Ebu Eyyup El Ensari Türbesi
  "Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Her türlü hareketinizde dürüst davranın. Çünkü Allah dürüstleri sever." (Bakara sûresi, âyet 195)

  Ayeti kerimenin izahı şöyledir:  Ayette geçen " ihsan "kelimesi, bir işi tam ve noksansız yapmak, işin hakkını vermek ve dürüst olmak demektir. Nitekim bir hadiste Resûlullah (sav)'a "ihsan nedir?" diye sorulmuş . O da: " Allah'a , O'nu görüyormuş gibi kulluk etmendir, her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da, O seni görüyor" buyurmuştur. Kulluk umumî bir davranıştır. Bu itibarla hadisteki manayı, özellikle ibadete yöneltmek doğru değildir. 

  Aslında Arapça'da ihsan, işi doğru dürüst yapmaktır. Onun için işinin ehli olana " Muhsin " denir. Tercüme bu anlayışa göre yapılmıştır. Sosyal yardımı ve adaleti de içine alan ihsan ve infakı, " tehlikeyi önleyen tedbir" olarak gösteren âyet, adaletin anarşiyi ve ihtilâli önlediğine de işaret etmektedir.
Bu kısa girişten sonra, İstanbul şehrimizin tapusu, göz bebeği mesabesinde olan, onsuz yaşayamayacağımız Ebû Eyyüb El- Ensârî (ra) 'dan bahsedeceğim. Çünkü, İstanbul onunla mutlu, güzel ve maneviyat yüklü bir şehrimizdir.

  "Asıl adı Hâlid bin Zeyd, künyesi de Ebû Eyyüb olup, Medine'nin iki Arap kabilesinden biri olan Hazrec'in Neccaroğulları koluna mensuptur. Hz. Peygamber'in (sas), dedesi Abdülmuttalib'in annesi Selmâ binti Amr sebebiyle Benî Neccar ile akrabalığı vardır.

  Ebû Eyyûb el- Ensârî (ra), Akabe biatına iştirak ederek hicretten önce İslâm'a girmiş Medine'ye dönüşünde de başta eşi olmak üzere dost ve arkadaşlarının hidayetlerine vesile olmuştur. Hiicretten önce de her gün Medine dışına çıkarak onun şehirlerine gelmesini beklemiştir. Hicret esnasında Medine'ye girmeden önce Neccaroğlulları ile birlikte şehrin dışına çıkarak Allah Resûlü'nü (sas) korumuştur.

  Hz. Peygamber'in (sas) Medine'ye ulaşmasından sonra Ensar'ın her boyu onu kendi evinde misafir etme yarışına girdi. Onlardan her hangi birini tercih etmesinin diğerlerini üzeceği endişesiyle Hz. Peygamber (sas) devesi Ebu Eyyûb' (ra) evinin önüne çökünce , onun misafir olarak kalacağı ev anlaşıldı. Bu durum, Ebû Eyyûb (ra) ve ailesi için bir şeref vesilesi olmuştur." (Diyanet Aylık Dergi, A. Apak, Haziran 2007, sayfa 62)
Halid bin Zeyd ( Ebû Eyyüb El- Ensarî (ra) 'ın, bir kahramanlığından daha söz edeceğim.. Hem de nasıl bir hasbilik ve kahramanlık... 
  
  Çünkü, günümüz dünyasında, her önüne gelen, diline hadisi şerifleri pelesenk etmekte, mütevatir mi, yoksa mevzumu olduğuna bakmaksızın saf, masum insanların zihinlerini bulandırmaktadırlar. İşte, bu konuda, Halid Bin Zeyd (ra)'ın bir feragat ve fedakarlığını görmekteyiz.

  "Medine döneminden itibaren Hz. Peygamber'den (sas) hiç ayrılmadığı halde Ebû Eyyûb Ensari'den (ra) sadece 150 hadis rivayet edilmiştir. Bunda akla gelen ilk husus, hayatının büyük bir kısmını cihad ile tamamlamış olması, bu sebeple hadis rivayetine pek imkân bulamamasıdır.
Ayrıca onun dindeki hadis rivayetindeki hassasiyeti de rivayetlerinin sayısını düşürmüş olabilir. Nitekim hayatta tek ravisi kalan bir hadisi bizzat rivayet etmek için Medine'den Mısır'a kadar gitmesi onun titizliğini açıkça ortaya koyar.

  Ebû Eyyub'un (ra) Ukbe b. Âmir'den (ra) almak için Mısır'a kadar gittiği hadis " Her kim bu dünyada bir müminin ayıbını örterse, Allah da öbür alemde onun ayıbını örter." rivayetidir.
Ebû Eyyub'dan (ra) hadiis rivayet edenler arasında; İbn Abbas, İbn Ömer, Berâ b. Âzib, Enes b. Mâlik, Câbir b. Semüre gibi sahabiler ve Saîd b. Abdullah, Ata b. Yesâr gibi tabiîler bulunmaktadır." ( a. g. dergi, say. 63 )

  Resulullah (sav) ve ailesi, Mescidin bitişindeki kendileri için tahsis edilen odalar tamamlanıncaya kadar takriben 7 ay gibi bir zaman Halid Bin Zeyd (ra)'ın evinde misafir kalmışlardır. Ev sahibesi hanım efendi Ümmü Eyyûb (ra) aziz misafirlerinin yemek ihtiyçlarını da karşılamış, şerefli misafirlerine iyi bir sahibliği yapmıştır. Bir kaç sene önce idi.. Medine'yi ziyaretim esnasında , Resulullah (sav)'in mihrabında namaz kılma imkanı bulmuştum. İşte , o mihrabtır ki, tarihi rivayetlere göre, Resulullah (sav)'in ilk defa devesinin çökmüş olduğu yer olması nedeniyle, çokça düşündüm, mescid içersindeki inleyen kütüğü, hannane direğini, vb. menkıbeleri hayalimde canlandırarak, bam başka alemlere yürümüş oldum.

  Ayrıca, Resulullah (sav), Halid bin Zeyd'i öyle bir sahabe ile kardeş yapmıştır ki, Uhud onunla güzel, onunla tıpkı Hz. Hamza (ra) nam salmıştır. Bu sahabi Mus'ab Bin Umeyr (ra) idi.. Hani, dini, imanı, Kur'an'ı uğruna, Resulullah (sav)'e ölesiye bağlılığı uğruna dünya malını, melalini, servetini ve her şeyini terkederek, Uhud sarpında kolundan, kanadından ve başından olan kahraman!

  Dolayısıyla, Ebu Eyyûb El- Ensarî (ra) Resulullah (sav)'in bütün savaşlarına iştirak etmiş, daima Resulullah'a bir zarar gelmemesi için kol ve kanat olmuştur. Ayrıca, Aziz kitabımız Kur'an'ı Kerim'i çok güzel okuması sebebiyle, Allah Resûlü'nün katipliğini de yapmıştır.

  Ebu Eyyub El- Ensari (ra) Resulullah (sav)'en sonra, doğru tercihini yaparak, Hz. Ali (ra)'ın yanında yer almış ve bu arada meydana gelen bütün fetihlere, yani Şam, Suriye, Mısır ve Kıbrıs gazalarına da iştirak ederek kahramanlıklar göstermiştir.

  Ama, gelin görün ki, Halid bin Zeyd (ra) , ilerlemiş yaşına, bükülmüş beline bakmaksızın, Emevi kralı Muaviye zamanında , oğlu Yezid'in komutasındaki , İstanbul'u fetih yolculuğuna da çıkmıştır. Evlatlarının, torunlarının tüm ısrarlarını geri çevirerek, İstanbul'a kadar at sırtında gelmesini başarabilmiştir. Ama ne yazık ki, fetih müyesser olmamış, Ebu Eyyub El- Ensari'de surların dibinde hastalanmıştır. Vasiyeti gereğince, surların dibine defnedilmiş ve toprağa verilmiştir. " Emevî donanması İstanbul muhasarasını fetihle tamamlayamayınca geri döndüğünde, zamanın Bizans İmparatoru'nun kuşatmanın ardından Ebû Eyyub'un (ra) mezarını açtırıp cesedini vahşi hayvanlara yedireceğini söylediği rivayet edilir.

  Ancak İslam ordusu kumandanının, şayet böyle bir şey gerçekleştirilirse, buna karşılık Müslümanların yaşadığı topraklardaki Hristiyanların bundan zarar görebilecekleri tehdidi üzerine kral teşebbüsünden vaz geçmiş, üstelik Ebû Eyyûb'un (ra) kabrinin korunacağı teminatını vermiştir. Kaynakların bildirdiğine göre Ebû Eyyûb'un (ra) kabri Hristiyanlar tarafından yıkılmadığı gibi , zamanla onların ziyaret ve dua yerlerinden biri haline gelmiştir.

  Bizans döneminde özellikle kıtlık zamanlarında insanların onun hürmetine yağmur talebinde bulunmaları sebebiyle onun kabri itina ile korunmuştur. Seyyahların da eserlerinde zikrettikleri bu kabrin zamanla çeşitli sebeplerle kaybolduğu anlaşılmaktadır.

  1204 yılında asıl hedefleri Kudüs'e ulaşmak olan, ancak İstanbul'da kalıp burayı işgal eden Haçlıların bu esnada şehri yakıp yıktıkları ve yağma yaptıkları sırada Ebû Eyyûb'un (ra) kabrini de tahrip etmeleri sonucunda onun mezarının kaybolması da ihtimal dahilindedir." ( a. g. dergi, s. 63 )
Netice olarak, Kısaca, Resulullah (sav)'in mihmandarlığını yapan Halid Bin Zeyd diğer adıyla Ebu Eyyûb El- Ensârî (ra)'ın kısaca hayat hikayesi böyledir.

  29 Mayıs 1453 tarihinde, ulu sultan, yenilikçi insan , Fatih'in İstanbul'u fethetmesiyle beraber, Halid bin Zeyd'in kabrinin bulunması da önemliydi. Mikrobun kaşifi, büyük hoca Akşemseddin'in işaretiyle kabri bulunan Ebu Eyyûb El- Ensârî o tarihten bu yana, İstanbul'un dini, Kur'ânî, İmani şuuru olmuştur. Onun içindir ki, tahta çıkan her Osmanlı padişahı, kılıç kuşanma merasimlerini burada gerçekleştirmişlerdir.

  İşte, o tarihten bu yana, İstanbul'un Eyyub semti, bir maneviyat merkezi, bir iman abidesi durumuna gelmiştir. Ümit ederiz ki, zaman içerisinde, türbe çevresinde, türbe içerisinde meydana gelen, bir kısım din bilmez, Kur'an'dan anlamaz kişiler tarafından meydana getirilen bid'at ve hurafeler, türbeden istekler, dilekler, temenniler de son bulurda, Eyyub El- Ensarî mübarek makamında rahat eder. Rabbim, milletimize Kur'ânî bilinç nasip eylesin. Selam ve dua ile..

Yorum Gönder

Author Name

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *