" Görenek hem yalnız Çinde mi salgın, nerde?

       Hep musab âlem-i İslâm o devasız derde

       " Böyle gördük dedemizden" diye izmihlâli
       Boylayan bir sürü milletlerin olsun hali
       İbret olmazsa bize, her gün okuruz ezberde
       Yoksa bir maksat aranmaz mı bu âyetlerde?" 

(M. Âkif )

    Aklın çalıştırılması, her şeyin düşünülerek, tefekkür edilerek neticeye varılması, Kur'ânî bir emirdir. Düşünce,düşünme, tefekkür, tedebbür sayesinde, bu aziz milletin bağrından öylesine filozoflar, bilginler, düşünürler, ilmî sahalarda dünyaya meydan okuyan dehalar yetişmiştir ki, onların tamamını rahmetle, dua ile anıyorum. Aklı , Kur'ân'ı, tefekkürü sürekli canlı ve diri tuttuğumuz dönemlerde, dünya milletleri, kapılarımızı aşındırmışlar, üzengi öpmüşlerdir. Örneğin; Farabi, İbni Sina, Razi, Buhari, Müslim, Akşemseddin vb. alimlerin bu gün bile yerleri doldurulamamıştır.

    Onun içindir ki; " Akif'e göre  iman olmadan insanın nüsha-i kübrâ olduğunu düşünüp öylece hükmetmesi mümkün değildir. Bu görüşü desteklemek için inananla inanmayanın durumları Safahat'da zaman zaman karşı karşıya getirilir. Söz gelişi, " Tevhid" şiirinde" Kötülük Problemi" dile getirilirken inancın önemi üzerinde ısrarla durulur. İnsanı kötülük karşısında ümitsizliğe korku ve dehşete sürükleyen şey, inançsızlıktır:

       " İmandır o cevher ki, İlâhî ne büyüktür...
       İmansız olan paslı yürek sinede yüktür!" ( Âkif )


    Yani, iman ve İslam'ın lafdan, sözden ibaret kalmaması, ictimai hayata da yansımadır. Toplum içerisinde, kötülükler, günahlar her gün alabildiğince yaygınlaşıyorsa , ribacılık, rüşvetçilik, kalpazanlık, hırsızlık, iltimas, fuhuş, kıtal, yalan, dedikodu, nemimecilik hergün  alabildiğince hız kesmeden yayılma alanı, ortamı buluyorsa, bu demektir ki, orada Kur'an ahkâmının yaşanmadığı, ismen var olduğu, namazların diğer ibadetlerin gösterişten ibaret olduğunu göstermektedir. 

    " Mü'min, diyor Akif, Allah'a dayanan, sa'ye sarılan ve hikmete ram olan bir insandır. Dikkat çekicidir: Âkif, imanı tarif ve tasvir etmeye çalışırken hemen daima " güven ", " ümit ", " aydınlık", "azim", "sa'y", " mücadele" vs. terimleri kullanır.

    Bu demektir ki, bütünüyle iyimserlik ve faaliyet kokan " Âkif'in dünya görüşünün odak noktasında iman ve hareketlilik vardır. Küfre ve inançsızlığa gelince, Âkif bunu da " ümitsizlik", " boşluk", "manasızlık", " ye's", " atalet", "karanlık" vs. kelimelerle tasvir eder." ( Diy. Dergisi, M. S. Aydın, 1983, sayı 4, sayfa 7-8 )

    Atalet, tembellik, miskinlik, merhamet avcılığı, onun bunun eline bakmak, çalışır durumda iken, çalışmamak, çoluk-çocuğunu sefil ve perişan etmek, Kur'ân Müslümanlığının kabul etmediği negatif unsurlardır.

    Diğer taraftan, tevekküle sığınmak, kaza ve kaderi öne sürmek hiç bir Müslümanın hak ve salahiyeti değildir. Burada bir öz eleştiri kabilinden şunu arzedeyim: Bundan birkaç sene önce idi.. Zonguldak'da yer altı kazası olmuş, insanlar yerin altında kalmışlardı. Bir devlet büyüğümüz, bilerek veya bilmeyerek bu hususta bir söz söyledi. " Onların kaderi böyle imiş!".. Akabinde, yine bir devlet yetkilisi, " güzel öldüler!" sözünü söyleyiverdi.

    Oysa, onların kaderi böyle değildi. O kaderin üstüne üstüne gitmek gerekirdi. Çünkü, böylesi bir sözü kendilerine yakıştırmam, layık görmem mümkün değildir. Çünkü,  Resulullah (sav)'in, muhterem torunları, cennetin reyhanı kabul edilen, Hz. Hüseyin ve diğer yakınları Kerbela'da şehit edildikleri zaman, o zamanın, Emeviyye kodamanları " bunların kaderi böyle imiş(!)" sözünü söylediler.

    İşte, o tarihten bu yana, küçük bir mes'elede hemen suçu, günahı, vebali, sorumluluğu kaderin üstüne atarız. Adamcağız, hasmını öldürmek için çifte silahla gezinir ve yakaladığı yerde öldürür. Bizler, hemen işin kolaycılığına kaçar "bunun kaderi böyle imiş" kolaycılığı  hazır beklemektedir.

    Bir diğer örnekde şudur: Karayollarımız kan revan içerisindedir. Her gün onlarca insanımız trafik canavarına teslim edilmektedir. Halbu ki, batı ülkelerinde, ülkemize göre, trafik daha yoğun,  alabildiğince faaldir. Buna rağmen, trafik kazaları az, ölümler nadiren görülen vak'alardır.

    Tabii ki, tüm bu trafik vahşetine hemen cevap bulma işimiz kolaydır. Ölenlerin kaderi böyledir. Yahu kardeşim, şoför eğitilmemiş, insana saygısı yok, hız limiti nedir bilmiyor, yoldaki trafik işaret ve göstergelerinden bihaber, hatta, çok şoförümüz emniyet kemerini takmasını bile bilmiyor. Hal böyle iken, şimdi, kalkıp ölenlere, sakat kalanlara, "bunların kaderi böyle imiş" zevzekçe sözünü söylersek, bu söze kim inanacaktır?

    İsterseniz, özetde olsa bir başka rezalete parmak basalım: Ateizm ve nihilizm tehlikesidir. Yetişen neslimiz müsbet ve menfi yönlerde bulunduğundan, üniversite gençliği sağ ve sol kulvarlarda hala kavgalı bulunduklarından dolayı, onları kurtaracak, onları tatmin edecek, yani, dinsizlik ve hiççilik karşısında onları tatmin edecek, kalplerini doyuracak bilgiler sunmamız lazımdır.

    Camilerimize nazar ettiğimiz zaman görüyoruz ki, her an, her dem, her zaman cemaatin çoğalması, artması yerine, sürekli fire verilmekte, cemaat sayısı azalmaktadır. Hele bilhassa, yatsı ve sabah namazlarında kaç tane cemaatler camiye gelmektedir? Buradan şu noktaya gelmek istiyorum:

    Gençliği, yetişenlerimizi cemaatlere taşıyacak, saflarını sıklaştıracak bir tek alternatif bulunmaktadır. Kur'ân Müslümanlığı!.. Aksi halde, aklımızı başımıza almazsak, hâlâ atalardan kalma adetler devam etsin dersek, ateizmin, nihilizmin önünü almamız mümkün olmayacaktır.

    Netice olarak;

    " Taklit ve göreneklere körü körüne bağlılık,   biri geçmişimiz, biri de geleceğimizle ilgili olmak üzere iki büyük tehlike doğurmuştur. Taklitçilik yüzünden İslâm'ın arı duru dünya görüşü zamanla kararmıştır. Meselâ Kur'ân, en çok okunan fakat az anlaşılan bir kitap haline gelmiştir.

    Bunun neticesi olarak da bazı şartlar altında yazılmış, başka ihtiyaçlara cevap vermek için kaleme alınmış bir çok dini eser, nerede ise Kur'ân'ın yerini almıştır. Başka bir deyişle " tarihi" olanla " İslâmî" olan birbirine karıştırılmıştır." ( Diy. Dergisi, 1983, sayı 4, S. M. Aydın, sayfa 10 )

    Gerçekten, bu gün ellerde dolaşmakta nice kitaplar vardır ki, irşad etme yerine, nasihat, tebliğ yerine insanların, okumuşların kafasını karıştırmakta, fayda yerine zararlı olmaktadırlar.

    Örneğin; Kara Davut, Envarul Aşıkin, Dürretil Vaizin, Muhammediyye, Seadeti Ebediyye, Tavaslı kitapları vb. Soruyorum: Bu kitaplar topluma ne verebilecektir? Zaten vermemiştir. Onun içindir ki, yetişen neslimizi doyurucu, tatmin edici Tevhidi eserlere, Kur'ânî neşriyatlara ihtiyacımız bulunmaktadır. Söz konusu eserlerin çoğalması içinde, ülkemizde isim yapmış veya yapmamış, medya vaizleri dışında öylesi ilim ve fikir adamlarımız vardır ki, millet olarak, nesil olarak onların kitaplarına acilen ihtiyacımız bulunmaktadır. Rabbimiz!.. Sayılarını çoğaltsın, Kur'anî merhalelerde yol almayı, hedefe koşmayı lütfetsin!.. Selam ve dua ile..

    Şerafettin Özdemir /Hollanda

Gençliği, yetişenlerimizi cemaatlere taşıyacak, saflarını sıklaştıracak bir tek alternatif bulunmaktadır. Kur'ân Müslümanlığı!.. Aksi halde, aklımızı başımıza almazsak, hâlâ atalardan kalma adetler devam etsin dersek, ateizmin, nihilizmin önünü almamız mümkün olmayacaktır. Gözümüzü Açmalı, Aklımızı Başımıza Almalıyız !

Yorum Gönder

Author Name

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *