyet etmesine) sabret. Çünkü (dünya ve âhirette hayırlı) sonuç, Allah'a karşı gelmekten sakınanların olacaktır."

Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:

"(Ey Nebi!) De ki: Allah dilemedikçe ben kendime bir fayda sağlama veya kendimden bir zararı uzaklaştırma gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben, (benim Allah'ın elçisi olduğuma) inanan bir topluluk için sadece (Allah'ın azabından uyaran) bir uyarıcı ve (O'nun cennetini müjdeleyen) bir müjdeciyim."

Allah'ın kitabını okuyan, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, aşırı tasavvufçuların iddiâ ettikleri gibi velâyet yoluyla değil de nübüvvet ve risâlet yoluyla gaybın bazısını bildiğini bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"(Ey Nebi! O müşriklere) de ki: Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam.(Ey Nebi! O müşriklere) De ki: Görmeyen (Allah'ın âyetlerini görmeyen kâfir) ile gören (mü'min) bir olur mu? Hâlâ (Allah'ın âyetlerini) düşünmeyecek misiniz?"

Hz Muhammed
Aşırı tasavvufçular, evliyânın velâyet yoluyla gaybı bildiklerini söylemek için Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in nübüvvet ve risâlet yoluyla değil de velâyet yoluyla gaybı bildiğini iddiâ etmişlerdir. Allah Teâlâ onlara şöyle cevap vermiştir:

"Allah, müminleri bulunduğunuz hâl üzere bırakacak değildir; sonunda pisi temizden ayıracaktır. Bununla beraber Allah, size gaybı da bildirecek değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini seçer. O halde Allah'a ve elçilerine îmân edin. Eğer îmân eder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için (Allah katında) büyük bir mükâfat vardır."

Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:

"O, gaybı bilendir. (Kullarından) hiç kimseye gaybını bildirmez. Ancak (risâlet görevi için) seçip razı olduğu bir elçiye (bazı gaybı bildirmesi) bunun dışındadır. Fakat elçinin önünde ve arkasında (onu cinlerden korumak için) gözetleyici (melek)ler yürütür (gönderir)."

Allah'ın kitabını okuyan, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dîn kılma makamında olmadığını, O'nun ancak Allah Teâlâ'nın dîn kıldığı şeye uyan birisi olduğunu bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"(Ey Nebi!) Sonra da seni dîn konusunda apaçık bir yola koyduk (bir şeriat sahibi kıldık). Sen o yola uy, bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma."

Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:

"(Ey Nebi!) Onlara (müşriklere) âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar: Ya bundan başka bir Kur'an getir ya da bunu değiştir! dediler.(Ey Nebi!) De ki: Onu kendiliğim-den değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Çünkü Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım. (Ey Nebi!) De ki: Eğer Allah dileseydi onu (Kur'an'ı) size okumazdım, Allah da onu size bildirmezdi. Ben bundan (bana vahiy gelmeden) önce bir ömür boyu içinizde durmuştum. Hâla akıl erdiremiyor musunuz?"

Allah'ın kitabını okuyan, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dîn kılma makamında olmadığını, O'nun ancak Allah Teâlâ'nın indirdiği şeyi tebliğ eden birisi olduğunu bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Ey elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz ki Allah, kâfir olan bir topluluğu doğru yola erdirmez."

Allah'ın kitabını okuyan, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dîn kılma makamında olmadığını, O'nun ancak Allah Teâlâ'nın indirdiği şeyi açıklayan birisi olduğunu bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"…(Ey Nebi!) İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Zikr'i (Kur'an'ı) indirdik."

Allah'ın kitabını okuyan, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e uyan kimselerin inanç, amel, söz ve davranışlarının sağlam ve düzgün olduğunu bilir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"... O halde Allah’a ve O'nun sözlerine inanan elçisine, o ümmî nebiye îmân edin ve O'na uyun (Allah’a itaat olan emirlerini yerine getirin) ki doğru yolu bulasınız."

Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:

"(Ey Nebi!) De ki: Allah'ı gerçekten seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, (mü'min kullarının günahlarını) çok bağışlayıcı ve (onlara) çok merhametlidir."

Başka bir âyette şöyle buyurmuştur:


" Andolsun, Allah'ın elçisinde sizin için; Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı uman, Allah'ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır."



İşlenen Günahların Küçümsenmesi
Fıtrat olarak zayıf yaratılan insan, küçük büyük ayırt etmekten sonucunu ve veballerini düşünmeden günah işler... Pişmanlık duyulmayan, ya da tevbe edilmeyen her günah, gün gelir sıradanlaşarak adı günah olmaktan çıkar.

Sevimli gelen ve muhatabını vicdanen rahatsız etmeyen her küçük bir günah, büyük günahlara davetiye çıkarır... Ve gün gelir şu ayetin muhatabı olunur;

‘De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı açmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.’ (Araf / 33)

Küçük günahları önemsememek tövbe kapısını kapatacağı için dostluk büyük zarar görür. Oysaki Allah’a dost olmaya çalışanlar, Allah’ın sevmediği bir amelin küçük ya da büyüklüğüne bakmazlar. Tüm günahları Uhud Dağı kadar gördükleri için hayatlarının her karesinde takvaya rastlanır.

Bir günahın küçümsenmesi Allah’a karşı yapılan bir saygısızlık olarak da algılanabileceğinden dostluk büyük yaralar alır...

Bu hastalığı büyük önder şöyle dile getiriyor: Resulullah (s.a.v.);

‘Küçük görülen günahlardan sakının. Çünkü küçük görülen günahların örneği bir vadinin ortasına konan bir topluluk gibidirler. Her biri bir odun getirdi, ta ki ekmeklerini pişirdiler. Muhakkak ki küçük görülen günahlar da çoğalırsa sahibini helaka götürür.’ (Müsned c/7 s. 579, h. no: 23/94)



VEDA HUTBESİ - خُطبة حَجّة الوداع


Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitab etti: 

"Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür." 

"Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım. İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur. 

Ashabım! Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O'da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir. Sakin benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar,bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur. Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmutallib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir. Lakin anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. 

Ashabım! Dikkat ediniz, cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nın kan davasıdır. 


Ey insanlar! Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız. 

Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir. 

Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin sünnetidir. 

Mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman'ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman'a kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır. 

Ey insanlar! Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır. 

Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır. Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'ın kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. Kimse kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz. Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız: 

- Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız. 
- Allah'ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz. 
- Zina etmeyeceksiniz. 
- Hırsızlık yapmayacaksınız. 

İnsanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz? " Sahabe-i Kiram birden söyle dediler: "Allah'ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz, diye şahadet ederiz!" 

Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şahadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve söyle buyurdu: "Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! "

VEDA HUTBESİ ARAPÇA - خُطبة حَجّة الوداع


((الحمد لله، نحمَده ونستعينه، ونستغفره ونتوب إليه. ونعوذ بالله من شرور أنفسنا، ومن سيِّئات أعمالنا. من يَهْدِ الله فلا مُضلّ له، ومن يُضلِلْ فلا هادي له. وأشهد أن لا إله إلاّ الله وحْده لا شريك له، وأنّ محمداً عبدُه ورسولُه. أوصيكُم عبادَ الله بتقوى الله! وأحثّكم على طاعته! وأستفتح بالذي هو خير.أمّا بعد،
أيها الناس!
اسمعوا منِّي أًبَيِّنْ لكم! فإنِّي لا أدري لعلّي لا ألقاكم بعد عامي هذا في موقفي هذا.
أيها الناس!
إنّ دماءَكم وأموالَكم عليكم حرام إلى أن تلقَوْا ربّكم، كحُرمة يومكم هذا، في شهْركم هذا، في بلَدكم هذا. ألاَ هل بلّغت؟ اللهم اشْهدْ! فمَن كانت عنده أمانةٌ فلْيُؤدِّها إلى الذي ائتَمَنه عليها.
وإنّ رِبا الجاهلية موضوع. وإنّ أوّلَ رباً أبدأ به: رِبَا عمِّي العباس بن عبد المطلب. وإن دماءَ الجاهلية موضوعة. وأوّلُ دمٍ أبدأ به: دمُ عامر بن ربيعة بن الحارث بن عبد المطلب. وإنّ مآثِرَ الجاهلية موضوعة، غيرَ السّدانة والسِّقاية. والعَمْد قَوَد. وشِبْه العَمْد ما قُتل بالعصا والحجَر، وفيه مائة بعير؛ فمن زاد فهو من أهل الجاهلية.
أيّها الناس!
إنّ الشيطان قد يئِس أن يُعبد في أرضكم هذه، ولكنّه قد رضِي أن يُطاع فيما سوى ذلك ممّا تَحقِرون من أعمالكم.
أيها الناس!
{إِنَّمَا النَّسِيءُ زِيَادَةٌ فِي الْكُفْرِ يُضَلُّ بِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا يُحِلُّونَهُ عَاماً وَيُحَرِّمُونَهُ عَاماً لِيُوَاطِئُوا عِدَّةَ مَا حَرَّمَ اللَّهُ فَيُحِلُّوا مَا حَرَّمَ اللَّهُ}.إنّ الزمان قد استدار كهيئتِه يومَ خلَق الله السموات والأرض، منها أربعةٌ حُرُم: ثلاثٌ متواليات، وواحدٌ فرد: ذو القعدة، وذو الحجّة، والمُحرّم، ورجب الذي بين جُمادى وشعبان. ألاَ هل بلّغت؟ اللّهمّ اشهد!
أيها الناس!
إنّ لِنسائكم عليكم حقاً، ولكُم عليهنّ حقّ. ولكُم عليهنّ ألاّ يوطِئْنَ فُرَشَكم غيرَكم، ولاَ يُدخلْن أحداً تكرهونه بيوتَكم إلاّ بإذْنكم، ولا يأتينَ بفاحشة مبيِّنة. فإن فعلْن، فإنّ الله قد أذِن لكم أن تهجروهنّ في المضاجع، وتضربوهنّ ضرباً غيرَ مبرِّح. فإن انتهيْن وأطعْنَكم، فعليكم رزقُهنّ وكسوتهنّ بالمعروف. وإنما النساء عندكم عوانٍ لا يملكْن لأنفسهنّ شيئاً. أخذتموهُنّ بأمانة الله، واستحلَلْتم فروجهنّ بكلمة الله. فاتّقوا الله في النساء! واستَوْصُوا بهنّ خيْراً! ألاَ هل بلّغْت؟ اللهمّ اشهَدْ! ألاَ هل بلّغت؟ اللهمّ اشهدْ!
أيها الناس!
إنما المؤمنون إخْوة، ولا يَحِلُّ لامرئٍ مسلم مالُ أخيه إلاّ عن طيبِ نفْسٍ منه! ألا هل بلّغت؟ اللهمّ اشهدْ! فلا ترجِعُنّ بعدي كفّاراً يضرب بعضُكم رقابَ بعضٍ؛ فإنِّي قد تركتُ فيكم ما إن تمسّكتُم به لن تَضِلّوا بعده: كتاب الله! ألا هل بلّغت؟ اللهم اشهدْ!
أيها الناس!
إنّ ربكم واحد! وإنّ أباكم واحد! كلّكم لآدم، وآدمُ من تراب! أكرمُكم عند الله أتقاكم. إن الله عليم خبير. ليس لعربِيٍّ على عَجميٍّ فضلٌ إلاّ بالتقوى. ألاَ هل بلّغت؟ اللهمّ اشهدْ!)). قالوا: نعم. قال: ((فلْيُبلِّغِ الشّاهدُ الغائبَ! أيّها الناس! إنّ الله قسَم لكلِّ وارثٍ نصيبَه من الميراث؛ فلا تجوز وصيّة لوارث في أكثر من الثّلث. والولدُ للفراش، وللعاهر الحجَر. مَن ادّعَى لغير أبيه، أو تولّى غيرَ مواليه، فعليه لعنةُ الله والملائكة والناس أجمعين؛ لا يُقبل منه صرفٌ ولا عدلٌ. والسلام عليكم ورحمة الله وبركاته)).

*Ashap: Peygamber Efendimize iman ederek O'nu gören ve müslüman olarak ölen kimselere denmektedir.

Peygamberimizin Risalet Günlüğü İnfografik

Veda Hutbesi ve Risalet İnfografik

2015 Kurban Bayramı Hutbesi
Diyanet İşleri Başkanlığının, Din Hizmetleri Genel Müdürlüğünce hazırlanan Kurban Bayramının 1. Günü Bayram namazında okunacak olan 24 Eylül tarihli hutbeye aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Aziz Müminler! Rabbimizin rızasını umarak O’nun evine koşan, bu bayramın huzur ve sevincine kavuşan Aziz Kardeşlerim! Sabahınız hayrolsun. Bayramınız mübarek olsun. Bizleri bu bayrama eriştiren Âlemlerin Rabbine sonsuz hamd-ü senalar olsun. Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz, Efendimiz (s.a.s)’e hitaben şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz biz sana bitmez tükenmez nimetler verdik.

Öyleyse sen rabbin için namaz kıl ve kurban kes! Asıl soyu kesik olan, sana karşı nefret duyandır.” 1 Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s), bir kurban bayramı günü ashabına şöyle seslenmiştir: “Bugün ilk işimiz, bayram namazı kılmak, sonra da kurban kesmektir. Böyle yapanlar, sünnetimize uygun davranmış olur.”2 Bugün, Allah’ın varlığına ve birliğine, Muhammed Mustafa (s.a.s.)’in peygamberliğine inananların bayramıdır. Bugün, iman kardeşliğinin tekbirler, tebrikler ve tebessümlerle hayat bulduğu zamandır. Bu kardeşliğe ne kadar da muhtacız! İnşaallah mübarek Kurban Bayramını, kardeşliğimizin tesisine vesile kılacağız. Bugün burada aynı safta yan yana durduk; Allah’ın huzuruna aynı şuur ve duygularla, aynı coşkuyla vardık. Samimiyetle ellerimizi Rabbimize, gönül kapılarımızı da birbirimize açtık.

 Aziz Kardeşlerim! Bugün, bizleri Rabbimize yaklaştıran, birbirimize kaynaştıran, insanlığı tevhitte buluşturan muazzam bir ibadet olan kurban günüdür. Bugün, kurbanlarımızla Hz. İbrahim’in sadakatini, Hz. İsmail’in teslimiyetini örnek aldığımızı bir kez daha ikrar edeceğimiz gündür. Bugün, asıl sahip olduğumuzun, Allah rızası için verdiğimiz; asıl rahatımızın, rahata erdirmemiz; asıl huzurumuzun, huzurlu kılmamız olduğunu bir kez daha bizlere hatırlatan gündür. Bugün, varlık vesilemiz olan anne babalarımıza hürmet ve merhametimizi, varımızı yoğumuzu paylaştığımız eşlerimize ülfet ve muhabbetimizi, ciğerparelerimiz evlatlarımıza ilgi ve şefkatimizi zirveye çıkaracağımız gündür. Bugün, kardeşlerimize, komşularımıza, akrabalarımıza kurban etinden öte sıcak bir gönül, mütebessim bir yüz, tatlı bir söz ikram edeceğimiz gündür. Bugün, dünyanın türlü hengâmesi içerisinde yorulan, paslanan zihin ve gönüllerimizin bayram sevinciyle parlayacağı gündür. Bugün, yanımızda saf tutan kardeşlerimizle, gözlerimizin içine bakarak, ellerimizi tutarak, sımsıkı kucaklaşarak tebrikleşeceğimiz; huzur ve dirliğimizi, mutluluk ve birliğimizi pekiştireceğimiz gündür.

Kardeşlerim! Bayramlar, Allah’ın biz müminlere lütfettiği birer armağandır; her türlü günahtan, kötülüğün kaynağı olan vasıflardan arınmak, eksikliklerimizi gidermek için bizlere sunulan fırsatlardır. Bayramlar, mazlumun, fakirin, yetimin, kimsesiz ve muhtaçların yanında olma zamanıdır. Müminlerin, dua ve yakarışlarını hep beraber Rahman’a arz edişlerinin, sevinçlerini paylaşmalarının, aynı iklimi teneffüs etmelerinin, yardımlaşma ve dayanışmanın vaktidir. Renk, ırk, dil, coğrafya farklılığı gözetmeksizin eşitlenmenin, kendini bilmenin, kardeşimizin farkında olmanın, hassasiyetin, hiç bir canı incitmemenin, geleceğe dair ümitleri tazelemenin adıdır bayramlar.

Bayramlar, tekbirlerimiz, tehlillerimiz, tesbihlerimiz, telbiyelerimiz ve dualarımızla bize tevhid şuuru aşılayan, benliğimizi yenileyen, ruhumuzu dirilten, nefsimizi arındıran ve imanımızı coşturan kutlu günlerdir. Kıymetli Kardeşlerim! Bu bayram, müminlerin bir kısmının, bütün ümmeti temsilen Allah’ın evi Kâbe’de, mahşeri andıran Arafat’ta, kötülüklerin bırakıldığı Mina’da misaklarını yeniledikleri ve bu coşkuyla Medine’de Resûlullah (s.a.s)’i ziyaret ettikleri, o kutsal toprakların huzurunu ülkelerine ve ülkemize taşıdıkları günlerdir. Şu kadar var ki; İslam dünyası, son birkaç yüzyılı hep çile, sıkıntı ve kargaşa içinde geçirdi. Birçok İslâm ülkesinde şiddet, terör ve iç savaşın ardı arkası kesilmiyor. Bayramın tadını ve heyecanını hissedemeyen nice anneler, evlatları için gözyaşı döküyor. Bayramda ailesine kavuşamayan nice babalar, savaşın ortasında bayramın huzurunu özlüyor. Nice masum yavru, bayrama hüzün ve yıkılmış hayallerle giriyor.

 Bu hazin manzara karşısında bizler, dualarımıza kardeşlerimizi de dâhil ederek içtenlikle Rabbimize yalvarıyor ve diyoruz ki; Rabbimiz! İslam beldelerini her türlü felâket, istila, işgal ve mağduriyetten kurtar ve koru! Yâ Rabbi! Yürekleri yanmış, huzurları çalınmış, yarınları ellerinden alınmış müminlere aydınlık günler ve gelecekler göster! Müminlere güç, irade, feraset, basiret, birlik, dirlik ihsan eyle Allah’ım! Güzel yurdumuzu ve bizleri karanlıklara sürüklemek, fitne ateşiyle bizi tutuşturmak isteyenlere fırsat verme; onlara karşı yekvücut olmayı milletçe hepimize nasip eyle Allah'ım! Yâ Rabbi! Dinimiz, vatanımız, şanlı bayrağımız, milletimiz ve bütün mukaddesatımız için canlarını feda eden aziz şehitlerimize merhametinle muamele eyle! Bizleri şehitlerin uğrunda can verdikleri değerlerimizden ayırma; bu bayramı birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin pekişmesine vesile eyle Allah’ım!

1 Kevser, 108/1-3. 2 Buhârî, Îdeyn, 3.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

İslamiyet, Mekke
Mekke'nin, İslamiyet'in doğuşu zamınında içinde bulunduğu jeopolitik konumu ve dünya üzerindeki medeniyetlerle olan ilişkisini göz önünde bulundurarak İslamiyet'in merkezi olarak Allah'ın neden Mekke'yi seçtiğini anlamaya çalışalım.

Mekke, enlem ve boylam bakımından ve dünya üzerinde bulunan medeniyetlerle içinde bulunduğu ilişki bakımından İslamiyet'in ilk indirilişinin bulunduğu tarih döneminde dünyanın neredeyse tam ortasında bulunmaktaydı. Ziraat ve yetiştiricilik bakımından verimli toprağı bulunmayan Mekke, bu özelliği sebebiyle o dönemdeki verimli topraklara gözünü diken tüm ülkelerin tehditlerinin çok uzağındaydı. Mekke'nin yegane ve tek geçim kaynağı ticaret ve ticaret kervanları olmuştur. Her medeniyetin zenginliklerine bu kervanlar sayesinde ulaşmışlardır.

Bunun dışında Mekke yüksek dağların çevrelediği bir vadide kurulmuştur. Bu durum Mekke'nin savunulmasını kolaylaştıran unsurlar arasındadır. Mekke'de İslamiyet'ten önce de bulunan "Haram Aylar" kavramı ve çeşitli devletlerle yapılan anlaşmalar Mekkeye muhteşem bir güvenlik sağlamıştır. Tüm arabistanı kapsayan bu durum bir ittifaka ve Habeşistan, Bizans ve İran gibi ülkelere karşı koruma sağlamaktaydı. Bu durum daha sonra Kuran-ı Kerim'de, Kureyş Suresi olaran inecek ve Allah'ın mubarek kelamlarına mashar olacaktı;

Kureyş'e imkan sağlandığı için, Kışın ve yazın yolculuk etme imkanı sağlandığı için, Hiç olmazsa onun için bu Beyt'in (Kabe'nin) Rabbine kulluk etsinler! Ki kendilerini açlıktan doyurdu ve onları korkudan emin kıldı. (Kureş Suresi)

 İslamiyetten önce Mekkelliler putperest olmakla birlikte, aslında mutlak bir kudret sahibi ve tek olan bir yaratıcı düşüncesine sahiptiler. Fakat ona ulaşmanın putlardan geçtiğine inanmaktaydılar. Kabe'nin çevresinde birçok kabileyi temsil eden yüzlerce put bulunmaktaydı. Mekke'nin ilginç olan diğer yanı ise halklarının birbirlerine hoşgörülü davranmasıydı. İslamiyet öncesi dinlerinden Hristiyanlık, Yahudilik gibi dinlere mensup çok az insan olmasına rağmen bu insanlar çok büyük zorluklarla karşılaşmamıştır. Aynı aile'de bulunan bireyler farklı dinlere mensup olabilmekteydi.

Özet olarak İslamiyet'in doğuşu, Mekke halkına sahip oldukları özellikleri yenileyip daha da olgunlaştırmak olmış ve kötü alışkanlıklardan kendilerini vazgeçirecek bir hayat sunması olmuştur.

Kabe'nin İçi
Kabe'nin içi nasıldır, içinde neler vardır ? Her yıl düzenli olarak Kabe-i Şerif, mekke valisi ve beraberindeki heyet tarafından temizlenmekte ve bu işlem yapılırken Kabe-i Şerif'in kapıları açık bırakılmaktadır. Bu yıl umre yapan müslümanların bulunduğu Kabe'de temizlik işlemleri yapılmış ve müslümanların heyecanına vesile olmuştur.

Kabe-i Şerif'in yıkanma töreni, temizlik heyetinin içeri girmesinden sonra 2 rekat namaz kılmasıyla başlıyor ardından Kabe'nin içindeki duvarlar zemzem suyu ve gül suyunun karışımıyla beyaz bir bez yardımıyla siliniyor, yerlere yine aynı karışım dökülerek sadece hurma ağacı dallarıyla süpürülüp siliniyor. Ardından misk ve gül esansları serpildikten sonra işlem tamamlanmış oluyor. 


bebek, rızık, islamDünyanın birçok yerinde çocuk hekimliği ve kadın doğum dallarında yapılan araştırmalar anne ve bebek yönünden çok ciddi yenilikler getirdi. Bu yeniliği son 20 yılda çeşitli üniversitelerinde yapılan araştırmaların neticeleri ortaya çıkardı. Bunları şöylece sıralayabiliriz: Daha eski yıllarda doğumların yataklı müesseselerde yaptırıldığı, bebeklerin annelerinden en az 12 saat ayrı tutulduğu halde, son yıllarda doğumlarda yapılan müdahale ve ilaçların anne ve çocuğa kötü tesir icra ettiği anlaşıldığından (son günlerin modası olarak "doğal çocuk doğumu" tabiri yaygınlaşırken) evde doğum taraftarları artmıştır. Bunun yanında hastaneler de servislerini ev şartlarına benzetmektedirler. Sezeryanla doğan bebekleri bile annelerinden ayırmamakta ve çocuk doğar doğmaz çıplak olarak annesinin kucağına yatırılmaktadır. Bütün bu tedbirler şu enteresan neticeyi ortaya koymuştur. "Tabiî doğum yeni doğan çocuk ölümlerini azaltmaktadır."

Bu yeniliğin yanında ABD'nin çeşitli üniversitelerinde yapılan araştırmalar da bebeklerin çok yönlü kabiliyetlerinin olduğunu ortaya çıkarmıştır. Eskilerin, "Bebeklerin dünyadan haberi yoktur" dedikleri sözler son yıllarda bütünüyle çürütülmüştür.

Yeni doğan bebek görür ve gördüğüne cevap verir. Doğumdan birkaç dakika sonra bebeğe parlak, hareketli, ışıklı şekiller gösterilse diğer yönden de insan yüzü, hele annesinin yüzü gösterildiğinde, bebek insan yüzüne, bilhassa annesinin yüzüne meyleder. Yeni doğan bebek kendisine 20 - 30 cm uzaklıktaki cismi net bir şekilde ayırdedebilir. Bu mesafeden kendisini besleyen annesini görür, sevinir ve heyecanlanır. Yeni doğmuş bebeğin görme kabiliyeti gizli bir muhabbet gibidir. Yeni doğan bebekteki görme kabiliyeti, annesiyle bir an göz göze gelmesi, onu tanıyıp unutmaması için yeterli olmaktadır. İşitme kabiliyetleri doğduğu andan itibaren müşahede ediliyor. Bebeğe bir taraftan muhtelif sesler ve gürültüler verilirken, bir taraftan da insan sesi, hele annesinin sesi verilse muhakkak annesinin sesine dönmekte ve bütün alâkasını o ses üzerine toplamaktadır. Diğer enteresan bir araştırma da yeni doğan bebeğin kokuya ait kabiliyetinin olduğudur. Üzerine anne sütü dökülmüş bir yastık ile temiz bir yastık tarafına döndüğü görülmektedir.

Daha da garibi şudur ki, altı günlük bir çocuk kendi annesinin sütünün kokusunu, diğer annelerin sütünün kokusundan tefrik edebilmektedir. Yine bebekler amonyum hidroksit (idrar) gibi keskin ve kerih kokulardan kaçmakta, güzel kokulara ise sevinçle karşılık vermektedir. (**) Bütün bu ve benzeri kabiliyetler bir refleks olmayıp şahsiyet ifade etmektedir. Yâni her bebek belli sınırlar içinde ayrı bir davranış ortaya koymaktadır.

Araştırmaların neticesi olan bu bilimsel gerçekler çocuk terbiyesinde ilk günlerin bile önemli olduğunu göstermiştir. İşte inanç ve örflerimizin icabı olarak çocukların ağızlarına, iyi olarak bilinen bir kişi tarafından tatlı yiyecek verme, kulaklarına ezan ve kamet okuma, güzel bir ad koyma, başlarını okşayıp dua etme, cinsiyetlerine göre giyim ve kuşamlarına dikkat etme, onlarda talim ve terbiyenin beşikte başladığının bir işaretidir.

Doç. Dr. İ. Erkul

** Yine yeni doğmuş bebekler tuzlu, ekşi, acı gıdaların yerine tatlı gıdalar tercih etmektedirler...

müslüman eş namaz
Eş baskısıyla kılınan namaz bir üst başlıkta açıklamaya çalıştığımız gibi Allah'ın razı olmadığı namazlardan biridir… Daha çok bayanların eşleri tarafından namaz için tehdit edildikleri görülür… Bir bayanın namaz kılmaması eşini üzer kuşkusuz… Namaz kılan bir eş şu psikolojidedir:
 'Allah'ın sevmediği, değer vermediği bir insana ben ne diye değer vereyim! Ben ailemden sorumluyum. Yarın bana sorulur. Namaz kılmayan bir insan diğer ibadetlerinde de tavizler verecektir kuşkusuz… Ailedeki diğer fertler üzerinde de olumsuz tesir yapacağından oldukça sıkıntılı günler geçecektir…

Namaz kılmayan bir eş evde gizli bir düşman olarak görülür. Bir an önce namaza başlaması istenir. Niçin namaz kılmadığı araştırılmadan, tatlı bir dille ikna edilmeye çalışmadan, ailenin diğer fertlerinden destek talebinde bulunmadan, namaz kılanların ve kılmayanların Allah katındaki konumları anlatmadan hemen namaz kılması istenir…

Eşinin hatırı için namaz kılmaya başlayan bir insan ikilem ara sında kalacaktır… Eş baskısı sonucu kılınan namaz sıkıntı vereceğinden her iki tarafın da rızası kazanılamamış olacaktır… Geçenlerde Diyarbakır'dan bir okuyucu aradı:

_ Feyzullah abi eşim namaz kılmıyor. Bu beni çok üzüyor… Ne yapmamı tavsiye edersiniz? Dedi.

Aramızda şu konuşma geçti;

> _ Evlendiğinizde namaz kılıyor muydunuz? 
_ Hayır, abi ikimiz de kılmıyorduk.
_ Eşiniz sizi seviyor mu? 
_ Seviyor abi…
_ İşin kolay o zaman… 
_ Nasıl abi? 
_ Ona Allahın vermiş olduğu ikramlardan bahset. Eşinin Allah'a karşı mahcup olmasını sağla… Ve bir süre sabret… Namazla Allah'a teşekkür edilmesinden bahset… Birkaç tavsiyede bulunduktan sonra telefonu kapadık…

Baskı sonucu namaz kılan bir insan ilerisi için ümitsiz olur… Hiçbir zaman gönülden namaz kılamayacağı kanaatine varır… Şöyle birkaç misal verelim… Herhangi bir yörenin en meşhur yemeğinin hazır olduğu bir sofraya davet ediliyorsunuz… Ama karnınız tıka basa dolu… Yoğun bir ısrar sonucu sofraya oturup birkaç kaşık alıyorsunuz… Sofraya aç oturan bir insanın alacağı lezzeti almanız imkânsızdır… Söz konusu olan yemek sizin için oldukça sıradan bir yemek türü olarak kalacak hafızalarınızda…

Namaz böyledir… Üşenerek kılınan namaz ciddi bir yorgunluk ve sıkıntı verir… Hayatı çekilmez kılar… İlerisi için ümitsizlik baş gösterir ve devam edeceğimi zannetmiyorum diyerek bırakılır… Eşi tarafından baskı altında olanlara şunları tavsiye ederim:

1- Eşinizden zaman isteyin
2- Niçin namaz kılmanız gerektiğini iyi araştırın
3- Namaz kılanlarla beraber olun bir süre
4- Kendi cennetinizi düşünün
5- Eşinize karşı cephe almayın

aile baskısı
Bu konuyu iki alt başlıkta inceleyelim; Birincisi gelenekten dolayı kılınan namaz, ikincisi Anne-Baba baskısından dolayı yada aile baskısından dolayı kılınan namaz;

1- Gelenekten dolayı kılınan namaz 


Gelenekten dolayı namaz kılanları toplumumuzun hemen he men her kesiminde görmek mümkün… Anne ve babalarından gördükleri için namaz kılarlar… Buna hedefi olmayan na maz da diyebiliriz… Gelenek icabı kılınan namazların terki kolay olur… Ailede baskın olan kişilerin ölümü ya da benzer durumlarda gelenekte çözülmeler baş göstereceğinden namazlarda gevşeklik ortaya çıkacaktır… Önce namazlar gecikecek sonra teklemeler baş gösterecek sonra da Cuma ve teravih namazları elde kalacak…

2-Anne-baba baskısıyla kılınan namaz 


Birçoğumuz anne ya da baba baskısıyla namaza başladık… Kimimiz baskı sonucu kılınan namazın rayını değiştirdi, Allahın sevgisini kazanmak için kılınan namaza dönüştürdü, kimimiz de baskı sonucu namazdan soğudu, kimimiz; tamam kılıyoruz-kıldım diyerek yalan söyledi, kimimiz de bir daha asla namaz kılmayı düşünmedi… Okuyuculardan çok mailler alıyorum… Kimi nişanlısının namaz baskısından şikâyetçi olup: ''Ya Feyzullah abi nişanlım illa da namaz kılmamı istiyor. Allah için kılmadıktan sonra nişanlımı mutlu etmek için kılmak çok zoruma gidiyor. Sizce Allah namazımı kabul eder mi ki?'' diye serzenişte bulunuyorlar… Cevap olarak da: "Nişanlınızın hatırı için namaz kılmamakla çok haklısınız… Nişanlınız farkında olmadan sizi Allah'a şirk koşmaya davet ediyor…

Tabi bu davet şeytani bir niyetle yapılan bir davet değildir… Tamamen duygusal:) Peki neden davet karşısında bazen agresif olabiliyoruz? Yani nişanlımız ya da babamızın illa da namaz kılacaksın davetini masaya yatırıp kılmaya çalışmıyoruz? Şimdi bu psikolojiden çıkması muhtemel arızaları tespit etmeye çalışalım… Tabi bu arada davet yapan kişinin davet üslubundaki hatalar zincirini unutmuş değiliz…

Niçin namaz kılmamız gerektiği anlatılmayan ve namaz kılmayınca dünya ve ahirette başımıza gelecek sıkıntıları öğretilmeyen bir namaza davet edildiğimizi var sayalım… Kılmıyorum dediğimizde ise evlatlıktan rededilme ya da nişan bozulma tehditleriyle karşı karşıyayız… Namaz kıldığımızda ise mükâfat yine bunlardan… Yani ceza ve mükâfat bunlardan… İşte böylesi bir durumdan faydalanan şeytan, bize şöyle bir telkinde bulunmaz:

"Davet eden kişiyi boş ver… Sen davet edildiğin şeye bak!’’ Unutmayalım ki şeytan çok zeki… Baskıya maruz kalan kişinin yaşına, karakterine ve aile içindeki konumuna göre ayrı zarflar atar… Şimdi biz bu zarflardaki vesveselerden bir kaçını yazalım… Çevremizden gelen namaz baskıları olduğunda şeytandan gelen zarfta şu vesveseler vardır:

* Sana baskı yapacaklar ha!
* Allah'ı kandırmaya çalışmayı düşünmezsin herhalde değil mi?
* Onlar için kıldığında sana baskın gelmiş olacaklar… Onlar kim oluyor da sana baskı yapıyorlar!
* Allah dediği için değil de onlar dediği için kılacaksın öyle mi? Allah'ın yerinde sen olsan kabul eder misin? Ve benzeri vesveseler… Bu gibi durumlarla karşılaşan okuyuculara tavsiyem nişanlısına ya da babasına ya da namaz için baskı yapan herhangi bir kişiye:

* Senin için mi namaz kılmam gerekiyor yoksa Allah için mi namaz kılacağım? Deyin. Vereceği muhtemel cevap:
* Tabii ki Allah için kılman gerekiyor 'olacaktır… Siz de;
* O zaman bana niçin namaz kılmam gerektiğini anlatın. Namaz kılan bir babanın evladı olmam namaz kılmamı gerektirmiyor herhalde! Ya da namaz kılan bir insanın nişanlısı da namaz kılmalı değil herhalde! Madem bu kadar önemli nişanlınızın namaz kılması; neden nişanlanmadan önce sormadınız?

İnsanoğlu yapı itibariyle baskıyı hazmedemez… Ama bu namaz biraz farklı bir konu… Namaz; 'Madem öyle işte böyle' diyerek tavşana kızıp dağa küsmeye benzeyecek bir amel değildir… Nişanlınız-eşiniz ya da babanız size seçme özgürlüğü veren bir yemeğe davet etmiyorlar… Onların davetteki yanlışlığı sizi namazdan soğutmamalı… İnanın onlar iyi niyetle davet ediyorlar ama üslupta hata yapıyorlar… Sizin namaz kılmamakla ne kadar büyük bir yanlışın içinde olduğunuzu gördüklerinden hemen namaza başlamanızı arzuluyorlar…

Başkasının zorlamasıyla kılınan namaz çok sıkıntı verecektir… Önemli olan bu şekilde namaz kılma niyetini Allah rızasına çevirebilmek… Nefse en ağır geleni de işte budur… Çünkü şeytan sürekli: —Sen baban dediği için namaz kılıyorsun. Yoksa kılmazdın. Yarın Allaha ne diyeceksin? Diyerek namazdan soğutmaya çalışır… 'Böyle namaz kılmaktansa hiç namaz kılmamak en iyisidir.' Diyerek nefse en kolay gelen namazı terk etmek tercih edilir… Böylelikle ne bir başkasının baskısı altına girmiş olursunuz ne de Allah'ı kandırmaya çalışmış olursunuz!!! (haşa!) (gözlerinizi kapatarak) Düşünün ki Allah'ın huzurundasınız… Size de niçin namaz kılmadınız? Diyor… Ne cevap vermeyi düşünürsünüz?

—Allah'ım babama kızdım namazı bıraktım…
—Allah'ım nişanlıma kızdım namazı bıraktım…
—Allah'ım baskı yapanlara kızdım namazı bıraktım…

Sizce Allah-u Teala ne der size? Cevabı size bırakıyorum…

namaz-kılmak-salah
Allah emrettiği için namaz kılıyoruz. Namaz kılanların birçoğu bu sebepten dolayı namaz kılarlar… Allah namazı emrettiği için bunlar da Allah'ın emirlerine itaat etmelerinin gereğini çok iyi bildiklerinden namaz kılıyorlar…

Çok ilginçtir ki namaz kılmadıkları dönemde de Allah'ın emrettiklerini az çok biliyorlardı… Ne oldu bunlara da namaz kılın emrini işittikleri halde sonradan kılmaya başladılar? Yani emre çok sonraları itaat… Madem Allah'ın farz kıldığı ibadetler sizin için bu kadar önemli neden diğer farz olan ibadetlere bu kadar hassas değilsiniz? Aklıma gelmişken sorayım dedim.. Yanlış anlaşılmaya çok müsait bir şeyler anlatacağım.

Diyorum ki; Allah emrettiği için namaz kılıyorum diyenle, Allah'ı çok seviyorum, ve bana vermiş olduğu nimetlerin farkındayım ve O'na teşekkür etmek için namaz kılıyorum diyenlerin namazı bir olmaz. Allah emrettiği için namaz kılıyorum diyen bir insan zoraki olarak namaza yaklaşır… Yani; "Aslında kılmak ağır geliyor, ama ne yapalım bir defa farz kılınmış! Farz kılınmasaydı kıl mazdım!'' Dili böyle söylemese de bu şekilde yaklaşımların verdiği mesaj budur maalesef…

İbadetin şekli ne olursa olsun gönülden yapılmadıktan son ra ağır bir yükmüş gibi gelecektir…

"Namaz = Borç, Namaz = Ağır bir yük, Namaz = Napalım, mecbur" Olarak algılanacaktır…

Evet… Namaz; bir emir… Buna itiraz etmiyorum- hâşâ! Ben, sadece bir ibadete yaklaşım şeklimizin, o ibadetin uzun soluklu olmasına, ona ne kadar katkısı olabileceğine bakıyorum…  Bazı insanlar namazın bir emir olduğuna iman ederek-ki doğrudur bu-ömür boyu namaz kılabilirler… Buna bir şey diyen yok… Ama bir dönem kılmış ve tekrar bırakmış olanların sayısı da az değil…

Bunlar gerekli alt yapıyı oluşturmadan namaza yaklaştıklarında geri adım atma olasılığı bu sebepten yüksek olacaktır… "Emre itaat'' ya da"Emir sahibinin sevgisini, hoşnutluğunu kazanmaya çalışmak'' Emre itaat mantığında insan ile emir sahibinin iletişim bağlantısı kopuyor… Yani önünde bir ibadet var ve ifa edilmesini bekliyor… Hedef bir an önce o yükten kurtulmak. Durum böyle olunca da içi boş, huşusuz, duygusuz, tadsız bir namaz kılınmış oluyor…

Konumuzun dışına çıktık gibi gözükse de çıkmadık, içinde dolaşıyoruz… Devam ediyoruz; Allah emrettiği için namaz kılıyorum diyen kişiler eğer namazlarından tat almak istiyorlarsa;

1- Allah'ı tanımaya çalışsınlar
2- Namaz öncesi Allah ile (sevdiğim ile) buluşacağım psikolojisine girmeye çalışsınlar.
3- Bir vakit namaz kaçırdığınızda bu işin kazası var demeyin… Sevginin kazası olmaz…
4- Emri, sevgiye, tavsiyeye dönüştürmeye çalışın…

"Allah emrettiği için namaz kılmaya çalıştım ama devam ettiremedim'' diyorsanız; Bazı bilgilerden mahrum bir şekilde namaza yaklaşmışsınızdır diye düşünürüm… Neden? Çünkü Namaz kılmak fedakârlık ister… Fedakârlığa giden yol şu merhalelerden geçer;

1- Allah'ı tanımak
2- Allah ile muhabbete geçmek
3- Allah'ın verdiği nimetlerin farkına varmak
4- Allah'ı sevmek
5- Allah’a güvenmek.
6- Ve Allah'ın sevgisini kazanmak için fedakârlık yapmak...

 Bu sıraladığımız maddeleri bu başlık altında anlatmaya çalışmayacağım. Konumuzdan kopmak istemiyorum… Diğer bölümlerde yer yer izah etmeye çalışacağım inşallah… Şimdi de 2. ara başlığımızı ele alalım:

allah, teşekkür
Allah'ın bizlere olan ikramlarından dolayı  teşekkür etmek için kılınan namaz. Kanaatimizce kılınan namazların en anlamlısı… En içteni… En huşulusu… Kabule en yakın olanı… İnsanları yaratıp başıboş bırakmayan Allah-u teala  yer yüzü ve gökyüzünün tamamını insanların hizmetine vermiştir. İnsanlar yerler, içerler, sahile iner yüzerler, bulutla gölgelenir, buluttan sulanırlar, dağdaki ot ve kırıntılar süt ve et olarak düşer sofralarına, denizdeki balık kolay av olur kendilerine, havasıyla, manzarasıyla hep insanlara hizmet ederler…

Bu hizmet karşılıksız olmayacaktır elbet… İnsanlara güzel bir şekil veren Allah-u Teala bu hizmet karşılığında ihtiyacı olmamasına rağmen güzel bir teşekkür edilmeyi hak etmiyor mu dersiniz? Bakınız hayat kitabımızda bizlere neler neler verdiğini hatırlatıyor;

* "Gökten bir su indiren de O'dur. Biz bununla her tür bitkiyi çıkardık. Ondan da taze ve yeşil bitki(ler) çıkardık. Ondan da birbirinin üstüne binmiş (başak olmuş) taneler meydana getirdik. Hurma tomurcuğundan birbirine yakın salkımlar, birbirilerine hem benzeyen hem de benzemeyen üzüm bağları, zeytin ve nar bahçeleri de (bitiririz. Her birinin) meyvesine, bir (ham) meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakıverin. Şüphe yok ki bütün bunlarda iman edenler için birçok ayet vardır.''

* "Allah'ın gökten su indirdiğini görmedin mi? Biz onunla çeşitli türden meyveler çıkardık. Dağlardan beyaz, kırmızı çeşitli renklerde ve son derece siyah yollar (yaptık.)"

* "Davarlarda da sizin için elbette ibret vardır. Size onların karınlarındaki dışkı ile kanları arasından içenlerin boğazından kolaylıkla geçen halis bir süt içiriyoruz.

Allah-u Tealanın verdikleri bunlarla sınırlı değil tabiî ki. Açın buzdolabınızı, görün, gördüklerinizin tamamı hizmetimize sunulmuş… Bizlerden anlamlı ve içten bir teşekkür bekleyen Allah-u Teala bakın, nimetlerin farkında olmayan bizler için ne söylüyor;
3   En'am.99 4   Fatır.27 5   Nahl.66

"Gökte ve yerde nice belgeler vardır ki, yanlarından yüzlerini çevirerek geçerler.''

Dünya meşgalesi, kazanma hırsı ve nefsimizin istekleri çoğu şeyleri unutturdu bizlere… Oysaki ikram eden el teşekkür bekler… Bizler yeryüzünde nimetler içinde nankör nankör günümüzü gün ederken bakın Allah-u Teala bizlerin hallerinden nasıl bahsediyor;

"Şüphesiz Rabbin insanlara bir lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.''

Evet… Birçoğumuz bile bile ikram eden ele teşekkür etmedik… Devam ediyoruz;

"… Allah şükredenlere mükâfat verecektir''

"… Kim dünya nimetlerini isterse ona ondan veririz. Kim de ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız."

Yapacağımız teşekkür karşılık görecek ve cennet kapıları bizlere açılacak… İstenilen teşekkür ne onur kırıcı, ne yorucu, ne de bıkkınlık verici… Bu teşekkür çeşitlerinden biri de namazdır. Allah-u Teala kendisine namazla da teşekkür etmemizi istemiştir;

Namazla yapılan teşekkür 


Her ibadetin kendine özgü bir durumu olduğu gibi diğer ibadetlerle de bir ilişkisi vardır. Bu ibadetlerden birisi de namazdır. Namaz müslümanı muttaki yapan ibadet olarak önemlidir. Kur'an-ı kerimde namaz üzerinde sıkça durulmuş, namazın sadece şekle münhasır kılınacak fiziksel hareketler olmadığına özellikle dikkat çekilmiştir.
6   Yusuf.105 7   Neml.73 8   Al-i İmran 144 9   Al-i İmran 144

Kur'an-ı kerim, namazı her zikrettiğinde onun üzerinde ciddi manada tefekkür edilmesi, özünün yakalanmasının gerekliliği üzerinde durur. Kur'an'da namazın zikredildiği hiçbir ayette sadece namaz kılın ifadesi yoktur. Namazı ikame edin, namazı dosdoğru kılın yerli yerinde yapın ifadesi vardır.

"Şüphesiz ki namaz, insanı kötülüklerden, yanlış yapmaktan, aşırılıktan alıkor.''

 Denmektedir Her haliyle anlaşılıyor ki namaz bir denge halidir. Namaz: insan için, insanın nefsi için zor gelebilecek başka bir varlık önünde ayağa kalkmak, eğilmek ve yere kapanmak gibi bir muh tevaya sahiptir. Namaz, peygamberimizin buyurduğu gibi; mü'minin Allah'a olan yükselmesidir. Ve yine o'nun buyurduğu gibi namaz: insanın Allah'a karşı duruşunda alacağı pozisyonun rotası ve zeminidir İnsanı Allah’a bağlayan önemli farz ibadetlerden biridir namaz.

Müslümanın gün içerisinde sorumlulukları hatırlaması şuurlan ması, eksikliklerini ve fazlalıklarını fark etmesine neden olan iba dettir namaz Özellikle secde hali çok anlam ve muhtevaya sahiptir. Allah Resulü, secde: "Mü'minin rabbine en yakın olduğu andır'' Demektedir. Bu coşku ve heyecan verici hadisten, her Müslüman istifade edebilmenin imkân ve yollarını aramalı ve oluşturmaya çalışmalıdır Allah'la (c.c) konuşmak isteyen, görüşmek isteyen, ona derdini ve sıkıntısını açmak isteyen, onunla heyecanını, mutluluğunu paylaşmak isteyen namaz kılsın diyen peygamberimiz ne güzel söylemiş…
10   Ankebut–45

Namazla Allah'a nasıl bir mesaj ulaştırmış oluruz? 


Diğer dinlerdeki ibadetleri bildirme ve davet yöntemleri bakımından bir benzeri olmayan evrensel bir çağrı olan ezanla start alıp ve tüm dikkatiyle, tüm benliğiyle ve tüm şuuruyla kıya ma geçer müslümanımız… Allahu ekber! (Allah en büyüktür) tekbir lafzıyla teşekküre başlayıp ellerini bağlar. Artık müslümanımız Rabbinin rızasını kazanmak için, kendisine verilen nimetlere teşekkür için, Rabbinin büyük ve güçlü kendisinin ise Rabbine muhtaç ve aciz olduğunu ispat için ağaç gibi ayaktadır…

Hiçbir güç onun o ha lini bozamaz Artık Rabbiyle konuşma vakti gelmiştir. Besmeleden sonra subhaneke ile başlar Rabbini övmeye… Ey Allah'ım! Seni hamdin ile tesbih ve tenzih ederim. İsmin mübarektir. Azametin yücedir ve senden başka ilah yoktur.''dedikten sonra kur'an'ın ilk suresi olan fatiha'yla devam ederek yine Rabbine övgü dolu mesajlarla der ki:

 ''hamd: âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. (O, aynı zamanda)rahmandır rahimdir. Din gününün (hesap)de sahibidir…''

namaz teşekkürdürMüslümanımız, fatiha'yı okurken Rabbimize ne dediğini bilir bir tavırla tevhidin zirvesine çıkıp şirkten uzak bir şekilde ayeti kabul eder ve der ki: ''Rabbimiz! Ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz.'' İbadetin ve yardım istemenin tek merciinin Rabbimiz olduğunu kabullenir bir vaziyette teşekkür/dua/yalvarma cümleleri ile dua eder: "Bizi doğru yola ulaştır. Kendine nimetler verdiğin kimselerin yoluna… Gazabına uğrayanların ve sapıkların yoluna değil'' der. Bir de kısa ya da uzunca bir ayet okuyup rükuya eğilir. Belki de bu güne kadar hiçbir güce, kuvvete, sisteme ve şahsa karşı yapmadığı bir pozisyon.

Gururlanmış bedenin bükülmesiyle yaptığı kulluğu dil ile devam ettirerek der ki: Subha ne Rabbi yelazim (yani yüce Rabbimi tesbih ve tenzih ederim)'' hem de 3,5,7 defa O pozisyonda da Rabbi'ni över ve düşünür: benim belimi kırıp, bu pozisyona gelmeme sebep ne? Kime karşı eğiliyorum? Elbette ki Rabbime karşı eğiliorum der ve bu pozisyonla sanki'' ey inananlar: rükû edin, secdeye varın, Rabb'inize kulluk edin. İyilik yapın ki saadete erişesiniz. Ayetini yaşar Rükûdan kalktıktan tekrar kıyama geçinceye kadar ki vakti de boşa harcamayıp: semi Allah'u limen hamideh (Allah kendisine hamd eden kulunu işitti/işitir) sözünü söyleyip Allah'ın rahmetini umarak rükûdan başını kaldırır.

Tabiî ki övgü dolu cümleler bununla da kalmayıp devam eder ve der ki: Rabbena lekel hamd(ey rabbimiz hamd sana mahsustur) Bu kadar hazırlık cümlelerinden sonra Rabbine çok yakın olma, onunla dostluğu arttırma, güzel olan her tür istek ve duada bulunmanın zamanı ve tavsiye edilen mekânına az kalmıştır. İnsanı, Rabbinin huzurunda iki büklüm yapan bir duruş.

"SECDE'' 


Sanki secde ile Rabbine şöyle der:

Rabbim senin huzurunda gururlanmış boynum ve burnum işte bak ayaklarımla bastığım yerde… Rabbim! Sen güçlü ve ibadete layıksın… Ben ise güçsüz ve sana muhtacım… Sana yemin ederim ki hiç kimsenin huzurunda boynumu (10cm) bile aşağı eğmedim. Bana olan ikramına ve büyüklüğüne karşı işte böyle iki büklüm olarak sana olan teşekkürümü secde ile ifade ediyorum… Sen beni bağışla Allah'ım… Çünkü sen Ğafur sun… Günahları bağışlayansın… Beni razı olduğun kullarından eyle! Ve sesli duaya gelinmiştir artık.''subhane Rabbiyel ala(ey yüce Rabbim! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim)''der ve düşünür. Kendisini bu duruma sokan sebep ne idi?

Secdeden ikinci kez kalktıktan sonra aynı hareketleri birkaç kez tekrarlayıp oturur. Artık müslümanımızın alnı pak ve parlaktır. Oturarak teşekkürden sonra sağ ve soldaki hafıza meleklerine selam verir ve namazını bitirir. Müslümanımız öyle bir teşekkür etmiştir ki: teşekkür ederken ne yorulmuştur, ne acı çekmiştir, ne de onuru kırılmıştır… Namaz bir arınma, bir hatırlatma ve teşekkürdür. Günde beş defa bu duygularla tekrarlandığında inanıyorum ki birçok kötülüklerden uzaklaşırız. Çünkü: muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alı kor…

namaz, deneme, başlamak
Bir kaç defa denedim ama alışacağımı zannetmediğim için bıraktım. Çoğu zaman her yaş gurubundan işittiğimiz bu mazeret, tedavisi en kolay mazeretlerden biri… Bu mazerete sığınan kişiler namazın kılınması gerektiğinin az da olsa farkındalar… Yani namaza karşı değiller… Sadece bir kaç deneme yapmışlar, kıldıkları namazın devamlı olacağına kanaat getiremeyince ilk başlığımızda anlattığımız mazerete sığınarak namazdan vazgeçmişler… Bu kişiler de şeytanın kurbanları arasında…

Ama bu kez şey tan, yardımcılarını da kullanarak muhataplarını namazdan soğutmaya çalışmış… Doğru bir şekilde öğrenildiğinde bırakılması mümkün gözükmeyen namaz; yanlış anlatım, eksik anlatım, yanlış anlama, ya da eksik anlamaya kurban gidince hayatımızdaki yeri oldukça sıkıntı oluşturacağından terki kolay olur… Şimdi bu bahanenin muhtemel çıkış ortamını bulmaya çalışalım…

Hangi durumlarda şeytan bu bahaneyi teklif eder muhatabına… Biraz kendi hayatımdan biraz da çevremdeki gözlemlerimden şu sonuca ulaştım: Aşağıdaki dört soruya verilen cevaptan çıkarabiliriz mazeretin çıkış noktasını…

1- Niçin namaz kılmak istedikleri,
2- Kendilerine namazın nasıl anlatıldığı,
3- Hangi ortamda namaz kıldıkları ve
4- Hangi psikolojide namaz kıldıkları…

Şimdi sorularımızı masaya yatıralım ve bu sebepten namazı terk eden kişilere tek tek çözümler üretmeye çalışalım. Aşağıda sıralanan konuları görmek için üzerilerine tıklayın.

Niçin namaz kılıyoruz? 


1- Allah emrettiği için
2- Baba baskısından dolayı
3- Eş baskısından dolayı
4- Patronun gözüne girmek için
5- Namazın insanı huzurlu kılacağı anlayışından dolayı
6- Belirli bir konuma gelebilmek için
7- O an içimizden geldiği için
8- Allah’ın bizlere olan ikramlarına teşekkür etmek için
9- Namazı terk etmenin çok büyük bir günah olduğu düşüncesinden
10- İçimizdeki inançsızlığı gizlemek için
11-Gelenekten dolayı kılınan namaz
12- Özel günlerde kılınan namazlar Şimdi yukarıdaki on iki maddemizi tek tek açıklamaya çalışalım.

Author Name

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *