Son Yazılar

Ümmetin Sessiz Çığılı

Ümmeti Muhammed ' in namusu Filistinimizin, işgalci devlet İsrail tarafından abluka altına alınmasını, derin bir sessizlik içinde izledik durduk senelerce. Geçtiğimiz aylarda Kudüs ' ün Emperyalist devletlerce İsrail zorbasının başkenti olarak tanımasını henüz yeni gündemden düşmüşken, bu sefer karşımıza çıkan sorun, İsrail zorbasının kendi içinde kabul edip meşrulaştırdığı İsrail Devlet yasası olacaktı. Ancak konuşacak ve tepki verebilecek bir fırsatımız bile olmadan Gazzeye atılan bombalar ile irkildik sarsıldık. Evet! İsrail artık bir din devleti.

Kudüs şehri İslam için önemliydi bir zamanlar.

Bir zamanlar diyorum çünkü, bir dönem sırf Rasullulah sav. efendimizin miraca yükseldiği şehir özelliğini taşıması hasebi ile Hz. Ömer ( r.a) gibi şerefli ve dava şuuru olan müslümanlarca fetih edilmesi için yeterli bir önem taşıyordu o dönemlerde. Selahaddin Eyyübi ' nin yaptıklarını anlatmama bile gerek yok sanırım. Kudüs' ten göğe yükselen o sessiz çığlıkların, mahşer günü kulaklarımızı delip geçmesinden korkuyorum. Bence her müslüman korkmalı.Bizler derneğimize, vakfımıza, cemaatlerimize, tarikatlarımıza insan toplamak için yarışırı dururken, kavga edip dururken, kalplerimizi söküp dururken,

ÜMMETİN NAMUSU nu siyonist İSRAİL e teslim ettik. Topluca yaptığımız zikirler, birlikte yaptığımız islam çalışmaları, kendimize göre uydurduğumuz cihad pratikleri ve anlamlarının, bugün ÜMMETİN NAMUSU KUDÜSE bir yarar sağlamadığına şahit oluyoruz.

Biz mi yanlış yaptık? Yoksa, RASULLULAH Miraç gecesi Kudüsten arşa yükseldi diyen ve sonrada Kudüsü İslam toprağı yapan Hz. Ömer mı yanlış yaptı? Dinimiz, islamımız hiç değişmedi diyoruz ya hani anlatırken, Hz Ömerlerden bu yana ne değişti? Hz. Ebu Bekirlerden bu yana ne değişti? Selahhadin Eyyübi den bu yana ne değişti?

-Soruların cevabı bugün, sessiz çığlık atan Kudüs şehrinde.

-Soruların cevabı bugün, sessiz kalan ümmeti Muhammed ' in dilinde,

-Soruların cevabı bugün, dilsiz şeytan kesilen vicdanlarda,

-Soruların cevabı bugün, hep cevapsız...!

Neyimiz Var?

Bir ölü toprağı olduğu kesin bugün müslümanların üzerinde.
O zaman teşhis nedir? Neden bu haldeyiz? Nasıl olacak ve bizden istenilen dünya halifeliğini nasıl temin edeceğiz?

Bu soruları dert edinmekle işe başlanabilir mesela. Her kesin çok bilmişcesine bir fikri de var bu sorunlarla ilgili.

Peki pratik?

Bana kalsa müslümanların üzerindeki ölü toprağının kendisi muhafazakar algıdan başka bir şey değil. Bugün islam ümmeti üzerinde ki muhafazakarlık toprağını atmadıkça ve muhafazakarlığı islam elbisesi olarak görmeye devam ettikçe, Kudüsün Filistinin, Suriyenin çığlıklarını duymaya devam edeceğiz.

Müslümanlar olarak kendimize gelip, tefrika kafasını değiştirmedikçe, fetihler gerçekleşmeyecek. Yol sadece ALLAH ile beraber olmak bu müslümanlar için neden bu kadar zor olsun? Bu yoldaki zorluk kendimize itiraf edemediğimiz nefsimiz mi?

İşte kalplerinde hastalık olanları: "Zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz" diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih veya Katından bir emir getirecek de, onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır. ( maide 52)

Şimdi uyuma zamanı değil Uyanma vakti!

Can Erdi

sami yusuf, happiness
Sami Yusuf'un resmi internet sitesi Sami Yusuf Official'in duyurduğu Salaam albümünün 3. video klibi ekranlarda dönmeye başladı. Söz, müzik ve bestesinin Sami Yusuf'a ait olduğu parçanın teaser videosu çok uzun bir süre önce yayınlanmış fakat klibin kendisi yayınlanmamıştı. Nihayet Klibin tamamını İslam Ahengi'nden izleyebilirsiniz.



Sami Yusuf - Happiness Live konser video klibi

 

Hangisi Zulüm - Leyla Aydemir
Ülkemiz ağır şartlar altında, hem iç hemde dış tehditlere maruz kalırken, ülke içinde onurlu ve haysiyet sahibi vatandaşların kaldığı sosyal ve psikolojik travmaların çeşitleri de artmaya başladı. Bu baskıların getirdiği psikilojik travma ve akabinde yaşanan sosyal yaşam dejenerasyonu, ülkenin en önemli sorunu hale gelmesi ve bununla ilgili gündem oluşturlması gerektiğini düşünüyorum.İstismara uğrayan küçük bedenlerin yaşadığı acı ve ızdırap, ülke içinde yaşam süren duyarlı yüreklerinde aynı oranda acıyı hissetmesine yol açtığı bir gerçek. Bu durumun kendisi, ortak tepki açısından tek vücüd olmak adına güzel bir resim olarak gözükse de, sorunun bütünü açısından değerlendirdiğimizde, büyük bir toplum girdabı içinde olduğumuzun göstergesidir.

Anne ve babası tarafından büyük zahmetler ile büyütülen ve her türlü derdin çekilerek ve yine her türlü riskler alınarak büyütülen çocukların, toplumsal şuurdan nasibini alamamış şahsiyetsizlerce katledilmesinin altında yatan sebeplerin, detaylıca ve şevkatlice incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.Bu bakımdan ülkemizin kendi iç değer yapılarına uygun bir sistem arayışına girmek, bunu da somut hale dönüştürmek, bu zamanın en büyük zaruriyeti olduğunu ifade etmek istiyorum.Bu olaylar neyin işareti ve bu olaylara karşı tavrımız ne olmalı ve yine bu olayların önüne neyle geçeriz? gibi sorular, bizi bazı gerçekler ile yüzleştirecektir diye umuyorum. Öyle ise madde madde inceliyelim.

1) İstismar Neyin Habercisi

 Toplumsal dejenerasyonun, ve seküler zamanın içinden çıkan zehrin bir habercisidir dersek sanırım yanılmayız. Popüler kültürün önemli oyuncularından olan sosyal medya ve klasik medya metaforlarının yol açtığı erozyon, ne yazık ki Çocuk istismarı olaylarının önünü açtı. Bu bilimsel bir veri. Kaldı ki bilimsel olması da gerekmiyor. Hakem olarak tayin edilen kalpler bu muhasebeyi yapmaktan uzak değildir sanıyorum. Dizilerde küçük kız ve erkek çocuklarının, lanetli ve ahlaksız kapitalist sistemin oyuncağı olmasına ses çıkarmayan anneler babalar ve yetkililer,bugün çocuk istismarının tohumuna su dökerek büyütmüşlerdir. Ahlak kavramını, İslam dininin verdiği bilgilerde değil, dizilerin ve tv programların verdiği derecede kabul edip evlerine sokan ebeveynler, bu istismarların en büyük sebepleri olarak görülebilir.

2) İstismara Karşı Müslüman Tavrı

Bir müslüman erkek yada kadın iyi biliyorki evlatları onlara Allah c.c bir emaneti ve sınav vesilesidir. Bu bakımdan her müslüman şahsiyet, kutlu islam medeniyetinin, şerefli birer vatandaşı olacak çocuklarını, İslam dininin İlkeleri üzere yertiştimeyi gaye edinecek. Mesela, alemlere rahmet Peygambrimizin a.s nasıl bir baba olduğunu her baba su içer gibi bilip yaşam pratiği haline dönüştürmesi bir müslümanın başlıca tavrı olamsı gerektiğine inanıyorum.Çocuklara, henüz 3-4 yaşlarında iken uzamanlar eşilğinde bilinçli birey olma yetisi kazandırılacak ve bunun için gayret edilerek çalısılması ve yine bunu desteklemek müslümanların tavrı olduğuna inanıyorum.Sosyal alanda vuku bulan içki, zina, kumar ve türlü pislik işlere karşı tavrı şahsiyetli müslüman tavır olmalı ki, toplumun ahlakını dejenere eden bu türlü fuhşiyatların önüne geçilebilsin.Bu toplumsal unsurları, toplum vak'ası kabul edip vahdet mantığı ile bir hareket etmesi son derece zaruridir. Nitekim Allah c.c diyorki;
" Bir millet kendi kendide bulunan zilleti fenalığı değiştirmedikçe, Allah onlarda bulunna bu özellikleri değiştirmez.''(Rad-11) 
Bu bakımdan, ayeti kerime, müslümanların arabasının camında evinin duvarında, iş yerinin içinde olması gereken bir ayettir.

3) Toplumsal Düzensizliği Bitirmek İçin Neler Yapılabilir ?

Evvela toplumsal bir düzensizlik olduğunu kabul etmeden hiç bir sorunu çözemeyeceğimizi bilmemiz gerekir. Sonra bu tarz bir düzensizliğe karşı hakca bir yaşam,adilce bir yaşam diyen hareketler oluşturulmalı yada var olana tabi olunmalı. Bu tabilik şuurlu bir nesil için zaruridir. Şuurlu bir toplum inşaasında buluncak gönüllere ulaşmak için çaba sarf etmek ve netice kazanmak önemlidir.Bu temeli sağladıkdan sonra, İslam bilincide nesillerin inşasını yaparak bu düzensizliğin önüne duvar örmeye başlayabiliriz.Yinede böyle olaylar zuhur ettiğinde, İslamımızın nassları göz önünde tutularak, somut adımlar atmak için çalışmalar yapabiliriz.

Sonuç olarak hangisi zulüm? İstismara uğrayana yapılanlar mı? Yoksa eyleme verilen tepkimizin yetersizliğimi?

Can Erdi

Genç Müslümanların Görevleri
Alemlerin Rabbi olan Allah 'a hamdolsun, salat ve selam peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) efendimizin üzerine olsun.

Genç dediğimizde aklımıza, yerinde duramayan, zihni ve bedeni sürekli hareketlilik halinde olan, bitmeyen tükenmeyen bir enerji ile lokomotifi andıran genç erkekler ve kızla gelir. Gençlik öylesine önemlidirki bugün, hemen hemen her mecra, bütün kampanyalarını gençlik üzerinden yapmaktadır. Sosyal medya, tv programları, giyim mağazaları, fastfood ürün sahipleri, avmler, hemen hemen her sektör yıllık planlarını genç nesiller üzerinden yapmaktadır. Böylesi, güç unsurları yıllık planlarını gençler üzerinden yapıyorsa, gençliğin büyük bir potansiyel oluşundandır kanısındayım.

Bu büyük projeler kapsamında, gençlerin İslam davası hususunda geri kalmaları elbette düşünülemez, öyleki şimdilerde lakırdısı çokca duyulan deizm düşüncesi ortalıkta dolaşırken, İslama gönül veren genç kardeşlerimizin vitesi bir tık yukarıya atması gereken bir zamandan geçiyoruz. Öncelikle, genç kardeşlerimizin zamanın fitnelerinden olan şucular yada bucular ekseninden çıkması ve tamamı ile ehli İslam sancağının altında toplanıp hareket etmeleri, günümüz gençliğin bilmesi gereken en önemli husus olduğuna inanıyorum. Daha sonra İslamın, gençliğin üzerinden bir çıkış yakalayacağını bilerek toplumcu bir hareket şeması içinde yer alıp çalışması, genç kardeşlerimizin bilmesini istediğim ikinci hususdur. Şimdi kısa kısa görevleri aktaralım;

1) MÜSLÜMANLIĞI KAVRAMAK 

Genç kardeşlerimizin, kainatın efendisi ve ebedi risalet davasının sahibi olan Peygamber efendimizin (sav) yoluna sıkaca sarılabilmesi ancak Müslümanlığı iyi bir şekilde kavramasıyla mümkün olabilir. Müslüman bir genç ALLAH c.c tarafından nimetlendirildiğini iyi bilmelidir.
 " Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim. " (Maide-3) ayetini hayatının merkezine koyarak yaşamayı ile edinir.

2) DAVAYA CANI İLE BAĞLANMAK

"Onların haberini sana gerçek olarak anlatıyoruz. Onlar Rablerine inanmış gençlerdi. Onların hidayetini arttırmıştık. "(Kehf-13) ayetinde Rabbimiz değerli saydığı gençlerden bize haber verirken; o gençlerin,dönemin zorbalığına ( sosyal medya, tv, avm çılgınlığı, teog, yks gibi sınav baskısı, okul mobingleri, futbol maçları, arkadaş baskısı) karşı, risalet davası uğuruna, tüm bu yaşananlara rağmen davasını terk etmediklerinden ve samimi davranmalarından ötürü övgüyle söz etmesi, genç müslüman kardeşlerimizin unutmaması gereken ikinci kural.

3) ROL MODELLER EDİNMEK 

Önden gidenlerin, yaşamsal pratikleri her zaman çok önemli olmuştur.Buna bir nevi tedrisat diyebiliriz. Gençler kendilerine, Kurbanlık İsmail'i, Sadık Yusuf'u, El-Emin Hz. Muhammed'i (sav) Musab Bin Umeyr'i rol model olarak almak zorundadırlar. Bunların dışında edinilen her türlü rol model kayıştır. Bunların temelinde ise sırayla; teslimiyet, sadakat ve doğruluk,güvenilir ve ahlaklı olma, korkusuzluk ve cesaret yatmaktadır.

4) İSLAMI YAYMA GÖREVİ 

Genç müslümanların bilmesi gereken başka konu ise islamın karşılıklı münazaralarda üstünlük sağlamanın adı değil, aksine her alanda pratik sonuç elde etmek için, gayretli bir şekilde çalışma yapmanın adı olduğunu bilmeleri. Bu konuyla ilgili, "biz bu işlerden ne anlarız, islam bizim elimizde nasıl yüklenir? " tarzı sorular tamamen yersiz sorulardır. Çünkü islam dini hiç bir vakit alimlerin tek elinde olmuş ruhbancı bir din olmamıştır. Hatırlarsak, islamı en çok yayan kimselerin tüccarlar, iş adamları, zanaatkar ve sanatkar kimseler olduğu sonucu, tarihsel bir gerçeklik olarak hala durmaktadır.

Bu yola giren genç kardeşlerimizin ise uygulaması gereken metodu Rabbimiz bize şu şekilde açıklamıştır.
"(Ey Allah'ın Rasûlü) senin onlara yumuşak davranman Allah'ın rahmetinden idi. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın çevrenden dağılır, giderlerdi. Öyleyse onlar(ın kusurları) na bakma, onlar için mağfiret dile..." (Al-i İmran, 159)

Rabbim davasını bilen genç nesillerin kıymetini bilen Müslümanların sayısını artırsın.

Can Erdi

Çağımız Müslümanlarının Manevi Hastalıkları
Zamanın, algı ve imaj devri olduğu konusunda artık herkesimden insanların mutabık olduğunu görebiliriz. Öyle ya ekonomik krizin eşiğinden dönen ülkemizde ''bende çok para var!'' algısını yaratmak için borca girenlerin sayısı belkide milyonu aştı. Sızlanıp duranların cebindeki pahalı telefonların, imajlarını nedenli değiştirdiği konusunda bir şey konuşmaya gerek yok kanısındayım. Bu işin başını Müslüman kardeşlerimizin çekiyor olması da oldukça ilgi çekici bir konu. Bir tüketim çılgınlığıdır gidiyor vesselam, ama benim sözünü edeceğim konu bunlarla bağlantılı olarak; bu zamanda Müslüman kardeşlerim neyi kaybetti ve yakalandıkları manevi hastalıkların tanısı nedir onun üzerinden konuşmak.

Kaybedilen unsurun, kulluk bilinci olduğunu söylersem sanırım yanılmış olmam. Çünkü, bilinçli bir kul olmayı başarabilmiş olsaydı Müslüman kardeşlerimiz, zamanın getirdiği büyük veba olan sekülerizmin pençesine düşmemek için kendilerini korumayı başarabilirlerdi. Hastalığın tanısıda bu açıdan baktığımızda az çok belirmiş oldu. ''Seküler yaşam'' hummasına kapılan müslümanlar. Bu hastalığın getirdiği belli başlı ağır sonuçlar var ki bunlar müslümanların kodu ile oynamış durumda adeta;

1) Etkisinden Kurtulunamayan Cimrilik

Rabbimiz ayetinde ''Allah’a ve ahiret gününe inanarak Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu? Allah, onları iyi bilendir." (Nisa 39) demesine rağmen müslüman kardeşlermizin etkisinde olduğu bu cimrilik vakası, ayetin gereğini yapmaktan imtina ettiriyor. Konu ile ilgi Rabbimizin diğer ayetlerinin hastalığımızın nedenli tehlikeli olduğunu gözler önüne serer nitelikte''.İman etmiş kullarıma söyle:
“Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler.” (İbrahim 31) 
''İşte onlar; sabretmeleri dolayısıyla ecirleri iki defa verilir ve onlar kötülüğü iyilikle uzaklaştırıp kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler''. (Kasas 54) 
Rasullulah sav. efendimizin şu sözünü'de konunun pekişmesi açısından önemli görüyorum;Allah için vermekle mal eksilmez. Allah, affeden kulunun şerefini daha da artırır. Allah için tevazu göstereni, Allah daha da yükseltir.” (Müslim) hastalık belli tedavi belli.

2) Nefsin İsteklerine Göre Yaşam Sürme Hevesi 

Kendi görüşünü beğenme hastalığı, müslüman kardeşlerimizi çağımızda oldukça dar bir kalıba sokmuştur.Dünya isteklerinin artması,mala mal katma isteği ile birleşince, müslümanın DNA'sı bozulmuş oldu. Nefsi hevaların peşinden gitmek, misyonu kaybolmuş müslümanların peydah olmasına yol açtı. Halbuki Allah c.c yol gösterici olarak, metod olarak sadece Kuranı göstermişken böylesine eksen kaymasının önüne geçememek neden? Bu durumu da Rabbimiz bize daha evvel haber vermiş ve devamında sorunun ne gibi bir sonuca yol açacağını beyan etmiş;
''Eğer sana cevap veremezlerse, bil ki onlar, sırf heveslerine uymaktadırlar. Allah'tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir! Elbette Allah zalim kavmi doğru yola iletmez.( Kasas - 50)
Zamanın, hastalıklarının neden tedavi olmadığını ayetin sonunda bize söylüyor Rabbimiz.

3) Sorumlulukdan Kaçma

İslam'ın Müslümanlara yüklediği misyonu benimseyemeyen kalplerin uyguladığı popüler bir hastalıktır.Namazdan,zekattan,oruçtan hacdan, infakdan,sadakadan,toplum bilincinden, İslam için birlik kurma hareketinden, mücadeleden, kaçar durur sürekli, bunun nedeni ise iman derecesnin zayıflığıdır dersek yanlışmış söylemiş olmayız sanırım.Çünkü Rabbimiz, konuya ilişkin;
''Bedeviler: «İman ettik.» dediler. De ki: «Siz henüz iman etmediniz, fakat henüz iman kalplerinizin içine girmemiş olduğu halde «İslama girdik» deyin. Eğer Allah'a ve peygamberine itaat ederseniz, size amellerinizden hiçbir şey eksiklemez; çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, merhamet edendir.» (Hucurat - 14) 
buyurarak, sorumluluk bilinci oluşmamış insanları, mümin insalardan ayırmaktadır.


Bu bakımdan çağımız Müslüman kardeşlerimizin ivedi bir şekilde, İslamın tedavi edici özelliğine teslim olmalarının zaruri olduğu bu çağda, bu direnişlerini kırıp, Allah c.c ve dinine intisap etmeleri oldukça mühim bir konudur. Öyle olsun ki, sonraki aşamalarda Rabbimizin bizden istediği Adilane bir düzen kurabilmek için, vahdet sancağını dikmek için birlikte, mutlu bir şekilde ve gayretle çalışalım.

Can Erdi

TEVHİDİN UNUTULAN MANASI
İslam inanç esaslarını göz önünde bulundurduğumuzda, Kelime-i Tevhidin yerinin ilk sırada yer aldığını görebiliriz. Öyle ki, manası açısından baktığımızda var oluş sonucumuzun tek sebebi olan Allah'ı (c.c) birlemek, ondan başka kulluk yapılacak bir varlığın kendisinin yerine kabul etmemek, dolayısı ile onun önüne gelebilecek her türlü sahte ilahlardan uzak durmak olarak tanımlayabiliriz. Konu ile alakalı olarak Rabbimizin Kelime-i Tevhidi nasıl tanımladığına bakalım;De ki:
"Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız." (Ali- İmran 64)
Bu kısa ve öz tanımlamaya göre, gerçek gücün ALLAH olduğunu unutarak ve o yolda yapılan mücadelenin kutsallığından uzak hareketler sergileyerek, kendimize göre kutsallıklar oluşturduğumuz şu günlerde, Tevhid anlayışının tekrar gün yüzüne çıkarılmasında ve akıllara iyi bir şekilde kazınmasında fayda görüyorum.

Allah yolunda çalışıp kazanmaya ve harcamaya teşvik ettiğimiz kardeşlerimiz bu teşviklerin sonucunu hiçe sayıp, altını boşaltarak, enayilik olarak adlandırmaya başlamışken, ALLAH' dan başkasına güvenmeyen ilk neslin müminlerinin açtığı yoldan gidemeyip, türlü sistemlere ve güç saydığımız unsurlara güvenen kullara, hatta kendisine bile güvenmeyecek insanlara dönüştük. İnsanlar yaratılış amacının, kendisine verdiği kutsal misyonu unutarak, dünyanın türlü oyuncaklarına ve eğlencelerine kaydılar.

İnsanların yaşamlarında ahiret yaşantısına ait bir iz kalmamaya başladı. Seküler yaşam şartlarının pençesine düşen insanoğlunun, Tevhid temalı bir yaşam sürmesini isteyen Rabbimiz şu ayeti ile insanları ikaz ederken, bizlerinde bu ayetleri hatırlatmak için sürekli çalışmamız gerektiğini düşünmekteyim.
''Bu dünya hayatı; yalnızca bir oyun ve oyalanmadır. Asıl hayat, ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler''(Ankebut-64).
Kim suçlu peki? EMPERYALİST DÜNYA MI? KAPİTALİST DÜZEN Mİ? Elbette hayır. Her fikir görevini yaparken, Tevhidin manasını unutup ve yaşamda öylece hareket etmeye başlayan Müslümanların kendisini, bu konuda ilk suçlulardan olarak görebiliriz. Rabbimiz, tevhidin tanımını nitelerken, aynı zamanda siyasi olarak hayatının merkezine yerleştireceği bu kutsal duruşun peşinden giden müminleri de Kuran-ı Kerim'de şu şekilde açıklar;
''Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben müslümanların ilkiyim.''.(ENAM, 162-163)
Konuyla ilgili olarak, tevhidin siyasi bir şuur ile canlanmasının tek yolunu ise, insanları iyiliğe teşvik kötülük' den ise men etme teorisini pratiğe dönüştürerek başarabiliriz. Rasullulah (sav.) buyuruyor' ki;
"Nefsimi kudret elinde tutan Zat'a kasem olsun, ya ma'rufu emreder ve münkerden de yasaklarsınız veya Allah'ın katından umumi bir bela göndermesi yakındır. O zaman yalvar yakar olursunuz da duanız kabul edilmez." Ravi: Huzeyfe, Kaynak: Tirmizi, Fiten 9, (2170)
Bu bilgiler ışığın' da görülen o' ki İslam coğrafyalarında yaşanan zulümlerin, haksızlıkların, adaletsizliklerin, nedenini; Tevhidin sadece bir söz olarak algılanıp, içinde barındırdığı derin siyasi duruşun farkında olmadan yaşayıp gitmek ve pratik olarak, dünya Müslümanlarının kendi içinde oluşturduğu kurtarıcıyı beklemelerinin neden olduğunu söylersek yanılmış olmayız.
Can Erdi

Author Name

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *